Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Lâfı da tükettik artık

09 Ekim 2008 Perşembe

Aktütün Karakolu'na baskın yapan PKK'lılar birkaç yüz kişilik bir grup muydu ve ağır silahlarıyla Kuzey Irak'tan mı Türkiye'ye geçmişti, yoksa üç-beş kişilik bir çapulcu takımıydı da el bombalarıyla mı o kadar askerimizi şehit etmişti?

Türkiye ile Amerika anlık istihbarat paylaşımına ara mı verdi, yoksa PKK baskını iki ülke arasında istihbarat işbirliği devam ettiği halde mi yapıldı?

İsrail'den alınan ve baskın sonrasındaki hava uçuşları öncesi tarassut amacıyla bölgede kullanıma sokulan insansız uçaklar bir süredir kullanılmıyor muydu, yoksa tam o sırada mı devre dışı bırakılmışlardı?

Bölgedeki istihbarat elemanları PKK'nın baskın yapacağını ıskalamışlar mıydı; yoksa Jandarma ve MİT yerel elemanlarından aldığı “PKK militanları hazırlanıyor, on gün içerisinde Aktütün Karakolu'na baskın yapılabilir” bilgisini bir hafta önce ilgililere iletmiş miydi?

Alın size, gazeteleri okurken, haberleri dinler ve izlerken kafama takılan bir dizi soru... Soruların birbiriyle çeliştiğinin ben de farkındayım, ama ne çare, çelişkili görünen haberlerin neredeyse hepsini ya bir gazetede okudum, ya da bir uzmanın ağzından dinledim.

Ortalığa tam bir bilgi kirliliği egemen. Hem de, iletişim ve halkla ilişkiler konularına meraklı olduğu bilinen Org. İlker Başbuğ'un Genelkurmay Başkanlığı görevini üstlenmesiyle başlattığı üst rütbeli bir subay tarafından basını bilgilendirme faaliyetine rağmen...

Basını bilgilendiren üst düzey komutanın verdiği “Aktütün'le birlikte beş karakolu daha güvenli yerlere taşıyacaktık, ama paramız yetmedi” bilgisi yalnızca benim değil herkesin kafasını allak bullak etti. Verilen bilgi herhalde doğrudur (keşke doğru olmasaydı) da, Genelkurmay'ın böylesine önemli bir konuda masraflarda öncelik hatası yapması pek akıl alır gibi değil...

Karakol baskınında 15 (bu rakam sonradan 17'ye çıktı) askerimizin şehit olduğunu öğrendiğimiz andan başlayarak gazetelerde çıkan haber ve köşe yazılarına, belki de ilk kez bu yaygınlıkta, “Sorumlular hesap versin” havası egemen oldu. Aranan 'sorumlu', kimi için asker kimi için sivil olsa da fark etmiyor; herkes sorumlu (veya sorumlular) bulunsun istiyor. Bulunsun ve hesaba çekilsin.

İyi de işi bu noktaya getiren biraz da medyamız değil mi? Benzer her olayda topu çevirmeyi ya da taca atmayı beceren medyamız? Bugün de her işittiğini haber diye sayfalara aktaran, bir gün yazdığıyla ertesi gün aktardığının birbirini tutmadığını, yayınlarının kafa karışıklığından başka bir işe yaramadığını bir türlü fark etmeyen medyamız? Kafa karışıklığının, teröre hedef bir ülkede, terör örgütünün verdiğine eş değerde zarara sebep olacağını bir türlü öğrenemeyen medyamız?

Şimdi bile yapılan yorumlarda dillendirilen teklif ve tavsiyeler, acısı yüreklerde taptaze şehitlerin hayrına, ya da yeni şehitler vermeyi imkânsız kılacak türden olmayabiliyor. Her gazete eğilimine göre 'suçlu' arıyor olayda ve onu çarmıha germeye hazırlanıyor.

25 yıldır PKK terörüne maruz bir ülkede yaşıyoruz. Bu 25 yıl içerisinde ülkeyi yöneten siyasi sorumlular değişti. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne komuta edenler değişti. Teröre karşı mücadele veren bürokrasi değişti. Aynı süre içerisinde hemen hiç değişmeyen bir kadro var: Medyamızda köşe başlarını tutanlar...

Hep aynı türden başlıklar atılıyorsa gazetelerde, ekranlara çıkıp yorum yapanlar bugüne kadar işe yaramadığı belli olan görüşlerini tekrarlayıp duruyorsa, “Bu işin sorumluları hesaba çekilsin” noktasına ancak şimdi gelinebiliyorsa, sorumluyu fazla uzakta aramak biraz safdillik olmuyor mu?

Elbette medyamızda her seferinde doğruları söyleyen, gerçekleri ifadeden çekinmeyen gazeteciler her zaman oldu. Herbiri bunun bedelini de ödediler: Marjinalleştirilerek, merkez medyadaki yerlerini kaybedip dışlanarak, küçümsenip aşağılanarak...

Aktütün Karakolu saldırısının sorumluları hesaba çekilemeyecekse, bunun sebebi, medyanın önce kendisini hesaba çekmemesidir.

50 yıldır, 40 yıldır, 30 yıldır hep aynı reçeteleri yazarak sorunlara yaklaşan tipler, bugünün dünyasının değerlerini anlamadıkları için “Ezelim, keselim, kafalarını koparalım” ötesinde bir tavsiyesi olmayanlar, makul tekliflerin üzerine buldozer gibi saldıranlar, al takke ver külah oldukları siyasileri sindirip askerler önünde kırk takla atanlar, kime neyin hesabını soracaklar ki?

Bu millet kuzularını silah altına gönderirken “Ya şehit, ya gazi” diye yolluyor; bu yaklaşımı, yani 'şehitlik' ve 'gazilik' kavramları ile yaşanan iklimi terör örgütünden daha tehlikeli buluyor aynı tipler... Sonra da...

En iyisi lâfı burada keseyim

Bu yazı toplam 3228 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri