Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

İlginç bir yazı

14 Kasım 2008 Cuma

Son zamanlarda okuduğum en içten yazılardan biri, dün, çoktan satan bir gazetede imzasız olarak yayımlandı. Türk basın tarihine geçecek 'değerde' gördüğüm yazıya yazarı keşke adını da açıkça yazsaydı. Belki de “Kim yazdı?” diye merak etmemizi beklemiştir.

Yazının okurken “Yok ya!” tepkisiyle altını çizdiğim satırlarına isterseniz beraberce bir göz atalım. Bakın yazının girişindeki hüküm cümlesi nasıl: “Türk basınında âdil ve dürüst yarış imkânı ne yazık ki tedavülden kalktı. Kaldırıldı, iptal edildi.”

Geçmişte, hepimiz biliyoruz, üç patron biraraya geldiklerinde hem kendilerinin ilgi duydukları alandaki sorunları çözecek kararlara varırlar, hem de Türk siyasi hayatını tanzim edebilirlerdi. O güzelim günler bugün de devam ediyor olsaydı gazete fiyatlarını derhal artırırlardı sözgelimi... Şimdiyse, patron sayısı arttığı, daha da önemlisi üç patronun biraraya gelişi imkânsızlaştığı için, hem patronların sorunları çözülmeden duruyor, hem de Türkiye siyaseti o değerli insanların katkılarından mahrum kalıyor...

Şimdilerde olan-bitenin sebebini yazar takip eden paragrafta şöyle açıklıyor:

“Babıâli'nin DNA'sı bozuldu, genlerine fesat yerleştirildi. Mahallemizin ilginç bazı yeni sakinleri var. Kalleşçe, birlikte pusu kurup mahallenin eski sakinlerinin üzerine çullanıyorlar. Siyasetçi eliyle cüce, yandaş ve besleme bir basın yaratıldı.”

İlginç değil mi?

Bu basının ne yaptığının itirafı için bir paragraf atlamanız ve daha sonraki paragrafı okumanız gerekiyor: “Bütün gün sahibinin dizinin dibinde oturup, yukardan 'Saldır' sesi geldiğinde saldıran yeni bir tür bu. Bildiği tek istikamet, sahibinin işaret parmağının ucu. Konuşabildiği tek lisan, sahibinin iki dudağının ucundan fışkıranlar. Bu basın besleme... Kabına kim yiyecek koyarsa onun emrine amade.”

Hayır, Necip Fazıl Kısakürek'in vaktiyle 'Babıâdi' diye vasıflandırdığı içinde kendisinin de yer aldığı basın hayatına dair eski bir yazısını sizlere yeniden sunuyor değilim. En başta söylediğim hâlâ geçerli: Eski bir yazı değil bu, öyle kıytırık bir yayın organında da çıkmadı; çok satan bir gazetede dün çıktı.

Ancak yine de haklısınız: Söyledikleri Necip Fazıl merhumun kaleminden çıkan o dehşetengiz Babıâli eleştirilerini andırıyor... Hani “Bunların 'Allah bir' tespitlerini kendiniz de doğruluğuna iman etmiş olduğunuz için doğru kabul edeceksiniz; onun dışında bütün yazdıkları yalan” derdi ya rahmetli...

Biraz sonra gelen paragraflar ise Osman Yüksel'in kaleminden çıkmışcasına keskin: “Çıkardıkları şeyin adı hukukta 'mevkute' diye geçiyor. Hayrettir, kimse onlara 'gazete' demiyor.”

Kendilerini övme gayretkeşliğine giriştiği bir-iki lüzumsuz paragrafı atlayınca yine göz kamaştırıcı satırlar çıkıyor karşımıza: “Habercilik, gazetecilik yarışına hiç girmezler. Çünkü bilirler ki, daha ilk 50 metrede havlu atacaklar. Gazetecilik dalında yarışamayınca başka branşa geçerler. En iyi bildikleri dal, iftira atmadır. Orada rekorlarına kimse erişemez.”

Allah Allah... Bu ne açık sözlülük böyle!

Daha da şaşıracağınız satırlar ne yapmaları gerektiğine dair düşünceler üretip sonunda nafile olduğunu anladıklarıyla ilgili ve en sonda: “Mesleki rekabet desek, Babıâli olimpiyatlarında, iftira atma diye bir branş yok. Varsa da biz o yarışta yokuz. Öyleyse, evli evine, köylü köyüne. Biz gazeteciliğe, siz yarıştığınız iftira ve pislik kulvarına. 'Sahibinin sesi' olmak kolay değildir, çok meşakkatli iştir. Allah'tan ki, böyle musibetleri sava sava yaşamayı ve bir de şunu öğrendik. Türkiye'de iktidarlar geçici; Babıâli'deki cüce beslemeleri ise onlardan bile gelip geçici. Bizse hancıyız...”

Yazıda sizin de dikkatinizden kaçmadığını sandığım o mustağni tavır, akıllara, geçmişin 'doğru'dan başka ölçü bilmez üstadlarını, kılı kırk yararak gerçeğe ulaşmaya çabalayan gayretkeş ve muzdarip kudema yazarları hatırlatıyor... Mihnetle yürüttükleri mesleklerinin halka dönük yüzü sebebiyle patronlarına metelik vermeyen gazetecileri...

Bu yanlışlığa düşmemeniz için burada yazının nerede çıktığını ve hangi vesileyle yazıldığını açıklamam şart: Dün Hürriyet'te çıktı bu yazı ve yazarının derdi de, patronu hakkında star gazetesinde çıkan bir habere cevap yetiştirmek...

Size sunmadığım birkaç paragrafta, muhatabından 'cüce', 'yandaş' ve 'besleme' gibi sıfatlarla söz ediyor ve burada okuduğunuz cümlelerle de okurları nezdinde onu mahkum etmeye çalışıyor...

Ben büyük bir keyifle okudum yazıyı ve arşivime kaldırdım. Sizi haberdar etmeseydim, herhalde bana kızardınız...

Bu yazı toplam 3754 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri