Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Kışlalı suikastının izinde

22 Temmuz 2008 Salı

Kendime ait 'izlenmeye değer yazar' listemde en başlara Mehmet Ali Kışlalı'yı yerleştirdiğimi burada kimbilir kaç kez ilân ettim. Sadece köşe yazılarını değil, kendisiyle yapılmış mülâkatları da yakın takibim altında tutarım. 'Askere en yakın bilinen yazar' konumundadır Kışlalı. Bir özelliği daha önemlidir benim için: Kendisinin rahle-i tedrisinden geçmemiş pek az meslektaşımız vardır.

Ergenekon operasyonu başladıktan sonra “Acaba kardeşiyle ilgili kuşkuları büyümüş mü?” diye kendime sorup duruyorum.

21 Ekim 1999 tarihinde bir siyasi suikasta kurban gitmişti öz kardeşi Prof. Ahmet Taner Kışlalı. Üniversitede verdiği dersler yanında Cumhuriyet gazetesinde köşesi de bulunuyordu. Bir sabah eşi ve küçük çocuğuyla şehre inmek üzere onlardan önce otomobilinin başına gitmiş, silgece yerleştirilmiş poşetin içindeki bombanın patlamasıyla hayatını kaybetmişti.

Eylemle ilgili 'İslâmcı' bir grup yargılanıp mahkûm edilmişti o zaman. Ancak, eğer medyaya yansıyan haber doğruysa, Ergenekon savcıları, Kışlalı suikastının fâillerinin de Ergenekon yapılanması içerisinde aranması gerektiğini iddianamelerine geçirmişler.

1990 başından beri siyasi suikasta kurban giden Prof. Muammer Aksoy, Doç. Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Prof. Ahmet Taner Kışlalı ve Doç. Necip Hablemitoğlu'nun ortak özellikleri neydi? Cumhuriyet gazetesi yazarı olmak, değil mi? Her birine karşı işlenen hâince cinayet sonrasında ortalık karıştı ve kitleler sokağa döküldüler. Bu sebeple de, benim gibi, “Bu işlerin arkasında başka bir yapı var” kuşkusunu taşıyanların sesleri pek duyulmadı; duyanlar da alaya aldılar.

Oysa daha suikasttan birkaç gün sonra 'silgece yerleştirilen bomba' düzeneğinin kör gözüm parmağına bir acemilik olarak sırıtmasına dikkat çekmiştim. Kışlalı suikastı Mumcu'nunkinden farklıydı. Okuyalım: “İddialı olmak için henüz çok erken, ama yine de üzerinde durulması gereken bir tez olarak buraya kaydetmekte yarar görüyorum: Bomba Kışlalı'yı öldürmeyi hedeflemeyen bir odak tarafından da otomobilinin üzerine konulmuş olabilir... Eğer durum buysa sebep açık: Onu öldürmeden öldürmüş gibi ses çıkartacak bir eylem sahnelemek...” (Kulis, “Gri beyin hücrelerini kullanalım”, 24 Ekim 1999)

Benden iki gün sonra (26 Ekim 1999) da, kendisiyle kardeş çocuğu olan Hıncal Uluç “Uğur Mumcu farklıydı” başlığı altında aynı noktaya parmak bastı: “Mumcu ortadan kaldırılması gerektiği için yok edildi, oysa Kışlalı'nın şahsı hedef değildi; onun öldürülmesinden kişisel bir menfaat bekleyen yoktu.” Uluç, Kışlalı'nın otomobilinin üstüne konulan basit bombanın öldürmeyi amaçlamadığı kanaatini de açıkça dillendiriyordu yazısında... Aynı sitede oturan bir askeri doktor, sabah 7'de işe giderken paketi görmüş, polisi aramayı düşünmüş de, ancak sonradan unutmuş...

Benim suikasttan hemen sonra kuşkuya düşmemin ve “Amaç öldürülmesi değil, girişimin ortaya çıkmasıydı” diye düşünmemin iki sebebi vardı: İlki, Ahmet Taner Kışlalı'dan kısa süre önce Toktamış Ateş'in başına gelen benzer bir olay... Polisler, imza günü için oturduğu masanın altında patlamaya hazır bombalı bir düzenek bulmuşlardı. Prof. Ateş, o günlerde, Cumhuriyet gazetesinde, aynı sütunu Prof. Kışlalı ile dönüşümlü olarak kullanıyordu.

“Kışlalı'ya da ölümcül bir suikast planlamamış, bombanın bulunmasını amaçlamış olabilirler” diye düşünmemin ilk sebebi bu olaydı.

İkincisi ise Bahriye Üçok'un hayatını kaybettiği bombalı paket olayının da benzer bir talihsizlik olduğuna inanmamdı. Üçok cinayeti sonrasında kalabalık bir grup gazeteciyi MİT'e çağıran dönemin MİT Müsteşarı Korg. Teoman Koman, bizleri “Yakında yeni siyasi suikastlar olacak” diye uyarır ve yanında oturan Uğur Mumcu'ya dönüp “İçinizden biri kısa süre sonra aramızda olmayabilir” derken bir önemli ayrıntıyı da paylaşmıştı: Bahriye Üçok'u suikasttan kısa süre önce teşkilâta çağırıp bombalı paketlerin patlamadan nasıl açılacağı konusunda eğitmişlerdi...

Eğitim almıştı almasına Bahriye Hanım, ama bombayı etkisiz hale getirerek paketi açmayı başaramamıştı. Hayatıyla ödediği bir başarısızlık oldu bu, Bahriye Üçok için...

İki olaydan hareketle “Acaba” diye sormaktaydım, “Bombalı poşeti otomobilin en kolay görünecek yerine yerleştirenler, bunu, fark etsin ve polise haber versin diye yaptıkları halde, Kışlalı'nın ihmali veya dalgınlığı sebebiyle bomba patlamış olmasın?”

Bu sorumun hâlâ geçerli olduğuna inanıyorum ben.

Dün Mehmet Ali Kışlalı ile yapılmış bir mülâkata “Acaba şimdi olsun kuşku duymaz mı?” sorusuna cevap aramak üzere yaklaştım, ama gördüğünüz gibi bulgumu aktarmam için yerim kalmadı. Yarına.

Bu yazı toplam 3916 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri