Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Kolay pes etmem, ama ettim işte...

28 Ağustos 2010 Cumartesi

NTV'de Ruşen Çakır ile Mirgün Cabas'ın programına katılan Hanefi Avcı'yı ekranda izlerken yüzümün büründüğü hüznü okuyan bir dosta hesap vermem gerekti. "Hayır" dedim, "Hanefi Avcı'yı yakın tanıyan gazetecilerden değilim, o sebeple üzülmem gerekmiyor..."

Yanılıyor olabilirim, ama aklımda yüzyüze geldiğimize dair tek bir kare kalmış Hanefi Avcı'yla ilgili. Ankara'da, Yeni Şafak'ın temsilci odasında Mustafa Karaalioğlu ile birlikte geldiği gün el sıkışma ve hal hatır sormayla sınırlı bir tanışma... Onun dışında kendisiyle ilgili bilgilerim hep okumalarıma ve gözlemlerime dayanıyor.

Bu sebeple kişisel bir üzüntü duymuyorum.

Hanefi Avcı'yı NTV'de izlerken beni en çok şaşırtan, muhafazakâr kesimlerin 28 Şubat günleriyle Ergenekon sürecinde sergiledikleri çelişkiye dair söyledikleri oldu. NTV internet sitesinin mülâkattan deşifre ettiği bölümü okuyalım isterseniz:

"28 Şubat döneminde muhafazakâr kesimler masumdu, mağdurdu; militarist kesimler hâkimdi ve zulmediyorlardı. Ben o gün muhafazakâr kesimin yanındaydım, onları savundum, onlar tarafından desteklendim, ama militarist kesimler bana saldırdılar. Bugün muhafazakâr kesimler hâkim ve zulmediyorlar, militarist kesimler mahkum. Adalet adına buna karşı çıkıyorum."

Herhalde pek çok kişi şaşırmıştır; özellikle de Ahmet Kekeç... Vaktiyle kaptan köşkünde otururken emekli olmuş ve şimdilerde etrafına konuşlanacak nehir arayışı içerisinde dünyayı dolaşan bir yazarın "Dünün mazlumları bugün zalim oldu" tarzı dokundurmalarına en şiddetli tepkiyi yazılarıyla veren oydu çünkü...

Gazetesinin 11. katındaki odasından aşağıya baktığında gördüğünün nehir değil dere olduğunu anlayınca dünya turuna çıkan yazar ile Susurluk ve 28 Şubat günlerinin çarpıtmalar ve haksızlıklara karşı çıkmış polis şefi arasında oluşan zihni akrabalık beni sarstı.

"Aaa" dedi dostum, "Yoksa aralarında son bir-iki yıldır oluşan dostluktan haberin yok muydu?"

Ne yalan söyleyeyim, yoktu. Çoğu çevremden insanlar olduğu için Hanefi Avcı'nın medyada kimlerle 'iyi ilişki' sürdürdüğünü bilebilecek durumdayım. Bizim çevre dışındakiler uzun yıllar kendisini küçümsemiş, anlattıklarına dudak bükmüşlerdir. Arasam herbirinin Hanefi Avcı'yı harcamak için kaleme alınmış bir dizi yazısını arşivde bulabilirim.

Son bir-iki yıldır durum değişmiş. Şimdilerde Hürriyet'te de yazan eski bir tanıdığı kendisinin Doğan Grubu yazarlarıyla temasını sağlamış. Dostum, "Senin pop sosyolog Ergenekon sürecine biraz da Hanefi Avcı'dan aldığı 'uzman görüşü' yüzünden ekşi bakıyor" da dedi. NTV'deki mülâkattan yukarıya alıntıladığım 'zalim-mazlum' metaforu aylar önce pop sosyolog tarafından kullanılmış olsa da, patent hakkı Hanefi Avcı'ya aitmiş...

İnanamadım.

Gerçekten inanmam zor. En başta da Doğan Grubu'nun kitaptan mümkün olduğunca uzak durma çabası yüzünden iddiaya inanamıyorum. Dünkü yazısında Ruşen Çakır, mülâkat talebinin önce "Bir başka kanala söz verdim" gerekçesiyle reddedildiğini, öteki kanal vazgeçtiği için yapılabildiğini yazdı. Kulağıma fısıldanan doğruysa ilk talip CNN-Türk imiş, sonradan özür dilemişler.

Kitapla ilgili yazıların ve değerlendirmelerin çoğu muhafazakâr bilinen gazetelerde çıkıyor ve hayal kırıklığından desteğe kadar hemen her hissi yansıtıyor. CHP-yandaşı medyada tuğla kadar kalın kitabı okuyan pek az, onlar içinden de ancak birkaç kişi değinme ihtiyacı duydu. Genel hatlarıyla, medyanın CHP-yandaşı kesimi Hanefi Avcı'nın söylediklerine 28 Şubat günlerinde ne kadar sağır iseler, bugün de aynı sağır tavırlarını sürdürüyorlar.

Dostlarımdan birinin "Bir-iki yıldır tanışıyorlar, hem de birbirlerini etkileyecek kadar" iddiasına rağmen, Ayamama Deresi'nin kıyısındaki Buda'cık bile yalnızca bir tek yazısında kitaba değinmekle yetindi.

Bu itirazım dostumu daha çok incitti. "Seninkinin yazılarını artık ciddi bir biçimde okumuyorsun galiba" dedi bana. "Şu sırada New York'ta olduğunu bilmen gerekirdi yoksa. Peki söyle bakalım: Türkiye'de kitapçılarda bulunamayan 600 sayfalık bir kitapla ilgili o tek yazısında, pop sosyolog dediğin yazar, nasıl oldu da kitaptan uzun alıntılar yapabildi?"

600 sayfanın tekli-çiftli oteline fakslanması? Bütün kitabın taranarak elektronik ortama aktarılıp kendisine ulaştırılması? Bir kargo kuruluşuyla New York'a günübirlik teslim edilmesi? "Belki" dedim, "Yayınevi kitabı 'e-book' formatında da çıkarmıştır; o zaman ânında her yere ulaşır."

Bu yazı toplam 2706 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri