Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

İktidar mücadelesi: Dün ve bugün

26 Eylül 2008 Cuma

Türkiye'nin her bakımdan iktidar mücadelelerine sahne olduğunu sanırım zihni açık olan herkes artık görüyor. Yoksa PKK durduk yerde 25 militanının hayatını riske atan bir eyleme neden girişsin? Sonuçta “PKK” dediğimiz de 'iktidar aracı' birileri için ve ölenler kendilerini onların iktidar oyununa feda ettiklerini bilmeden ölüyorlar.

Eylemin zamanlaması için herkesin bir sebebi var: Kimi “Meclis'e sunulan sınır ötesi harekât tezkeresini etkilemek için” diyor... Kimine göre, ABD'nin eli ekonomik krizle meşgul olduğu için birileri Türkiye'yi Irak'a çekmek istiyor, PKK buna âlet oluyor... Pek çok kişi de, “Anayasa Mahkemesi'nden çıkacak DTP kararının olumsuz olmasını, Altınova'da meydana gelen etnik çatışma eğiliminin bütün ülkeye yayılmasını istiyor PKK” görüşünde...

Bunların hepsi de üzerinde durulmayı gerektirecek ciddiyette gerekçeler; ancak benim tezim farklı: Aktütün saldırısı mart ayında yapılacak yerel seçimi etkileme amaçlı bir PKK eylemi; Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da DTP aleyhine ve Ak Parti lehine yeniden oluşan kuvvetler dengesini bozmak istiyor... Orantısız güç kullanımını PKK üzerine çekerek...

Bütün derdi, Diyarbakır ve Şırnak gibi büyük merkezlerin Ak Partili belediye başkanlarının eline geçmemesi...

Hiç hayret etmeyin, bütün dünyada iktidar mücadelesi güç oyununa dayanır ve bütün unsurlar diğerini geriletmek veya yok etmek için elinden ne geliyorsa onu sahneler...

Tayyip Erdoğan'la Aydın Doğan arasındaki 'kavga' da böyle bir güç ve iktidar mücadelesiydi. Bu özelliğiyle pek az kişi anladı o kavgayı. Özellikle de ülkemizin en büyük medya patronu Aydın Doğan'ın yanındakiler... Teşvik ederek, kışkırtarak, sonuçta yenemeyeceği bir savaşın içine soktular patronlarını...

Sonunda gerçeği gördü Aydın Bey ve “Bunu ben istemedim, benim açımdan olay bitmiştir” mesajını verme ihtiyacı duydu. İş işten geçtikten ve adını 'kaybedenler listesi'ne yazdırdıktan sonra... Keşke ilk başta nereye sürükleneceğini görebilse ve o öngörüye uygun tavır alabilseydi Aydın Bey; belki de ülkeyi sakat bir medya düzeninden kurtarma yolunda adımlar atabilirdi.

Bunun bedelinin kendileri olabileceğini düşünmüş olmalı yanındakiler...

Dün bir Hürriyet yazarı daha önce yapması ve patronuna da duyurması gereken türden bir tahlille çıktı okur karşısına. Zeki olduğu için doğrudan yapmak yerine, sanki karşı tarafa ters kroşe çıkarmış havası içinde yapmış bunu... Aferim ona. Umarım Aydın Bey yazısını okumuş ve benim çıkardığım sonuca ulaşmıştır...

Eskiden iktidarı öven yazarlara 'yalaka' denirmiş; Ak Parti kendisini 'iktidar ama muktedir değil' diye gösterebildiği için, destekçi kalemler de sistem muhalefeti yaparak kendilerine 'yalaka' denmesini önlüyormuş... “Her fırsatta 'asıl güç biziz' mesajı veren 'Çankaya' vardı. 'Asker' vardı. 'YÖK' vardı, 'yargı' vardı...” Bu yüzden, destekçi kalemler, “Asıl iktidar odağı AKP değil ki... Siz AKP'ye vuruyorsunuz ama asıl iktidar odaklarıyla bal kaymak vaziyetindesiniz diyorlardı.”

Aslında böyle diyenler olduğunu sanmam. Zaten Hürriyet yazarının da derdi bu satırlarla ifade ettiği değil. Esas bundan sonra gelen satırlar için yazısını yazdığı o kadar belli ki... “Ve bugün” diye başladığı bölümü, yukarıda PKK örneğiyle anlattığım 'iktidar mücadelesi' tezini aklınızda tutup okumanızı tavsiye ederim:

“Ve bugün. Ama bugün işin rengi değişti... 'Çankaya' onlardan yana... 'YÖK' ellerinde... 'Yüksek yargı'nın muhalefete mecali yok... 'Asker'in de elinden bir şey gelmediği anlaşıldı... Kısacası... Denge bozuldu... Artık memlekette AKP'den daha kudretli bir iktidar odağı kalmadı...”

Bu satırları “Ya medya?” diye okuyunca, “Bunları Tayyip Erdoğan ve Ak Parti'yi bitirmek için mücadeleye başladığında patronlarına anlatsaydın ya be dostum” diye düşünmeden edemedim.

Anlatsaydı ve sonucu kimseye 'hoş' gelmeyen bir kavga yerine gazeteciliğin evrensel ilkelerini hayata geçirecek yeni bir medya düzeni devreye girseydi ne kadar iyi olurdu.

Referans gazetesinde haftalık konuşmalar yapan Nuray Başaran sorularını bu hafta eski FP milletvekili Prof. Mehmet Bekaroğlu'na yöneltmiş. “AKP tabanı, olanları yolsuzluk olarak görmüyor” diye bağlamış göz açıcı sözlerini psikiyatri profesörü Mehmet Bekaroğlu. Onu bu sonuca vardıran gerekçe başka, ya da kime konuştuğunu bildiği için, “Sizin medyanın inandırıcılığı yok” gerçek sebebini fâş edememiş... Olsun.

Erken başlattığı yerel seçim sonucunu etkileme amaçlı güç mücadelesinden başarıyla çıkması mümkün mü PKK'nın?

Mümkün olsaydı, ülkemizin en büyük medya patronu Tayyip Erdoğan'la kavgasından galip çıkardı.

Bu yazı toplam 3574 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri