Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Vurmasına vurun da, düşünmeyi de ihmal etmeyin

14 Eylül 2009 Pazartesi

Doğan Medya Grubu'na Maliye tarafından kesilen olağanüstü yüksek vergi cezası sonrasında grup gazetelerinde ve televizyonlarında yapılan yayınlar ilginç. Bir tek yazar ve sunucu bile -ufacık da olsa- bir kuşku seslendirmiyor. Hepsi, neredeyse tek ağızdan, hep aynı senaryoya uygun görüş açıklıyor.

Senaryo şu: Başbakan maliye bakanını yanına çağırıyor ve ona "Doğan Grubu'nun işini bitir" talimatı veriyor... Bakan müsteşarını, müsteşar bir vergi kontrolünü devreye sokuyor ve sonunda o çok sıfırlı vergi/ceza raporu ortaya çıkıyor...

Biraz üstüne gitseniz senaryoda küçük bir revizyon yapabilirler: "Belki başbakan talimat vermemiştir de bakan durumdan vazife çıkarmıştır" diyen de olabilir; "Başbakan müsteşara veya tanıdığı bir kontrol elemanına doğrudan talimat vermiştir" diyen de...

Neden böyle düşünüldüğünü tahmin etmek o kadar zor değil: Geçmişte, başka hükümetler döneminde, çok raportöre raporu iktidar sahipleri tarafından yedirilmişti... Hırsından kendini en kısa zamanda Maliye Bakanlığı ve Sayıştay dışına atan müfettiş ve raportörlerin varlığından haberdarım.

Hemen her büyük grupta gençliği birbirine "Üstad" diye hitap edilen teftiş heyetleri içerisinde geçmiş yönetici ve eleman çalışır. Bunlar devletteyken kendi yerlerinde oturan 'üstadlar'ın şimdi çalıştıkları grup adına kendileriyle temas kurmasına alışkındır.

Hazırlanan raporu önceden öğrenebilme özelliği ve siyasi güç kullanımı sayesinde pek çok ceza daha niyet safhasındayken önlenebiliyordu eskiden... Sona kadar giden ve raporlaşan cezalar ise, henüz kimsecikler duymadan, bir biçimde sumen-altı edilebiliyordu.

Yükselmek isteyenlerin kendisine açık tutulan tek kapının 'uzlaşmak' olduğunu fark etmesi için yıllarca dirsek çürütmesine gerek yoktu zaten; kısa süre sonra tanık olmaya başladığı olaylar yeterince eğitici oluyordu.

Galiba bugün durum hayli farklı ki, hata yapanların üzerine gidilebiliyor. Sorun da, daha önce üzerine gidilemeyenlerin üzerine bu dönemde gidilebilmesinden kaynaklanıyor zaten... "Nasıl olur da bizim üzerimize gelirsiniz" diyenler bu işlerden hiç anlamayanlar; uzman eleştiri sahiplerinin daha gerçekçi bir sorusu var: "Neden benzer hataları yapan başkalarının üzerine gitmiyorsunuz da sadece bizim üzerimize geliyorsunuz?"

Neden gerçekten?

Aklıma ilk gelen sebep, "Ceza yazdıkları grubu sevmiyorlar da ondan" oluyor. Kişisel veya kurumsal bir sevgisizlik olabilir sebep; geçmişte yapılan bir haber ya da yorum yüzünden duyulan muğberlik... "Topluma zararlı bunlar" deyip ilk bulduğu hatayı iflâh kesen bir cezaya dönüştürmüş olabilir devletin memuru... Kendiliğinden, hiçbir yerden emir almadan...

Çok fazla karmaşık ve cezayı kesen kuruma da memurlara da pek yakışmayan bu ihtimalin yerine daha basit bir sebep söz konusu olmasın? Benim senaryom şu soruda gizli: "Üzerlerinde artık baskı hissetmeyen görevliler, aralarında hiçbir ayrım gözetmeksizin bütün hataların üzerine gidiyorlar da, medyası olanların sesi mi gür çıkıyor acaba?"

Grup gazetelerinde okuduğum ve büyük çoğunluğu birbirine benzeyen senaryolar karşısına kendi farklı senaryomla çıkmamın da bir sebebi var: Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in bu işin içinde olmasını aklım kabul edemiyor. Edememesi de çok basit bir sebepten: Hürriyet'in önemli bir mensubu Bakan Şimşek'le Güneydoğu Anadolu'ya gitti geçen hafta, doğduğu evi gördü, Türkçe bilmeyen akrabalarını tanıdı...

Nasıl biri olmalı ki, Mehmet Şimşek, o kadar günü birlikte geçirdiği Hürriyet mensubunun işsiz kalmasına yol açacak bir sürecin fâili olsun...

Mehmet Şimşek aynı hafta THY'nin yeni hat açılışı vesilesiyle Cakarta'ya götürdüğü kişilerdendi ve orada bir kaplan ile sevgi tomarı haline dönüşmesinin fotoğrafları çarşaf çarşaf grup gazetelerinde yayımlandı, televizyonlarında haberleştirildi.

Bakan Şimşek bu işin içinde olamaz...

O olamaz da Başbakan Tayyip Erdoğan olabilir mi? Suçlama parmakları doğrudan onu gösterdiği için üzerinde iyice düşünesiniz diye bu soruyu soruyorum.

Hükümetin titizlendiği iki açılıma grup medya organları destek çıkıyor. 'Kürt açılımı' ile 'Ermeni açılımı' gibi iki hayati konuyu desteksizlik yüzünden sarpa sardıracak bir gelişmeyi kendi eliyle başlatır mı bir siyasetçi?

Özellikle grup yayın organlarının, iyi niyetlerini ,'AKP' yerine 'Ak Parti' deyip yazmayla gösterdikleri bir ortamda? Grubun kendisine 'dostluk açılımı' yaptığı bir sırada neden 'düşman' sayısını artırsın ki Başbakan?

Sizin aklınız bunu alıyor mu? Benim almıyor da...

Bu yazı toplam 2424 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri