Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Sürecin cilveleri

28 Haziran 2010 Pazartesi

"Bazıları 'Aman ne iyi, terör azdı, açılım sürecinin sonuna gelindi' diye göbek atıyorlar; böylelerine bakıp gülmek geliyor içimden... Uzun erimli süreçlerde inişler-çıkışlar olur çünkü; en hızlı inişler de özellikle en hızlı çıkışlardan sonra yaşanır. Gecenin en karanlık olduğu an, sabaha en yakın olunan andır; terörün iyice azalacağı noktaya da iyice azması sonrasında gelinir..."

Dostumun bu cümlelerini ilk işittiğimde ben de sizler gibi olumsuz tepki verdim; "Ne diyor bu ya..." tepkisini... Sonra dinlemeye koyuldum:

Terör örgütü eylemlerini devam ettirdiği uzun süre içerisinde kendini tahkim için çaba gösterdiyse kök salmış, yayılmıştır. Kendine ait bir sektör oluşturduğu gibi, içeride ve dışarıda devşirdiği destekçileriyle bir cephe de kurmuştur.

"Özellikle militanları açısından durum hayli karışıktır" dedi dostum. 30 yıldır mı sürüyor terör, o kadar süre zarfında sürekli dağlarda yaşamanın ne demek olduğunu bizler bilemeyiz. Bambaşka bir hayat tarzıdır o. Hep tetikte yaşanılan ve en yakın arkadaşından bile "Acaba devletin ajanı olabilir mi?" kuşkusu duyulan bir hayat...

Yalnızca 'kuşkucu' yapmaz o hayat insanı, sosyallikten de koparır ve zaman içerisinde hemen her konuda kendi kendinle hemhal olmayı öğretir. Dostum, bu noktada, "Teröre bulaşmış insanlara verilecek en kötü ceza, bu sebeple, onları hücreye atmak değildir; normal hayatını hücre hapsindeymiş gibi yaşar çünkü terörist; keşke yasal imkân olsa da teröristler 'toplumsal hizmet' cezasına çarptırılsalar" dedi.

Düşündürücü bir tespit bu...

Amerika ve bazı Batı ülkeleri son zamanlarda PKK bağlantılı banka hesaplarına el koyuyor, örgüte ait olduğunu tespit ettikleri işletmeleri kapatıyorlar. Danimarka bile birdenbire PKK'nın bir TV istasyonu olduğunu ve kendi topraklarından yayın yaptığını keşfetti ve üzerine gitmeye başladı.

"Binlerce kişi dünyanın dört bir tarafında terör sektöründen ekmeğini çıkartıyor" görüşünde dostum. Ona göre, hemen her ülkede faaliyet gösteren ticarethaneler 'açılım süreci' sonrası tehlikeye düştü. Türkiye'den kaçıp Batı ülkelerine gidenler "PKK üyesi mensubuyum, Türk devleti peşimde" diye sığınma hakkı istemiş ve kazanmıştı; şimdi onlara sığınma hakkı tanıyan ülkeler aynı kişileri 'sakıncalı' bulmaya başladı.

"Dağdakileri düşünüyoruz, ama Batı ülkelerinde bir eli yağda bir eli balda yaşayan ve bugüne kadar 'PKK'lı olduğu için' kendisini konuk addeden ülkelerden iltifat görürken birdenbire sürülme tehdidi altına düşenleri gözardı ediyoruz" dedi dostum ve şu şaşırtıcı tespitini de benimle paylaştı: "PKK'nın kendisini başka ülkeler nezdinde temsil eden bir tür 'monşerleri' bile var..."

Esas sorun ise Demirperde yıkıldığında işlevsiz kalan Karla'lar türü kuklacıların durumuymuş...

'Karla', bu türün meraklılarının iyi bildiği üzere, eski bir istihbaratçı olan John Le Carré'nin romanlarında sıkça karşımıza çıkan Sovyet casusudur. Le Carré 'The Quest for Karla' (Karla'nın Peşinde) başlığı altında hepsini birarada yayımladığı üç romanında, İngiliz mukabili George Smiley'in Karla ile mücadelesini anlatır. Rus Karla karşıt ülkelerin istihbarat örgütlerine kendi adına çalışan casuslar ('köstebekler') yerleştirmesiyle ünlüdür.

Türkiye'yle ilgili her ülkenin istihbarat örgütlerinde görevi teröristlerle yakınlaşmak olan Karla tipi casuslar vardır; kimisinin bütün profesyonel hayatı Türkiye'ye karşı terör eylemleri yapanlarla ilgilenmekle geçmiştir. Dünya değişti ve Türkiye artık teröre hedef olmaktan çıktı diye ocakları sönme tehlikesine mâruz kalmalarını sineye mi çekecek bu tipler?

Smiley o noktada yıllar önce tanıştığı ve daha o zaman "Bize sığın" teklifini yaptığı Karla'ya duvar yıkıldıktan sonra yeniden el uzatmıştı.

"PKK'yla ilgilenen yabancı istihbaratçıların bazısı kendilerine yeni meşgale alanları bulsalar bile, bir bölümü, kendilerine özgü sebeplerle, kışkırtma ve yönlendirme görevlerini sürdürüyor olabilir..."

Dostumun Le Carré ile kurduğu ilinti olağanüstü ilgimi çekti. Hayata casus olarak başlamış, ayrılıp yazarlığa geçince tanıdığı karanlık dünyayı romanlaştırmış Le Carré'nin kendisi de Soğuk Savaş bitince düzeni bozulanlardandı. Yenilerde yazdıkları ilk romanlarının tadında olamadı bir türlü; her yeni romanını okurken "Herhalde Soğuk Savaş'ın devam etmesini isterdi" diye düşünürüm İngiliz romancı için...

Bu yazı toplam 1390 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri