Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Sihirli silgi

19 Mart 2010 Cuma

Hep zihnimde taşıdığım bir film senaryosu var; zihnimde o kadar kanlı-canlı duruyor ki, vaktiyle izlediğim bir filmden sahneler bile olabilir, ya da okuduğum bir kitaptan...

Filmin konusu şu: Her insana doğumundan sonraki her on yılın sonunda 'sihirli bir silgi' veriliyor; o silgiyle son on yıl içerisinde hayatıyla ilgili verdiği bir kararı yenileme hakkına kavuşuyor... Böylece hayatınızın son on yılında aldığınız yanlış bir kararı silebiliyor, yerine yeni bir karar alıp hayatınızın akışını değiştirebiliyorsunuz...

Böyle bir imkânımız olsaydı, hayatımız kimbilir nasıl farklı hale gelirdi.

Acaba sihirli bir silgimiz olsaydı ve onu kendi hayatımızdan bazı yanlış kararları silmek için değil de ülkemizin tarihinden bir olayı olmamış hale getirmek için kullanma fırsatı bizlere verilseydi, hangi olayı silmekle bugün çok daha iyi bir ülke haline dönüşebilirdik?

Tamamen faraziye, bütünüyle bir senaryo çalışması bu... 'Zihin cimnastiği' de diyebilirsiniz... Bugünden geriye dönük değerlendirmeler yapıyor ve bugünleri en fazla olumsuz etkileyen bir olayı tarihimizden siliyoruz. Hangi olay için kullanırdınız size verilen sihirli silgiyi?

Yüz yıllık bir zaman dilimi için düşünelim bu olayı... Sözgelimi, 1909 yılının nisan ayında tahtından indirilen Sultan 2. Abdülhamid ülkeyi yönetmeye devam etseydi? Osmanlı İmparatorluğu'nun Almanya ile birlikte Cihan Harbi'ne girdiğini biliyoruz; ya o savaşa girmeseydik? 1915 yılında yaşanan 'tehcir' olayını yaşanmamış hale getirmemiz mümkün olsaydı?

Bu olaylardan hangisi bugünlere kadar etkisini sürdüren yanlışlıkların başlangıcı sayılabilir? Hangi yanlışı silersek bugün kendimizi daha mutlu-mesut-bahtiyar hissedebiliriz? Abdülhamid'in işbaşında olduğu dönemde 'tehcir' olayı yaşanabilir miydi? Cihan Harbi'ne girme oldu-bittisi Abdülhamid'in devr-i saltanatında gerçekleşebilir miydi?

Demek ki, neymiş? 1915 'tehcir' kararını veya Cihan Harbi'ne girme kararını silmek yerine Abdülhamid'i tahtta tutmayı devam ettirmek başımıza öteki sorunları da sarmamış olabiliyormuş...

Peki ya Cumhuriyet döneminden hangi tarihi sayfaları silmek bugünümüzden çok farklı ve doğru sonuçlar doğurabilirdi?

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası veya Serbest Fırka adıyla kurulan muhalefet partilerinden birinin varlığını sürdürmesinde ısrarlı olunsaydı? Atatürk'ten sonra İsmet İnönü yerine Fevzi Çakmak cumhurbaşkanı seçilseydi? Cumhurbaşkanı İnönü etrafındaki bazılarının zorlamasına uyup bir lider kültü yaratmak yerine Türkiye'nin geleceğini demokraside görüp çok partili düzeni erkene çekseydi?

Hayal bu ya, tarihimizin son elli yılını da benzer sorular eşliğinde yeniden değerlendirebiliriz: 27 Mayıs'tan (1960) 28 Şubat'a (1997) dört askeri müdahale yaşandı ülkemizde; bunlardan hangisi yaşanmasaydı bugün çok daha farklı bir noktada olurduk? 27 Mayıs değil mi? O ilk müdahale sonuç alamasaydı, hiç kuşkusuz, sonrakilere cesaret eden de kolay kolay çıkamazdı...

Nitekim, 27 Nisan (2007) 'e-muhtırası' da hiç kuşkusuz benzer bir sonuç alınabilmesi için Genelkurmay internet sitesine konulmuştu; hükümet ertesi gün meydan okuyucu bir karşı-bildiriyle ânında cevap vermeseydi, bugün "Artık darbe olmaz" cümlesini daha az emin bir biçimde söyleyebilecektik.

Kendi hesabıma son 101 yıllık (1909 – 2010) tarihimizden iki olayı silince aradaki pek çok olumsuzlukları da silmiş olacağımı görebiliyorum. 2. Abdülhamid'i bir on yıl daha (vefatı 10 Şubat 1918) tahtta tutmakla tarihin seyrini bütünüyle değiştirmiş oluyoruz. Aynı şey 27 Mayıs darbesi için de doğru: O darbeyi tarihimizden silince diğerlerini de yapılamaz hale getiriyoruz çünkü...

İki önemli olayı tarihimizden silmekle bugün başımızı ağrıtan pek çok gelişmeyi de yaşatmamış oluyoruz kendimize... Sadece bizde değil, belki çevremizde de tarihin akışı değişebiliyor bu iki olayı silebilirsek... Bir örnek istenirse şu ihtimali sunarım: Abdülhamid tahtta on yıl daha kalınca Museviler için aranan vatan Filistin yerine Uganda'da bulunabilir, böylece günümüze kadar uzanan 'Arap-İsrail ihtilâfı' da doğmadan ölürdü.

'Tehcir' yaşanmamış olsaydı, Türkiye bugün çok farklı bir ülke olurdu. Bugünkünden çok daha kalabalık sayıda varlığını sürdürecek azınlıklarıyla Türkiye erkenden Avrupa Birliği'ne girer, Ak Parti hükümetine benzer bir yönetimle daha erken tanışır ve daha erken ekonomik refaha kavuşurdu.

Hayaller, özellikle geriye dönükse, hiçbir zaman gerçek olmuyor. Elimizde hatalarımızı silebileceğimiz 'sihirli bir silgi' de yok. Tarihimizle yüzleşmek, hatalarımızı kabullenmek ve benzer hataların tekerrürünü engellemek, galiba en doğrusu...

Bu yazı toplam 1858 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri