Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

'Pop sosyolog' olmak da zor be!

20 Haziran 2008 Cuma

Günlerdir aldığı fetvayı kullanmasını bekleyip duruyorum mesleğimizin medar-ı iftiharı da olan pop sosyologumuzun, ama henüz kimse kovulmadı. İlk kimi gönderecekler acaba?

Hatırlayacaksınız, Radikal'den Taraf'a geçen Murat Belge'nin “Ben a'dan z'ye demokrat bir gazetede yazmayı tercih ederim” demesini gazetelerden adam kovmaya izin veren bir 'içtihat' olarak benimsemişti amiral gemisi kaptanı. Yazılarımı okumadığını yazdığı için göz attı mı bilemem, ama o zaman şunu sormuştum: “Bu yeni bir içtihatsa, yıllardır gönderip durduğunuz çok sayıda yazarı fetvasız/içtihatsız mı kovuyordunuz?”

Bugünün dünyasında fetva/içtihat merakı da dikkatimi çekmişti doğrusu...

O 'içtihat' yazısını Doğan Medya Grubu'nda yeni bir yazar kovma furyasının habercisi olarak gördüğümü sizlerden mi saklayacağım? O gün bugündür grubu tanıyan dostlarımla isim-toto oynuyoruz.

Bir dostum, “Oktay Ekşi'nin hedef aldıkları veya Oktay Ekşi'yi hedef alanlar o grupta iflâh olmaz” iddiasında. Oktay Bey'in durumu Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek bir durum: 60 yıla yakın bir süredir mesleğin içerisinde, yıllardır Hürriyet'te başyazarlığını sürdürüyor. Dostuma göre, bu durum, göz kamaştıran gücünden kaynaklanıyor Oktay Bey'in...

“Son günlerde grup gazetelerinden birinde köşesi olan 'milliyetçi kökenli' yazarla ilgili sert bir eleştiri yazdı, muhatabından hayli saygı eksiltmesi yaparak; bir yazısındaki tezine Hürriyet yazarı emekli büyükelçi-bakan cevap verdi. Büyükelçi-bakan, Doğan Grubu'nda hakkında olumsuz tek kelime yazılması düşünülemez bir bakanı da kıyasıya eleştiriyordu önceki gün. Bence topun ağzında bu iki isim var” dedi o dostum ve ekledi: “Grup gazetelerinde çalışanların gücünü özellikle takdir ettikleri isimlerden biri de Melih Aşık'tır; o da grup yazarlarından eski bir bakan için 'hoş gidişler ola' yazısı yazdı.”

Dostum kovulacaklar listesinin ilk sıralarına bu üç ismi yerleştiriyor.

Bu konuyu da içeren muhabbeti yaptığımız dost grubundan bir başkası ise tam tersi görüşte: “Emekli büyükelçi Hürriyet'in en önemli yazarlarından; Oktay Ekşi'ye cevabını patron dikkatle okumuş ve Hürriyet başyazarını uyarmıştır. Dokunulmaz bakan hakkındaki yazısı da onun saygınlığını artıran bir durum. Geçen yılın sonunda Ege Cansen'in karalayıcı yazısı ve sonrasını da takip etmişsinizdir. Yaldızı dökülen Ege Cansen oldu; yazmaya devam ediyor, ama sanki 'topal ördek'...”

Her iki dostumun da Doğan Grubu'nu 'içeriden' tanıdıklarını belirtmemde yarar var.

Aramızda geçen mükâlemeyi kaleme almadan önce sözlerini tekrarlatmak üzere kendisini aradığım dostum, tam telefonu kapatacakken “Senin pop sosyologun bugünkü yazısını okudun mu, özellikle de son bölümünü?” diye soruverdi. O beni okumadığını söylese de kendisine 'hayranlık' hisleri besleyen biri olarak, her gün ilk işim, mesleğimizin medar-ı iftiharı pop sosyologun yazısını okumak...

“Medya patronu olmak” başlıklı yazıda dünya egemenler sosyetesi içerisindeki yerini okurları önünde sergiliyor amiral gemisi kaptanı. Rupert Murdoch'un Londra'da verdiği davete Doğan Medya Grubu'ndan üç kişi davetliymişler. Patronun damadı da olan Mehmet Ali Yalçındağ ile diğer konuk için “Onlar ticari bir irtibat sebebiyle oradaydılar” dedikten sonra “Ama ben, ben Hürriyet'in yayın yönetmeni olarak” diye şişiniyordu kaptan.

Şişinsin, hakkıdır.

Yazısının son bölümünü patronu çalışma odasının en mutena köşesine camlatıp astırsa yeridir. Müthiş bir patron güzellemesi çünkü... Medya kuruluşlarında patrona yakın çalışan herkese bu bölümü ezberlemeyi tavsiye ederim: “Diyeceğim, medya patronu olmak güzel ve cazip bir şey. / Ama emin olun, bunun karşılığında ödenen çok bedel de var... / Ne mi? / Meselâ, yalnızlık. / Mesela, sahip olduğunuz bütün gazetelerin, televizyonların yaptıklarının faturasının size kesilmesi...”

Hatırlıyor olmalısınız, pop sosyolog gibilerin yaptıklarının faturasının patronlarına çıkarıldığı gerçeğine burada birkaç kez işaret etmiştim. Ne yazık ki, öyle...

Dikkatimi yazıya çeken dostum, “Seninki mi gidici yoksa?” diye sormasın mı? En son bir yazıyla “Ben gidiyorum” çıkışını yapmış, herkesi ayağa kaldırmıştı. Meğer gazetesinin başında bulunan Vuslat Hanım'la kapışmış, “Arkandan kapıyı da kapat” muamelesi görmüş. Ertesi gün buruk yazısını okuyan Aydın Bey, “Sensiz olmaz” diyerek gönlünü alınca, “Ben içime doğru yolculuktan söz etmiştim, bunu gazeteden ayrılmak diye yorumlamışlar” gerekçesini öne sürüp dönmüştü.

Son yazıyı “Seninki gidici” diye yorumladı kendisini ve patronunu tanıyan dostum.

Gitmesin, giderse sonra ben ne yaparım?

Bu yazı toplam 3274 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri