Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Pop sosyolog demesem mi yoksa

25 Haziran 2008 Çarşamba

Beni okumadığını ilân ettiği günden beri Hürriyet'in yayın yönetmeni de olan yazarından 'pop sosyolog' diye söz ediyorum. İki gündür bu sıfatı hak ettiği konusunda tereddütlerdeyim; özellikle de dünkü yazısından sonra...

Konuyu biliyorsunuz, yine de özetleyeyim: New York Times (NYT) gazetesi, pazar günü, Türkiye temsilcisi Sabrina Tavernise'nin önemli bir Türkiye analizine yer verdi. Şu anda yaşadıklarımızı tahlile çalışan Tavernise pek çok kişiyle konuşmuş. Konuştuklarından biri de Ak Parti'nin ikinci adamı Dengir Mir Mehmet Fırat... “Bugün yaşadıklarımızın kökleri derinde” tezine örnek olarak 1920'lerde yaşanan büyük dönüşümü vermiş Fırat. Bir gecede alfabenin, kılık-kıyafetin değiştiğini, dinî değerlerin yerini başka değerlerin aldığını anlatmış.

“Bu da” demiş, “Doğal olarak travmaya yol açtı.”

Kaç gündür “Atatürk devrimleri travmaya yol açtı” diye gazetelerde okuduğunuz, televizyonlarda tanık olduğunuz tartışmanın aslı-esası bu işte.

Atatürk'ün Türkiye'yi dönüştürme projesine iki biçimde yaklaşmak mümkündür. Bazı sosyal bilimci ve tarihçiler 'reform' sözcüğünü tercih ederken, bazıları da yapılanlara 'devrim' demekte tereddüt etmezler. İngiliz tarihçi A. J. Toynbee sözgelimi 'reform' diyenlerdendir de, Atatürk'ün İngilizce biyografisini yazan Andrew Mango daha çok 'devrim' sözcüğünü kullanır.

'Reform' dediğinizde zamana yayılmış bir süreç içerisinde değişimi kast edersiniz, 'devrim' dediğinizde âni bir altüst oluşu... Devrimler, yani âni altüst oluşlar, gerçekleştiği toplumlarda insanların kolayca üzerlerinden atamadıkları 'travmalara' sebep olur.

Kendisine Batı dillerinde Türkiye üzerine yazanların ustası Bernard Lewis'in ünlü 'Modern Türkiye'nin Doğuşu' kitabından bir cümle hediye ediyorum: “Bir uygarlığın bir diğer uygarlığın uygulamalarından kısıtlı ve sınırlı ödünç alması mümkün değildir… Dışarıdan alınan her unsur bir dizi sonuç doğurur…” İşte o sonuca psikolojide 'travma' deniyor.

“Su 100 derecede kaynar” cümlesine fizikte ne kadar itiraz edilemezse, “Devrimler travmaya sebep olur” cümlesi de sosyal bilimlerde öyle bir 'aksiyom' sayılır; tersi düşünülemez bile...

Pop sosyologumuz bunun tersini düşünenlerden. Dengir Fırat'ın Atatürk'e veya Türk toplumuna hakaret ettiğine inanıyor. NYT tahlilini gazetede okuduğu gün bunu Hürriyet'in birinci sayfasından “Atatürk topluma travma yaşatmış” diye duyurmuştu; dün de sütunundan yaylım ateş açmıştı Dengir Fırat'a ve Ak Parti'ye. Tövbekâr olmasını talep ediyordu siyasetçiden...

Yazısının ilk cümlesi şöyle: “Bu işin adını koyalım. AKP yönetiminin yaptıkları, artık demokratik nezaketi de aşıp resmen totaliter bir kimliğe bürünmeye başladı.” Ak Parti'nin iki numarası “Bu bir psikolojik savaş” dedi diye adeta dellenmiş. Geçmişte kendisinin de omuz verdiğini defalarca yazdığını hatırladığımız Bülent Ecevit'in, 'gardırop Atatürkçülüğü' dediğini ve “Tutmamış devrimlerden vazgeçilmeli” tezini savunduğunu unutmuş... Dahası, 'Elveda Başkaldırı' ve 'Stalin Baroku' adlı kitaplarında kendisinin de 'devrim' düşüncesiyle sorunları bulunduğunu dile getirmesini bizlerin de unuttuğunu sanmış, ver yansın ediyor pop sosyolog...

Aylardan beri “Magazin eki Kelebek de olmasa Hürriyet'i Cumhuriyet'ten ayırmak mümkün değil” tezini işliyorum ya, benim tez az kalsın iflâs edecek. İflâs edecek, çünkü Hürriyet'in konuyla ilgili haberine “Atatürk topluma travma yaşatmış” başlığını uygun gördüğü ilk gün, aynı haber Cumhuriyet'te çok munis ve yazının özünü aksettiren bir başlıkla yer alıyordu: “Türkiye'de sınıf ayrılığı devam ediyor.”

Hürriyet'ten öğrenerek ancak ikinci gün benzer bir başlıkla okurun karşısına çıktı Cumhuriyet...

“Atatürk devrimleri” diye geçen değişimler arasında 'dil devrimi' başlığının da olduğunu bilmiyor mu yoksa pop sosyolog? Biliyorsa, “Alfabeyi anladım da, dillerini değiştirmeleri ne zaman söylendi bilmiyorum” cümlesini nasıl kurabiliyor?

Şu 'pop sosyolog' sıfatı üzerinde biraz daha düşünmem gerekecek galiba.

Büyük sosyologlardan biri Harvard'tayken tanıdığım Theda Skocpol'du. Sosyoloji bölümü başkanlığı boşaldığında o pozisyona herkes onun atanacağını düşünürken bir başkası getirildi. Skocpol, “Kadın olduğum için” deyip Chicago Üniversitesi'ne geçti (1981). Harvard haklılığına karar verince 1985 yılında tam profesör ve ilk kadın sosyoloji bölümü başkanı olarak Harvard'a döndü.

Sizler okuyun da pop sosyolog gibi olmayın: Skocpol'un 'Devletler ve Toplumsal Devrimler' kitabını veya hocası Barrington Moore Jr'un 'Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri' kitabını tavsiye ederim (İmge Kitabevi).

Bu yazı toplam 3996 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri