Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Hindistan'ın çekim gücü

09 Şubat 2010 Salı

Beni kendine çekmekte Hindistan'ın üstüne yok. Ne zaman gelsem, "Herhalde bu sonuncudur" hissiyle ayrılıyorum; her üç-beş yılda bir yolum yine buralara düşüyor. İlk gelişim Turgut Özal'laydı, sonuncusu da o zamanki şair başbakanları Atal Bihari Vajpayee'nin daveti üzerine gelmiştim. Arada Bülent Ecevit ile ve bir de Rajiv Gandi'nin cenaze töreni için gelişim var...

Şimdi de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün uzun sayılabilecek resmi gezisi için buradayım...

Eski gezilerin en renklisi suikasta uğrayan başbakan Rajiv Gandi'nin cenaze töreni için gelişimizdi. Turgut Özal Türkiye'deki yoğun gündem yüzünden kendisi gidemeyince Devlet Bakanı Vehbi Dinçerler'i törende kendisini temsille görevlendirmiş, uçağını da gezi için tahsis etmişti. Yedi-sekiz kişi olmalıyız. İkisi de rahmetli Yalçın Özer ile Muammer Yaşar Bostancı'yı hatırlıyorum; bir de Fatih Çekirge'yi...

Kötü bir otelde bizlere yer ayırtan büyükelçi evsahipliğinde de biraz cimri davranmıştı. Büyükelçilik ikametgâhında bakan ve yanındakiler için verdiği yemek sırasında, Vehbi Dinçerler'e saygı konusunda da hepimizi hayretlere düşüren bir tavır sergilemişti. Döner dönmez ilk işi büyükelçiyi merkeze aldırmak olmuştu Vehbi Bey'in; "Kendi ülkesinin bakanına böyle davranan, bulunduğu ülkenin vatandaşına ne yapmaz?" görüşüyle...

Son gelişim ise ülkemizi resmen ziyaret etmeye hazırlanan Başbakan Vajpayee'nin davetiyleydi. Hepi topu üç gazeteciydik. Bizi mükemmel ağırladı Hint Dışişleri Bakanlığı. O zamanki Büyükelçi Hasan Göğüş bizleri ülkenin öndegelen aydınlarıyla aynı yemek masası etrafında buluşturdu, aynı günün akşamına da bırakmadı...

Bihari Vajpayee herbirimizle ayrı ayrı görüşüp aynı sözleri söylemişti; biraz da bu yüzden unutmadım o geziyi... Çıkarken de elimize İngilizce şiirlerinden oluşan '21 Poems' adlı kitabı imzalayıp hediye etti. Hintlilerin nezaketini en fazla o gezi sırasında müşahede etmiştim.

Yeni Delhi dönüşü büyükelçiliklerinde ağırladıklarında, elçilik müsteşarı, elime kendi ülkelerindeki lâiklik uygulamalarıyla ilgili bir kitapçık tutuşturmuştu. O günlerde yazdığım bir-iki yazıda kullandım oradaki bilgileri, ama Hindistan uygulamalarından verdiğim örnekler kimsenin kılını kıpırdatmadı.

Oysa Hindistan 'dünyanın en kalabalık demokrasisi' olarak kazandığı ününü dine karşı hoşgörülü lâiklik uygulamalarına borçlu. Büyük ihtimalle Ecevit buradan etkilenmiştir. Kast sistemi olan bir ülke burası; aynı zamanda dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna da sahip. Hindular yanında Sihler, Budistler ve başka inançlara mensup olanlar var. Hepsini birarada tutan ilk bakışta 'demokrasi' görünse bile aslında dinlere karşı gösterilen hoşgörü ve onun devlet sistemine dönüşmüş biçimi olarak lâiklik daha etkili...

Hindistan Yüksek Mahkemesi üyeleri önlerine giden konuyla ilgili her davada hiç tereddüt etmeden inanç sahiplerinden yana kullanmışlar oylarını. "Tutuculuk veya bağnazlık yapılsa tutkal çözülüp bütün sistem başımıza yıkılabilir" diye açıklamıştı bir Hintli aydın hassasiyetlerini...

Geldiğimizde Hindistan'ın cumhurbaşkanlığı koltuğunda bir Müslüman oturuyordu ve devlet kademelerinde Müslüman kimliği adından belli olan pek çok kişi önemli görevlerin başındaydı. Kimsenin başındakiyle veya suratının kılıyla uğraşmak aklından geçmiyordu lâikliğe önem veren Hintlilerin...

Doğrusunu söylemek gerekirse, bizde sorun teşkil eden 'türban' sözcüğü bile Hindistan'la irtibatlı. En yaygın Hint dinlerinden olan Sihler'de 'türban' yalnız kadınlar tarafından değil erkeklerce de kullanılıyor. Saçlarını kesmiyor Sihler ve türbanları içinde saklıyorlar. Bizdekinin tersine, Hindistan'da 'türban' kamusal alanın her yerinde rahatlıkla yer alabiliyor; kadınlarda da, erkeklerde de...

Şunun üzerinde düşünün bir kere: Hindistan nereden baksanız bir milyarın üzerinde (1.147.995.898) nüfusa sahip bir ülke... Bu nüfusun içinde çoğunluğu Hindular teşkil ediyor, ama sayıları 200 milyonu aşan Müslümanlar da dikkate alınması gereken bir nüfusa sahip... Daha ciddi bir ayrışma dil konusunda yaşanıyor. Hindu çoğunluk, ama Hindi denilen dil ancak halkın yüzde 30'u tarafından konuşuluyor. Hindistan'da resmi dil sayısı 16; bunlar dışında da 1600'ün üzerinde lehçe konuşuluyor...

Bir diller, ırklar ve dinler meşheri Hindistan ve bu karmaşayı siyasal sistem içerisinde dengede tutmayı başarıyor. Kimse kimsenin diline, dinine, meşrebine, giyimine karışmıyor, herkes temsil ettiğince siyasi sistem içerisinde yerini alıyor ve devletin her makamı her dilden, her dinden insana açık...

Bu yazı toplam 1622 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri