Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Kriz mi, kimin krizi?

26 Kasım 2008 Çarşamba

Ekonomiden anlamadığım için şimdikine benzer ortamlarda ekonomiden anlayanlara kulak veririm. Bu alanda beni hiç yanıltmayan dostlarım olduğunu da biliyorsunuz.

Önceki gün gazeteleri karıştırırken, Taraf'ta, bir zamanlar Türk ekonomisine hükmeden ekibin en başarılı isimlerinden Süleyman Yaşar'ın yazısıyla karşılaştım. 'Parayı İsviçre'de kaybettiler, Ankara'dan istiyorlar' başlığının tahrik ediciliğine kapılıp, neredeyse her paragrafında 'Aaa, dostumun anlattığı gibi...' diyerek okudum...

Bir aydan fazla oluyor (15 Ekim), herkesin 'kriz' nöbeti tuttuğu bir sırada, ekonomiden anlayan bir dostum, 'Bunlar sahte' deyip duruyordu bana. Bazılarının 'kendine özgü' krizler yaşadığına inanıyordu. Şu örneği ondan buraya aktarmıştım: 'Bir büyük holding düşünelim. Eli hemen her alanda olsun. Bir süre önce elindeki bir kurumu iyi parayla sattığı için -diyelim- iki milyar doları da zulada bulunsun. Böyle bir holdingin bugünün ortamında krize düşmemesi, hatta etkisi ülkede hissedilse bile 'Kriz yok' diye karşı propaganda yapması lâzım.”

Yerine kriz tellâllığı yapmasının sebebini de şöyle anlatmıştı: 'Birileri, patronlarına, 'Milyarlarınızı burada tutmanız hükümetin işine yarıyor, Türkiye'den daha kârlı finansal araçlar var dünyada; gelin o parayı 'hedge fund'larda, yabancı bankaların pazarladığı kâğıtlarda değerlendirelim' aklını vermişlerse?”

Vermişlerse olacağı şöyle özetlemişti dostum: “Holding, dünyayı sarsan küresel krizin içerisine düşer ve krizi bizlerin hissetmediğimiz oranda sert algılar.”

Süleyman Yaşar icraatın içinden gelen bir iktisatçı olduğu için olanı daha çarpıcı özetliyor.

Okuyalım: 'Amerikan konut sektöründe on yedi ay önce başlayan ve dünyaya yayılan kredi krizi, Türkiye'de oturan ve yatırımlarının bir kısmını yurtdışında yapanların paralarının batmasına neden oldu. Yurtdışında kurulan riskli fonlar, yatırımcıya dolar üzerinden yıllık yüzde 20-25 oranında yüksek kazanç sağlıyordu. Türkiye'de oturan bazı zenginler de yüksek kazanç elde etmek için bu fonlara yatırım yaptılar. İşler iyi giderken çok kazandılar ama krizde işler kötüye gidince kaybettiler. Bugüne dek hep Türkiye'de çıkan kriz bu defa en güvenilen zengin ülkelerde çıktı, paralar bu sefer orada battı.'

Battıysa battı, ne yapalım?

Kazın ayağı öyle değilmiş meğer: 'Geçen 15 eylülde Lehman Brothers yatırım bankasının batmasıyla başlayan süreçte yurtdışında para kaybeden pek çok yatırımcı, Türkiye'de hemen bir kriz lobisi oluşturdular ve paraları sanki Türkiye'de batmış gibi bir karmaşa yarattılar. Yaşanan dünya krizinin merkezini Türkiye'ye taşıdılar. Türkiye'de gelişmiş ülkelerdeki gibi batan bir banka, finansal kuruluş, fon ya da ödenemeyen devlet garantili bir senet olmamasına rağmen, yaratılan bu olumsuz hava herkesi etkiledi. Zaten cumhurbaşkanlığı seçim süreci, genel seçimler ve kapatma davası gibi siyasal gerginliklerle bir türlü tam istikrara kavuşamayan ve dünyanın en yüksek faizini vererek gergin bir ortamda ilerleyen Türkiye ekonomisinde, tüketiciler yaratılan bu korku senaryosuyla tüketimlerini iyice kıstılar. Herkes kriz beklentisine girdi. Bu durumu fırsat bilen bazı işadamları da harekete geçti, 'cebimize para koyun yoksa işçileri çıkartırız' tehdidiyle hükümeti sıkıştırmaya başladı.'

'Kriz lobisi oluşturan bu işadamları, IMF'den '5 milyar dolar alınıp kendilerine verilmesini istiyorlar. Kriz lobisine göre, eğer bu para onların kasasına konursa Türkiye ekonomisi kurtulacak, aksi takdirde batacak. Halbuki bu para eğer yanlışlıkla onlara verilirse, Türkiye ekonomisi işte o zaman batacak.'

Birileri 'Cari açık da, cari açık' diyorlar ya, Süleyman Yaşar o konuyu daha önce yazmıştı. Okuyalım: 'Cari açık riskine gelince... Kriz lobisi kendisinin yarattığı cari açığı artık kendisi kapatmak zorunda kalacak. Nasıl mı? Artık ürettiklerinden fazla harcamayacaklar. Zaten bunun ilk işaretleri görüldü bile. Türk parasının değer kaybetmesiyle cari açık azalmaya başladı. İthalat maliyetleri arttığı için bundan sonra pek çok ara malı tekrar yerli üretimden elde edilecek, kapanan tesisler açılacak ve istihdama olumlu katkı sağlanacak. Ayrıca ham petrol ve emtia fiyatlarının düşmesi de cari açığın daralmasına yardımcı olacak.'

Neymiş, neymiş?

Kriz elbette dolaylı olarak bizi de etkiliyor. Batılılar otomobillerini yenilemedikleri için otomotiv fabrikalarımız üretimlerini durduruyor, işsizlerimiz artıyor. Fakat bu bizim krizimiz değil. Süleyman Yaşar, 'Önümüzdeki dönemde hükümet, maliye politikası araçlarını toplam talebi arttırıcı yönde kullanırsa, dünya mali krizinin Türkiye'ye etkileri derin olmayabilir' diyor.

Parayı lobiye vermektense talebi artıracak şekilde kullanalım. Çare bu.

Bu yazı toplam 3958 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri