Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Sen kaşındın

06 Temmuz 2009 Pazartesi
Canı iyice sıkılmış olmalı, önemli bir yayın kuruluşunda hükmeder bir konumda bulunan dostum, durduk yerde, “İnsan çalıştığı kurumdan artık ayrılması gerektiğini nasıl anlar?” diye soruverdi. Hayretten açılmış gözlerle kendisine baktığımı fark edince güldü, “Kendim için sormuyorum” dedi, “Artık 'Hadi bana eyvallah' demesi gerektiğini düşündüğüm bir tanıdığım var da...”

Ayrılmalar konusunda iyi bir örnek olduğumu sanmam, hatta çok kötü bir örnek olduğum bile söylenebilir. Çok uzun yıllar önce, İzmir'de bir şirkette çalışırken, okur-yazar dostu bildiğim ve benim de gözümün basında olduğunu bilen patronum, “Tarık Dursun K.'yı yazdıklarından tanırsın, onunla aynı dergilerde benim de öykülerim çıkardı; bak şimdi ben paraya para demiyorum, o ise sürünüyor” demişti de ertesi gün işe gitmemiştim. 1970'li yıllardı.

Bugün biraz yumuşadım, ama kırmızı çizgim yine de var: İstenmediğimi anlamam çalıştığım yerde bir gün bile kalmamam için yeterlidir...

Dostuma geçmişten bazı örnekler sundum.

1980'li yıllarda iktidardan iyice bunalan muhafazakâr bir gazetenin patronu çareyi dönemin devletlusunun sevdiğini bildiği liberal bir meslektaşı gazetenin başına getirmekte bulmuştu. Değerli bir gazeteciydi seçilen, hep iyi konumlarda olmuş, hep sevilmişti. Ancak yine de çelişkinin bugünden daha keskin olduğu o günlerde muhafazakâr okur kendisini yadırgayabilirdi.

Gazetenin önemli isimlerinden birine “Ya tutmazsa, kendisine 'güle güle' nasıl denebilir?” diye sorduğumda şu cevabı almıştım: “Aynı soruyu ben de patrona sordum. 'Düşündüğün şeye bak!' dedi ve ekledi: 'Onurlu biridir ve getirildiği görevi ciddiye alır. Eğer yol vermem gerekirse, kendisine, 'Bana bir şekerli kahve söyler misin, şekerim' demem yeterli olur. İstifasını verir...' Ben de aynı görüşteyim.”

Kısa süre sonra yollar ayrıldı, ama 'şekerli kahve' söylemesi gerekti mi, bilemiyorum...

Daha zâlim bazı Bâbıâli patronlarının gazetelerinin üst düzey yetkililerine görevden alındıklarını farklı yollardan anlattıklarını da duymuşumdur. Her gün gelen makam aracı o gün gönderilmez sözgelimi; adam durumu anlar, kendiliğinden ayrılır...

“Ya bütün mesajlar verildiği halde ayrılmazsa?”

Dostumun sorusu bana Hürriyet'in bir dönem genel yayın yönetmenliğini yapmış Muammer Kaylan'ın başından geçeni hatırlattı. Dört yıl Amerika'da Hürriyet'i temsil ettikten sonra, önce Hürriyet Haber Ajansı'nın ardından da Hürriyet'in başına getirilir Muammer Kaylan; son atamadan önce o gün için iyi bir daire almasına yarayan 300 bin TL'yi de 'peşin tazminat' olarak öder patron...

Süleyman Demirel'in başbakanlığının güçlü dönemidir. 1965 seçiminden tek başına iktidar çıkmış, 1969'da yeni sandık başarısıyla güçlenmiş Adalet Partisi (AP) hükümettir. Erol Simavi'nin sahibi olduğu Hürriyet de, Haldun Simavi'nin sahipliğindeki Günaydın da baştaki hükümete karşı konuşlanmışlardır. Simavi Biraderler ülkede gerçek iktidarın kim olduğunu Demirel'e göstermek istemektedir...

İşte böyle bir dönemde Hürriyet'in başına getirilmiştir Muammer Kaylan... Türkçesi Remzi Kitabevi tarafından yayımlanan 'Kemalistler' adlı orijinali İngilizce yazılmış (The Kemalists) kitabında, iktidarla çatışmanın yol açtığı sıkıntıları büyük bir içtenlikle anlatır.

Yakın dostları kendisini uyarırlar: Kemal Bisalman meselâ, “Attığın adımlara dikkat et” der bir gün pattadanak... 'Demirel yanlısı yazılar yazar' diye tanıttığı Hürriyet Ankara Temsilcisi Cüneyt Arcayürek “Demirel'e bu yapılır mı?” diye takaza eder. Kendisinden 'Şeytan' diye söz ettiği ve zekâsını övdüğü Turhan Aytul ise, “Mayk, sana kötü bir haberim var” der ve ardını şöyle getirir: “Seni öldürme planından söz edildiğini duydum; dikkat et, sen de planlı bir kazanın kurbanı olabilirsin...”

Kırılma noktası olan “Başbakan için tek yol: İstifa” başlıklı yazısı 19 Haziran 1970 günü birinci sayfada çıkar Muammer Kaylan'ın...

Sonrasını kendi anlatımından okuyalım: “Odamda pencereden bakarken birden kapı açıldı ve çalışanlardan biri elinde bir kutuyla içeri girdi. Kutuyu masamın üzerine bırakırken, 'Şef, ana kapılar güvende' dedi. (..) 'İyi' dedim, 'Bu kutu ne?' / 'Tabanca' diye yanıtladı. Kırıkkale yapımı. Erol Simavi Bey korunmak için ihtiyacınız olabileceğini düşündü. Kim bilir, gözü dönmüş aşırının biri sizi öldürmeye kalkabilir.”

Ve odasından çıkar Muammer Kaylan, Yeşilköy'de tazminat parasıyla satın aldığı eve gider, dolapdaki eşyaları toplar, Viyana üzerinden Amerika'ya uçar...

Bu son olayı işitince dostumun beti benzi attı...

“Sen kaşındın” dedim.

Bu yazı toplam 2402 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri