Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Sana ne, bana ne, ona ne

06 Şubat 2010 Cumartesi

Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi, dün, kendisinden yaşça hayli küçük gazetecileri azarlıyordu. Belli ki olan bitene çok kızmış. Konuşmasıyla toplumun haklılık algılamasını tersine döndüren MHP'li milletvekiline ve onu savunmakta yarışan MHP yöneticilerine çeviremediği hıncını, başka yazarlardan almaya çalışıyor.

Kolay mı MHP'yi karşına almak? MHP lideri "NTV" diye ad vermiş, "Habertürk" demiş partisinden yeterince söz etmeyen yayın organlarını bir bir sayarak... Oktay Bey, "Ak Parti'yi köşeye sıkıştırmak iyi ama, bunu yaparken kendi kalene gol atmak neyin nesi?" diye sorsa, belki "Hürriyet de..." der mi der... Ne me lâzım...

Oktay Ekşi gazetecileri bazı konulara hiç değinmemeleri yüzünden azarlıyor: "Ağzından her fırsatta 'demokrasi' lâfı düşmeyenlerin gerçekten ne kadar 'demokrat' olduklarını bir arada görmemizi sağlayan günleri yaşıyoruz" deyip soruyor: "Peki bizim 'milli irade' bülbülleri buna karşı çıktı mı?"

Şunu da soruyor: "Sayın Emine Erdoğan'ın türbanlı olması nedeniyle 'GATA'ya giremeyeceğine ilişkin mesajı dile getiren Başbakan'a ve sayın eşine hak veren yazılar döktürdüler. (..) Peki aynı şekilde mağdur edilmiş bir Güldal Mumcu orada duruyor. Hiçbiri çıkıp da Bülent Arınç'a 'Ayıp ettin' dedi mi?"

"TEKEL eylemi konusunda bir şeyler yazmışlar mı?" sorusuna, bir "Hayır!" çekip ekliyor: "Anladınız mı şimdi bunların ne kadar 'demokrat' olduğunu?"

"Neden bunu yazıyorsun da, şunu ve şunları yazmıyorsun?" yeni bir bakış açısı gazetecilikte. Oktay Ekşi, dünkü yazısıyla kendini o bakış açısıyla birebir ilintilemiş... Herkesin bakışı kendine. "Neden şunu yazmadın? Neden şu haberi yayınlamadın?" diye sorulmasına "Sana ne?" diye itiraz edenler de var.

Böyle bir itirazı birlikte okuyalım: "Bizim bildiğimiz gazetecilikte başkalarını 'atlatma' yani onlarda bulunmayan bir haberi verme, iyidir, başarıdır. Gazeteci bu başarısıyla iftihar eder. Onunla da kalmaz. Yeni atlatmaların ardına düşer. Bulursa yeni başarısı nedeniyle tekrar mutlu olur. / Zaten gazeteciliğin en keyifli tarafı da budur. / Ama bu keyif, başkalarını 'Sen neden o haberi alıp yayımlamıyorsun?' suçlamasına yol açmaz. / Sen yayımlarsın, ben yayımlamam. / Sana ne? / Bizim bildiğimiz 'demokrat'lığın temel ölçüsü, başkalarını kendi tercihlerinde serbest bırakmaktır."

Görüyorsunuz, gazetecilikte de demokratlıkta da farklı ölçü olabiliyor. İlk yazı, "Neden yazmıyorsun?" diye soruyordu, ikinci yazı ise "Sen yayınlarsın, ben yayınlamam, sana ne?" diyor böyle soranlara...

Hangisi haklı acaba?

İşin ilginç yanı iki yazı da aynı mevkutede (Hürriyet'te) çıktı. Hadi lâfı uzatmadan esas ilginç yönü de kayda geçireyim: İki yazının müellifi de aynı: Oktay Ekşi...

Daha da ilginci, iki yazı birbirinden çok uzak olmayan tarihlerde yazıldı; ilki dün (5 Şubat 2010) çıktı, sonraki ise iki ay kadar önce (24 Kasım 2009).

İki ay önce, kendisine "Niye darbe girişimlerini yazmıyorsunuz, neden Ergenekon'dan söz etmiyor gazeteniz?" diye soranlara "Sana ne?" tepkisini veriyordu Hürriyet başyazarı, şimdi kendisi "Neden Güldal Mumcu'yu, TEKEL işçilerini yazmıyorsunuz?" diye başkalarına soruyor.

Meslek hayatı 65 yıla varsa da iki ay içerisinde bu denli çelişme sağlıklı sayılmaz. Benden uyarması...

Güldal Mumcu milletvekili oldu ve CHP kontenjanından Meclis başkanvekili seçildi, sıra kendisine geldiğinde onu da kürsüde görüyoruz. Acaba kürsüden baktığında, milletvekilleri konuşurken zihni kendi geçmişine kaydığında, gözlerinin önünden neler geçiyor?

Bunu gerçekten merak ediyorum...

Uğur Mumcu 1993 yılında suikasta kurban gitti, iki çocuğuyla kalakaldı Güldal Hanım... Eşinin suikasta uğramasından sadece altı yıl sonra kendisiyle Milliyet adına yapılmış bir röportajda başına gelenden devleti suçlayıcı sözler sarf etmişti. Kuşkusunun suikastın bir 'kirli operasyon' olduğu üzerinde yoğunlaştığı anlaşılıyordu sözlerinden...

Röportajı yapan Azer Bortaçina'yla bazı özel anıları da paylaşmış olmalı ki, röportaj şu satırlarla sona eriyordu: "Uğur Mumcu suikastinin üzerine çöken karanlığın aydınlatılması için yıllardır bıkıp usanmadan mücadele eden Güldal Mumcu ona bu mücadelesinde omuz vermek yerine cinayeti siyasete 'âlet etmek' isteyenlerle de karşılaştı. Kimileri ona milletvekilliği teklif etti, kimileri yılın kadını seçmek istedi. / O hepsini reddetti. İstediği tek şey 'Uğur'u kim öldürdü?' sorusunun cevabıydı."

Bu yazı toplam 1550 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri