Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Fark ettiniz mi, cunta Deniz Baykal'a da karşı...

30 Ocak 2010 Cumartesi

Genelkurmay Başkanlığı'nın biraz gecikmeli de olsa 'Balyoz Planı' konusunu ciddiye almasını ve yayınlarda adları geçen askeri personelin bütününü kapsayan bir soruşturma başlatmasını sevinçle karşıladım.

Pek çok başka kişiden farklı olarak, askerlerin 'darbe' yapacaklarına inanmayanları anlayışla karşılıyorum. Günümüzdeki gibi kafa karışıklığının had safhada olduğu ortamlarda, siyaset platformu ister istemez kutuplaşır. Muhalifler kemikleşmiş muhalife dönüşür ve iktidarın iş başından gitmesini kafasına takar...

Deniz Baykal sözgelimi, bugün bu durumda. İktidara takıntılı olduğu için, Taraf gazetesinin yayımladığı belgelerden kuşku duymasını doğal karşılıyorum CHP liderinin... Bir İsmet Paşa değil o; kurum içerisinden haber kendiliğinden gelmiyor... Eskiden asker kökenli yöneticiler vardı CHP'de, şimdi sayıları azaldı ve olan-biteni ilk elden öğrenme imkânından mahrum Deniz Bey...

CHP'nin geleneksel bağları artık kopuk olduğu için, liderinin de cihet-i askeriyede olan biteni doğru okuması ve ona göre tavır belirlemesi hayli zor. Kendisi bizzat cuntacılarla al takke ver külâh olacak değil ya! Zaten cuntacılar da, darbe yaptıklarında, Bakanlar Kurulu'nu, Deniz Baykal'ın muhalifleriyle oluşturacaklarmış; bakanlık koltuklarının çoğunu CHP'den tasfiye edilmiş politikacılara ayırmışlar çünkü...

Gözlerden kaçan gerçeği artık görün isterim: Demokratik sistemi sekteye uğratıp siyasete müdahale edeceklerin beğendiği bir kadro tarafından yönetilmiyor bugünkü CHP... Öyle olsaydı, darbe sonrası kuracakları hükümetin kimlerden oluşacağına karar verirken, cuntacılar, hep Baykal-muhaliflerini tercih etmezlerdi.

Muhtemel Bakanlar Kurulu listesine bakınca bu gerçeği daha iyi anlıyorsunuz: Askerlerin tercih ettiği politikacılar arasından Hikmet Çetin, Yıldırım Aktuna, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, İsmail Cem, İstemihan Talay vaktiyle Baykal'a karşı mücadele vermiş CHP kökenli siyasiler... Hüsamettin Özkan, Zekeriya Temizel, Hikmet Uluğbay da DSP'li...

Deniz Bey bu durumu bir yere not etmiş midir acaba?

Bu sormamın sebebi, Deniz Bey'in bu süreci en hafifi "Patates", en ağırı "Böyle bir şey varsa çok yadırgarım" olan ve sonuçta bir anlam taşımayan çıkışlarla savma çabasında olduğunu görmem...

Medyadaki kuşkucuları da anlayışla karşılamaya hazırım. Her ne kadar 'yararlanılacak gazeteciler' diye bir liste yapılmışsa bile, eskisi gibi karargâhtan birinci el özel bilgi alamıyorlar son birkaç yıldır. Çalıştıkları gazetelerin manşetlerinden değerlendirdikleri sıcak haberlere imza atmış tiplerin çoğu ortada yok zaten; bir kısmının başı adaletle dertte...

Gazetecilerin bazısı 'yararlanılacaklar' arasına konuldukları için homurdanıyorlar.

Homurdananların çoğunluğu teşkil ettiği gazetelerde Taraf'ta çıkan haberler ve o haberler üzerine yapılan yorumları boşa çıkaracak yayınlar işe yaramıyor. 'Balyoz Planı' hakkında kuşku yaydılar günler boyunca; ama şimdi Genelkurmay'ı bile hareketlendiren bir durum söz konusu... Sürekli ekranlarına çıkarıp sözlerini doğru kabul ettikleri kişiyi nasıl unutturacaklarını düşünüp duruyorlar.

Şamil Tayyar başka bir kuşkuyu dile getirdi dünkü star gazetesinde: 'Balyoz Planı'nı sızdıranlar Ergenekoncu olabilirlermiş... Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ ile Başbakan Tayyip Erdoğan'ın arasını açma amaçlı bir girişim gözüyle yaklaşıyor sızdırma olayına...

Bu da bir kuşku. Kuşkusu dikkate alınması gereken biri star yazarı; ancak kuşkusu doğru olsa bile, 'Balyoz Planı', daha doğrusu planın gazetelere yansıması ve aldığı tepkiler, tam tersi bir sonuç doğurdu. Daha önce medyaya yansıyan darbe planlarına kuşkuyla yaklaşan ve hemen hepsini bir biçimde önemsizleştiren Genelkurmay, 'Balyoz Planı'nı ciddiye aldı. Plan hazırlıklarında isimleri geçen 100'ün üzerinde subayın sorgulanacak olması bunu gösteriyor.

Genelkurmay yapması gerekeni yapacağa benziyor, ama sivil yargı neden kımıldamıyor?

Planda öngörülen eylemlerin hemen bütünü sivil alanı ilgilendiriyor. Evet, içinde bir komşu ülke uçağını düşürmek, o olmazsa komşu ülke uçağı tarafından düşürüldüğü süsü verilecek biçimde kendi uçağımızı düşürmek gibi 'askeri suç' sayılacak eylemler de var, ama plan hayata geçirilseydi bir cuma günü Fatih ve Beyazıt camilerinde patlayacak bombalar sivilleri öldürecekti.

Kendileri gibi düşünmeyen gazetecileri tutuklamaktan söz ediyor plan; cuntanın 'D günü' 36 gazeteci kendilerini kodeste bulacaktı. Ya hükümetin devrilmesi amacı? Bu amaç TCK 311 ve 312'ye giren suçlardan değil mi?

Öyleyse, sivil savcılar neden şimdiye kadar harekete geçmediler?

Bu yazı toplam 1988 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri