Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Herkesin hakkını teslim ediyorum

09 Ocak 2010 Cumartesi

Okurları olarak hakemlik yapabilecek durumda olduğumu sanıyorum: “Türkiye'de bir sivil darbe süreci yaşanıyor, Putin-vâri bir diktatörlük yönetimi yerleşiyor” diye özetlenebilecek tezi son zamanlarda televizyon programları ve gazete manşetleri ile iki gazetedeki köşelerinde savunan Nuray Mert olsa da, tezin patenti Milliyet yazarı Mehmet Tezkan'a ait...

Vatan'da üç yıl önce başlattığı bombardımanı şimdilerde Milliyet'te sürdürüyor Tezkan...

Medyamızda aynı tezi bıkıp usanmadan savunan başkaları da var: Cumhuriyet gazetesinin 27 Nisan (2007) öncesinde başlattığı 'Tehlikenin farkında mısınız?' kampanyasını nasıl unutabiliriz? O kampanya da aynı tezin bir başka ifade biçimiydi.

Milliyet yazarı Kadri Gürsel de her fırsatta köşesinde bu iddiayı hatırlatan yazılar yazdı. Ak Parti'yi öven yabancı gazetecilere köşesinden ağzının payını verirken, “Nasıl olur da bunları görmezsiniz?” azarıyla teze dayanak teşkil eden görüşlerini birbiri ardına sıraladı.

Vatan'ın pek çok yazarı da yıllardan beri aynı görüşte. Güngör Mengi, Ruhat Mengi, Necati Doğru, Süheyl Batum “Tezin ilk savunucuları bizleriz, hakkımızı teslim edin” derlerse hiç itiraz etmem.

Herkes haksız yere onun üzerine gidiyor, Nuray Mert son çıkışında şimdiye kadar isimlerini saydıklarıma ek olarak Hürriyet'ten Oktay Ekşi, Özdemir İnce, Radikal'den Haluk Şahin, Milliyet'ten Hasan Pulur, Melih Aşık gibi yazarların yıllardır ileri sürdüklerini tekrarlamış oluyor. Yurtdışında da teze babalık iddiasında bulunabilecek yazarlar az değil...

Kendisini 'merkez medya' olarak tanımlayan gazetelerde bu teze inanmayan, “Ak Parti'nin uygulamalarında sorunlar olabilir, ama diktatörlük mü, dalga mı geçiyorsunuz?” tavrını benimseyen tek kişi Milliyet yazarı Hasan Cemal değil. Şu dönemde yazılarıyla demokrasi düşmanlarına ağızlarının payını veriyor Hasan Cemal, ancak Radikal'i yöneten İsmet Berkan da Türkiye'yi sallama amaçlı tezin savunucularını köşesinde sarakaya alıyor.

Tabii demokrasiyi önceleyen yazarlar Hasan Cemal ve İsmet Berkan'dan ibaret değil. 'Merkez medya' denilenlerin hemen hepsinde, grubun genel kabullerine aykırı gelse de, “Türkiye birinci sınıf bir ülke oluyor” görüşüne sahip yazarlar da seslerini çıkartıyor.

Beni şu sıralarda en fazla meraklandıran konuyu da sizlerle paylaşmak isterim. Kendi yazarları yetmezmiş gibi dışarıdan yardım derdine de düşerek tezi gürültülü biçimde savunan Milliyet ve Vatan için, Doğan Grubu, Koza Grubu'yla satış müzakeresi yürütüyor. Müzakereler sonuç verirse, bu iki gazete ve Star-TV Bugün gazetesi ve Kanaltürk ile kardeş kuruluş haline dönüşecek.

Etraftan işitilenler doğruysa, müzakereler her an el sıkışmayla ve gazetelerle kanalın sahip değiştirmesiyle sonuçlanabilir.

İçinde altın madenlerinin de yer aldığı hızlı büyüyen bir ticari kuruluş Koza Grubu... Öyle olmalı ki, Doğan Grubu, Alman tâlibi bir tarafa bırakıp satış için Koza'yla görüşmeyi yeğledi. İki gazete ve TV kanalı için Almanların verebileceği rakamın üstünde bir bedeli Koza ödeyebilir. Tabii isterse...

Merak ettiğim konu şu: Satış süreci içerisinde bulunan iki gazetenin şu sıralarda kopardığı gürültü acaba bu satışla ilgili mi? Gazeteleri hazırlayanlar, köşelerde yazanlar, Koza yönetimine, bu yolla “Bizi alma” mesajını mı göndermiş oluyorlar? Koza Grubu bu gürültüden duyduğu rahatsızlıkla masadan kalkarsa, bu Doğan Grubu için iyi mi olur, kötü mü?

Hürriyet'te son radikal değişimin öncesinde yazdığım bir yazıda, Grup patronuna, “Ben sizin yerinizde olsam, Hürriyet'i yönetmenine devrederim” aklını vermiştim. Aydın Doğan künyeden ismini çıkarttı. Yayın yönetmeninin de ismi künyeden çıktı, ama o ve köşeleri kendilerine emanet ettiği dostları gazetenin kimliğini belirlemeye devam ediyorlar.

Tabloya baktığımda, “Galiba Aydın Bey 'Gazetenizi yönetmene bırakın' tavsiyemi tutmuşa benziyor” diye düşünmeden edemiyorum.

Şimdi benzer bir teklifi Milliyet ve Vatan için de yapsam mı acaba? Bu iki gazeteyi yönetenleriyle köşe yazarlarının sahipliğine terk etmeyi düşünmez mi Grup? Hem de öyle büyük paralar borçlandırarak değil, hiç para almaksızın? Böylece ülkemizde yeni bir yayın modelinin başlamasına da sebep olur, çalışanların sahipliğine geçen Vatan ve Milliyet ülkemizin 'çalışanı sahibi de olan' ender örneklerinden ikisi haline dönüşür.

Ben bazen böyle 'fantastik' hülyalar kurarım.

Bu yazı toplam 2220 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri