Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Ters ayna

18 Ekim 2010 Pazartesi

Size basit bir sorum var: Benim düşmanlarım kim/ler? Cevap vermek için hiç kendinizi zorlamayın; çünkü benim kendime 'düşman' olarak seçtiğim, "İşte benim düşmanım" diyebileceğim kimse yok. Dostlarım, arkadaşlarım var, tanıdığım kimseler... Bir de az tanıdığım veya hiç tanımadıklarım... Her bir grup içerisinde kızdığım, tepemi attıran, sevmediğim kişiler var elbette...

Ama 'düşman' olduklarım? Yok...

Hakkında en çok yazı yazdıklarımdan biri, ne olmuşsa beni aramak ihtiyacı duymuştu birkaç ay önce. Telefonda ilk cümlesi "Biz küs müyüz?" sorusuydu. "Yok" oldu cevabım. Küsmem için önce bir ilişkimizin olması gerekir. İlişkim bulunmayan birine neden küseyim ki? "Elbette küs değiliz" cümlesiyle pekiştirdim durumu.

Gerçekten de hakkında burada olumsuz kanaat belirttiğim hiçbir kişi hakkında 'düşmanlık' hissi beslemedim. 'Düşman', yani elimden gelse yok edeceğim kişi... Öyle bir duruma geldiğimi fark ettiğimde, ilk yapacağım iş, sevgili dostum psikiyatrist Dr. Adnan Çoban'ı ziyaret etmek olurdu herhalde...

Böylesine alışılmamış bir giriş yapmamın sebebi, bir yazar tarafından 'düşman' ilân edilmem... Ürkütücü bir şey bu. Yalnız ben değilim; Yiğit Bulut, Mehmet Barlas ve Mustafa Karaalioğlu da 'düşman'... "Düşmanları insanın ters aynasıdır" vecizesi eşliğinde ilân etti 'düşman' olduğumuzu...

Bizleri 'düşman' görmesinin sebebini "Beni yerden yere vurdular" cümlesiyle açıklıyor. Hepimiz 'tek taraflı', 'yalan-yanlış bilgilerle' kendisinin gazeteciliğini sorguluyormuşuz. Bizleri düşman ilân ettiği yazısını, "İşte bunlar benim düşmanlarım ve ben bu düşmanlarımla övünüyorum" diye bitirmiş...

Herhalde anladınız: Okurlarına beni 'düşmanım' diye takdim eden yazar, geçen haftanın gazetecilik skandalının kahramanıydı. Bir okurundan geldiğini ileri sürerek bir e-posta yayımladı yazısında. Mesaja göre, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün konvoyu yüzünden kesilen trafikte sıkışıp kaldıkları için hastaneye yetiştirmeye çalıştığı annesini kaybetmiş okuru... Kendisinin "Salya-sümük ağladım" cümlesiyle üslubunu methettiği mesaj Cumhurbaşkanı Gül'e yönelik bir bedduayla bitiyordu.

Ardından meydana gelen gelişme utanç verici: Cumhurbaşkanı o sırada dışarıda değil konutundaymış... Mesajın sahibini görevlilere araştırtmış, adı ve sanıyla sütunda yer alan kişinin hayali olduğu ortaya çıkmış... Ne Ahmet Ertaç diye biri varmış, ne de iddia edilen saatte hastaneye yetişemediği için ölen bir anne...

İyi mi?

"Benim gazeteciliğimi sorgulayamazsınız" diyen yazar aslında gazeteciliğin bilinen bütün ilkelerini bir tek yazıyla çiğnediğinin farkında değil. Dahası, "Beni aldatan kimmiş?" merakına bile kapılmaması çok ilginç. (Muzır bir dostumun bu meraksızlıkla ilgili bir tezi var, ama şimdilik yazmayacağım.)

Okuyanlar konuya ilişkin yazımda fazla suçlayıcı ifadeler kullanmamaya özen gösterdiğimi hatırlayacaklardır. Birilerine kızıp eline kalemi alınca internet gayyasının sağladığı maskeyle etrafa küfürler saçan, yalan ve iftiraları devreye sokan çok; bunların bazısı kendilerine değişik sütunlarda yer bulabiliyorlar. Yalan iddia kurbanlarını yaralıyor elbette, ancak o insanlar ne yapsın, haklarını aramada zorlanıyorlar.

İddia Cumhurbaşkanı ile ilgiliyse ve Cumhurbaşkanı Gül iddiada ileri sürülen türden konulara duyarlı olunca, iddianın iftira olduğu ortaya çıkabildi. Ya diğerleri? Onlar değişik sütunlarda kaynayıp gidiyor...

Konu bir tek kişiye indirgenmeyecek kadar genel benim gözümde; o sebeple de yazarken sadece gazetenin adını (Vatan) zikrettim, yazarın adını anmadım. O ise adımı da vererek beni 'düşmanı' ilân edebildi.

'Düşmanı', yani yokolmasından memnuniyet duyacağı, bunu sağlamak için de elinden geleni yapacağı kişi...

Böyle bir yazara sütun açtıkları için Vatan gazetesi yönetimini, Doğan Medya Grubu'nun sahip ve yöneticilerini tebrik ediyorum.

Madem 'düşmanları' var, bizleri kendisinin 'düşmanı' olarak ilân etmiş olan yazarın başkaca düşmanları kimler acaba? Haklarında olumsuz yazı yazdığı ve yok olmalarını arzu ettiği başka kişiler kim?

Bu soruya cevap bulabilmek için son zamanlarda kaleme aldığı yazılara göz attım ve haklarında sürekli 'düşmanca' yazılar yazdığı kişilerin bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar az olduğunu görüp onun hesabına sevindim. Daha fazla düşman çekilmez çünkü... Onun hesabına sevinsem de okurları namına üzüldüm. Hep aynı kişilerle ilgili yazılmış 'düşmanca' yazıları okuya okuya...

Psikiyatristlerin görevini ben üstlenmeyeyim. Kendi 'düşmansız dünyam' benim için daha önemli.

Bu yazı toplam 1998 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri