Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Uçuk-kaçıklar benden uzak dursun

11 Haziran 2008 Çarşamba

Sizin de etrafınızda abuk sabuklar arttı mı son zamanlarda? Düne kadar aklı başında bildiğim kişilerin dengesi bozuldu; hele tanımadığım halde yanıma yaklaşıp görüşlerini benimle paylaşanlar yok mu? Bu kadar uçuk-kaçık lâfı bir arada işittiğimi hatırlamıyorum.

Kulak hizamda dile getirilen çeşitli görüşleri nakletmeden önce bir konuda fikrinize başvurmam gerekiyor: Hürriyet'le uydusu Vatan aynı gün “Türbanı iptal ettiren sorular” başlığı altında aynı haberi verdi. Akşam gazetesinde de “Altı saatlik oturumda neler yaşandı” üst başlığı altında “İçtihat oluşturan 'iptal'in şifreleri” diye aynı haber vardı. Anayasa Mahkemesi üyeleri, son kararlarını, o haberlerde anlatıldığı gibi almış olabilirler mi gerçekten?

Anayasa Mahkemesi'nin altı saat içerisinde vardığı karar altı gündür tartışılıyor; altı yıl tartışılsa yeri olan bir karar çünkü aldığı... Hürriyet, Vatan ve Akşam'a (veya onlara bu haberi veren üyeye) göre üç soru karar üzerinde etkili olmuş: 1. Bir parti anayasayı tek başına değiştirecek çoğunluğa erişirse ne olur? 2. Bir parti anayasayı baştan sona değiştirirse engellenebilir mi? 3. Bu parti 'seçimler 20 yılda bir yapılsın' derse ne olacak?

Anayasa Mahkemesi üyeliğine getirilmiş 11 kişi, bu soruları duyunca, “Anayasada bunları engelleyecek bir madde yok, ama biz varız” demiş ve fazla düşünmeden “Anayasa değişikliklerine ret” kararı almış... Daha doğrusu üyelerin ikisi dışında kalan dokuz üye...

O iki üyenin bu denli 'ciddi' sorulara duyarsız kalmalarına ne diyeceğiz peki? Anayasa Mahkemesi'nin dokuz üyesi bir yolunu bulup kendilerinin ciddiye aldığı sorulardan etkilenmeyen iki üyeyi mahkemeden atmalı...

Şaşırdığınızı sanıyorum; çünkü duyduğumda ben de şaşırdım. Bir dostum, nedense bu soruları diline dolamış, bana “Atılmalılar efendim, atılmalılar” deyip durdu. Uçuk-kaçık dediğim düşüncelerden sadece biri işte...

Tanımadığım biri önce hayli uzaktan anlatmaya çalıştı, anlamakta zorlandığımı fark edince yanıma gelerek şu soruyu sordu: “Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliğine geçit vermeyerek yasama organının alanını işgal etti değil mi? Kapatma davası da beklendiği gibi sonuçlanırsa, yürütme organını da görevden almış olacak aynı mahkeme. Peki de yasama ve yürütme organlarının Anayasa Mahkemesi'ne yapabileceği bir şey yok mu?”

“Ne olabilir ki?” karşı soruma verdiği cevap yüzünden dudaklarım uçukladı: “Maaşları devlet memurlarına kim ödüyor? Hükümet değil mi? Anayasa Mahkemesi üyelerine ödemeyiversin... Belediye suyunu kessin, elektrik idaresi elektriğini... Meclis de bütçesini onaylamasın.”

İnsan hiç değilse Meclis Başkanı Köksal Toptan gibi yapar ve “Anayasa Mahkemesi çok yoğun, bu sebeple davaları sağlıklı inceleyemiyor, Senato'yu yeniden kuralım da daha az dava gitsin önüne” der. Çok çalıştıklarını, yüklerinin azaltılması gerektiğini işitmek mahkeme üyelerin gönlünü okşamıştır; oysa Köksal Bey bu teklifi Meclis adına kararı eleştirmek üzere söylemişti.

Meclis Başkanı kadar nazik olmayanlarla işimiz iş...

Biri nereden öğrendiyse öğrenmiş, “Kararın Türk ekonomisine maliyeti tam dört milyar dolar” dedi bana. 2008'in ilk aylarında faiz oranı yüzde 16.2 imiş; şimdi ise 20.74'e çıkmış... Yani 4,5 puan artmış... “Her bir puanlık artışın Hazine'ye maliyeti 1 milyar dolar” dedi. “O zaman” dedim, “Hesabı yanlış yapmışsın; bu durumda ek yük 4,5 milyar doları buluyor.” Ne diyeyim?

Hükümet uzunca sayılabilecek bir toplantı yaptı. Cemil Çiçek'in sözcü olarak yaptığı açıklamada “Anayasa değişikliğini 'türban için' diye takdim etmek yanlış” uyarısı yerindeydi. Meclis'in yetkilerinin budanmasının yürütmeyi nasıl etkileyeceğini enine boyuna düşünmüş ve dile getirmişlerdir. “Meclis anayasanın 7. maddesini gündemine almalıdır; hiçbir şey olmamış gibi davranılmaz” da dedi hükümet sözcüsü.

İhtiyatlı olmak ilk aklına gelenin peşinden gitmekten her zaman iyidir.

Sahi, böyle bir durumda yetkilerinin gasp edildiğine inanan kuvvetler, üzerlerine gelen kuvvete karşı ne tür tedbir alabilirler? Amerika'da benzer bir durum olduğunda dönemin başkanı “Dokuz yargıca beş yargıç daha eklerim” tedbirini dillendirmiş... Roosevelt'in bu görüşünü hayata geçirmesine lüzum kalmadan Yüksek Mahkeme yelkenleri suya indirmiş; o zamana kadar geçit vermediği ekonomik-mali paketleri onaylamaya başlamış...

Bir okur, “Öyle 15 üyelik bir mahkeme olmaz, en az 21 üye olsun” dedi. “Üyeler illa Yargıtay ve Danıştay'dan da olmasın, yerel mahkemelerden de üye alınabilsin” görüşündeydi aynı okur.

Uçuk kaçıklara kapalıyım, ama aklınıza gelen makul tedbirleri dinlemeye hazırım.

Bu yazı toplam 4148 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri