Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Pil bitene kadar

16 Eylül 2008 Salı

“Bu kavgasın sonunda iki taraf da kaybeder” diyorlar ya, vaktiyle doktora programı içerisinde çok yoğun biçimde aldığım 'siyaset bilimi' dersleri ile yine vaktiyle okuduğum Nizamülmülk'ün Siyasetnamesi'nden Makyavelli'nin Hükümdar'ına ve Robert Green'in 'Gücün 48 Yasası' adlı nispeten yeni kitabına kadar okuduklarım bana tam tersini söylüyor.

Hiçbir güç sonsuz ve sınırsız değildir; her güç bir yerden kaynaklanır ve o yerin güç verebilme özelliği sürdürdüğü müddetçe devam eder. Güç, pil gibidir sizin anlayacağınız, kullandıkça azalır ve bir gün biter...

Ülkemizin en büyük medya patronu, Doğan Medya Grubu (DMG) yönetim kurulu başkanı Aydın Doğan ile siyasetin patronu Başbakan Tayyip Erdoğan arasında on gündür süregiden kavgada iki taraf da 'güç' sarf ediyor.

Benim baktığım pencereden, Aydın Doğan, sonunda yenilginin kaçınılmaz olduğu bir kavgaya itildi gibi görünüyor.

Siyasiler güçlerini sandıktan alıyorlar. 'Sandık' dediğiniz öyle zırt pırt ortaya konulmuyor; ayrıca ne kadar etkilemeye çalışırsanız çalışınız, etkilemenin sınırlı kaldığı bir süreçte yapılıyor seçimler... Siyasilerin halkın önüne gidip kendilerini göstermeleri, kitlelerle birebir ilişki kurmaları, arkadan dolanıp sonuç almak isteyenleri çaresiz bırakıyor.

Bu sebeple, özellikle bizim ülkemizde, bize özgü şartlardan ve seçim alışkanlıklarından dolayı, seçmen eğilimini derinden etkilemek bir hayli zor. Siyaset-dışı güç odakları, bu yüzden, seçimsiz ortamlarda veya seçim sonrasında etkili olabiliyorlar. Başbakan Erdoğan'ın daha ilk günden bildiği gerçek şu: “Medyanın seçimde kimin kazanacağını, sandıktan kimin çıkacağını belirleme gücü çok zayıf, neredeyse sıfıra yakın; buna karşılık aynı medya istediği takdirde politikacıların hayatını karartabilir, iktidarların sonunu getirebilir.”

27 Mayıs'ı, 12 Mart'ı ve 12 Eylül'ü askerler yaptı diye biliyoruz, tarihe de böyle geçti, değil mi? 28 Şubat post-modern darbesi bize hiçbir şey öğretmemişse, şunu kafalarımıza soktu: Darbe dediğin ancak medyanın aktif katılımıyla gerçekleşir. 27 Mayıs'tan 12 Şubat'a uzanan darbeler ve müdahaleler tarihimizi yeniden yazmak ve “Askerler yaptı” hüküm cümlesini “Basının aktif katılımıyla askerler yaptı” şekline sokmak gerekiyor.

Darbeciler “Gazeteleri okuyup ihtilâle bilendik” diye bu ilişkiyi sonradan itiraf da etmişlerdir.

'Asker+medya' formulü her zaman beklenen sonucu doğurmuyor amma...

Uzun yıllar Hürriyet'te çalışan, epey bir müddet yayın yönetmenliğini de yapan Necati Zincirkıran başarısız olan 22 Şubat (1962) Albay Talat Aydemir darbesine destek verenlerden anılarında söz ederken, “22 Şubat'çılar arasında ünlü gazeteciler de vardı” diyor. Dünya gazetesi sahiplerinden Falih Rıfkı Atay, “Aydemir'in gözlerinde Mustafa Kemal'in pırıltılarını gördüm” diye yazmış da...

Dünya'dan Hayri Aypar darbeye karşı çıkacağını anladığı Zincirkıran'a gelip, “Yanlış bir iş yapıyorsun, hem kendini hem de gazeteyi tehlikeye sokuyorsun” demiş ve kulağına eğilerek eklemiş: “Erol Bey de bu işin içinde...”

Hürriyet'in o zamanki sahibi Erol Simavi'nin de içinde olduğu, önemli gazetecilerin heyecanla başarılı olmasını beklediği 22 Şubat hareketlenmesi 'isyan' aşamasında kaldı ve maceracılıkta ısrar eden liderleri yaptıklarını hayatlarıyla ödediler...

Demek ki, “Asker olacak, medya da ona destek verecek, darbe başarı kazanacak” diye hazır bir reçete yok. Asker hareketlense, medya da destek verse, karşında senden daha büyük bir kişilik veya iktidar varsa, sonuç alınamıyor.

22 Şubat başarısız darbesi İsmet İnönü tarihî kişiliğine çatmıştı...

Bugün ise güçlü bir iktidar var Ankara'da. Daha da önemlisi, dünya konjonktürü, Ankara'da sivil ve mümkünse Ak Parti gibi bir iktidar olmasından memnun. Türkiye'nin bölgesinde örnek teşkil edecek bir demokratik ülke olması isteniyor. Demokrasiyi gölgeleyen her türlü siyaset-dışı müdahaleye ters bakılması doğal.

Aydın Bey bu tahlilimi beğenmediyse, kendisini şu sorum üzerinde düşünmeye davet ediyorum: “Basın özgürlüğü adına mücadele verdiklerini ileri sürdükleri ve uluslararası kuruluşlardan destek bekledikleri halde, finanse ettikleri bir-iki örgüt dışında neden dışarıdan anlayış görmüyorlar acaba?”

Ben söyleyeyim: Kendisini cepheye süren yakınındakiler, şimdi destek beklediği uluslararası şahsiyetleri, sözgelimi Claudia Roth'u ve Jost Lagendjik'ı yakın geçmişte medya terörüne uğrattılar da ondan... Uluslararası kurum ve örgütler Türkiye'deki medya düzenini çok iyi biliyorlar da ondan...

Bu kavgada bir tarafın pili diğerinden erken bitecek, o zaman ne olacağını doğrusu ben de merak ediyorum

Bu yazı toplam 3588 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri