Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Kaynak dediğin nedir ki...

11 Şubat 2009 Çarşamba
Pazar günleri Hürriyet'in tam bir sayfasını işgal eden kişinin 'ilham kaynağı' konusunu sorgulayan okur yazısı muhatabın tepkisini çekti. Hem de ne tepki! Böyle küfürlü yazıları okurken yüzüm kızarıyor. “Bu yazar nereden esinlenmiş?” merakıyla yola çıkan okurun adını iyi ki vermemişim.

Küfür rahatlatır, ama küfür edenin 'haklı' çıktığını hayatımda hiç görmedim. Kendi hesabıma ben, yazıp söylediklerime küfürle mukabele edenlerden daha da huylanırım. “Acaba hangi açıklarını kapatmak için küfüre sarılıyorlar?” diye düşündüğüm için...

Dün burada sergilenen olay iyi bir örnek: Cumhuriyet'te yazan Orhan Birgit geçmişin pek çok alengirli siyasi olayında kendisinin bir biçimde rol oynadığını ne zaman yazsam bana küfürle mukabele etmişti; aaa bir de ne göreyim, geçtiğimiz hafta sonu, Vatan'dan Sanem Altan'a, üzerine bir de “28 Nisan 1960 öğrenci olaylarının perde gerisinde de ben vardım, olayları ben yönlendirdim” itirafını ekleyerek, her şeyi açık seçik anlatmıyor mu?

Ne alâkası varsa, “Ergenekon'dan beni de içeri alırlar mı?” endişesiyle geceleri uyuyamıyormuş Orhan Bey...

Konumuz 6/7 Eylül'de (1955) İngiliz parmağı ve James Bond romanlarının yazarı da olan İngiliz MI6 casusluk servisinden Ian Fleming'in tam da o tarihte İstanbul'da ne aradığı... Hürriyet'teki yazının ana gövdesini bu iddia oluşturuyordu, ama yazar iddiayı nereden aldığına dair hiç renk vermemişti. Okurum, 2005 yılında çıkan bir Kulis'te Hürriyet'ten Safa Kaplan kaynak gösterilerek aynı konunun işlendiğini görünce kaleme sarıldı. Yazdığını burada yayımladım.

Yazarı küplere bindiren de bu... “Ben referans vermem arkadaş” dese, kimseye bir söz düşmeyecek... Ancak, o öyle yapmıyor, iki karşı argüman sürüyor ortaya: “Ben Google kullanmam; o sebeple Taha Kıvanç ve Safa Kaplan'ın yazılarından haberdar değilim...” Bir de “Ian Fleming'in 6/7 Eylül 1955 tarihinde İstanbul'da olduğuna dair başka kaynaklarım var...”

İki kitap ismi veriyor: Brendan O'Malley ve Ian Kreig'in 'The Cyprus Conspiracy' ile Makarios Druşotis'in 'Karanlık Yön EOKA' adlı kitapları...

Böylece hayatının yanlışını yapıyor... Kitaplar benim özel ilgi alanıma giriyor çünkü...

Druşotis'in kitabı, tahmin edileceği üzere, yazısının diğer bölümleriyle ilgili; ancak okurumun açtığı polemik, 6/7 Eylül olaylarında İngiliz parmağı ve James Bond yazarının o günlerde İstanbul'da bulunuşuna dair...

Cevabının “Lütfen okumadınız ise yazdığım bu yazıyı mutlaka okuyunuz. İngiltere diplomasisinin ve İngiliz Gladio'sunun neler yaptığını okuyup, iki halkın nasıl birbirine düşman edildiğini görünüz. / Evet diyorum ki, 6–7 Eylül meselesine bir de bu açıdan bakınız. / Hayır, 'birileri' o açıdan bakılmasını istemiyor. Tüm pis işleri Kemalist Cumhuriyet Türkiye'sinin üzerine yıkarak rejim değiştirmek istiyorlar” bölümünü okuduğunuzda, “6/7 Eylül'ün ardında İngiliz istihbaratı vardı” tezinin ilk kez kendisince ileri sürüldüğünü sanıyorsunuz.

“6/7 Eylül'de ne oldu” başlığını taşıyan dizimin üçüncüsünde bu teze ağırlık kazandıran yönleri burada aktarmıştım. Konuyla ilgili en etraflı kitabın yazarı Dilek Güven'in 'tespitlerinden birinin bu olduğunu' özellikle belirterek...

Cevabın en vahim tarafı 'The Cyprus Consiracy' kitabını Ian Fleming'in İstanbul macerasına kaynak göstermesi... Belli ki kitabın adı ('Kıbrıs Komplosu') bu atmasyona sürüklemiş kendisini. 1999 tarihli 268 sayfalık kitabın indeksinde Ian Fleming veya James Bond adlarına rastlanmıyor; İstanbul iki yerde (s. 23, 62) geçiyor... Yazarlar sayfa 62'de 1958'deki olaylara ve Kıbrıs mitinglerine değiniyor; 1955 6/7 Eylül olaylarını kısaca özetleyen sayfa 23'te ise James Bond veya Ian Fleming adı geçmiyor...

Google'a bakmayan ve bende bulunmayacağını sanarak ilgisiz kitabı kaynak gösteren biri için ne diyebiliriz?

Aslında onun için denilecekler ciddi bir tarihçi olan Doç. Hakan Erdem tarafından denildi, hem de fazlasıyla... Doğan Kitap'tan kısa süre önce çıkan 'Tarih-Lenk' adlı ve alt-başlığı 'kusursuz yazarlar, kâğıttan metinler' olan eserde önemli bir bölüm 'Popüler tarihlerin efendisi' diye tanıtılan Hürriyet'in pazar yazarına ayrılmış (s. 108-128).

Hakan Erdem kitaplarını didik didik ettiği yazarı kendisini eğlendirdiği için tebrik ediyor. Bir de şunlar için: “Yığılan onca rabıtasız, ilintisiz 'olguyu' ve 'bilgiyi', akıl yürüterek, akıl koşturarak, yorumlayarak yavanlıktan, sıradanlıktan kurtaran; kaynakları yetmediğinde Allah vergisi hayal gücünü devreye sokan; sadece tarih değil, coğrafya, sosyoloji, dilbilim, etimoloji, antropoloji, sayın sayabildiğiniz kadar bir sürü disipline unutulmaz katkılar yapan...” Böyle birine kaynak sorulur mu hiç!

O küfürlerine devam etsin; benim derim kalındır...
Bu yazı toplam 4014 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri