Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Taha KIVANÇ

Yar bana bir eğlence, medet!

27 Ağustos 2009 Perşembe

Tatilden ekstra enerji depolayarak dönen Ali Bayramoğlu ilk karşılaşmamızda beni sıkıntılı gördü ve bir hayli tedirgin oldu. Haklı. Bir süredir kendime de açıklayamadığım tuhaf hisler taşıyorum içimde. Sevinçli ve umutlu olmak için pek çok vesilem bulunduğu halde...

"Yücel Çakmaklı öldü" haberi bir sebep olabilir...

Sinemayı bana sevdiren isimlerin başında gelir Yücel Çakmaklı. MTTB günlerimizde Sinema Kulubü'nün düzenlediği etkinliklerde varlığından haberdar olmuştum. O zamanlar Tıp Fakültesi öğrencisi olan Sinema Kulübü müdürü Dr. Salih Diriklik ile birlikte yeni bir teorik kavram geliştirmiş, 'Milli Sinema' kavramının içini doldurma işi Salih Diriklik'e, uygulamasını yapmak ise Yücel Çakmaklı'ya düşmüştü.

Arasam, döneminin ünlü yönetmenleriyle (Halit Refiğ adını hatırlıyorum) birlikte katıldığı 'dönüm noktası' sayılan bir panelin 'Milli Sinema Davamız' adıyla kitaplaşmış biçimini kütüphanemin bir yerlerinde bulabilirim.

Çektiği filmler, TRT için yaptığı televizyon dizileri, neslimizin 'Yedinci Sanat'a daha yakın ilgi duymasının en önemli sebebidir. Yüzlerce sayfalık kitaplarda çok zor anlatılanların iki saatlik bir filmle kitleler tarafından kolayca hazmedildiği gerçeği, ondan sonra gelen Mesut Uçakan ve İsmail Güneş gibi bugünün 'usta' yönetmenlerinin yolunu da belirlemiş oldu.

Nasıl nazik biriydi Yücel Çakmaklı, anlatamam. Onun kaybı içimdeki sıkıntının önemli bir sebebi olabilir.

Siyasetçilerin en dikkatli olmaları gereken bir dönemde birbirleri hakkında kullandıkları hoyrat dilin de rahatsızlığımda büyük payı olduğunu herhalde tahmin edebilirsiniz. MHP ve CHP hükümetin yaptıklarına elbette itiraz edecekler, kamuoyu onlardan bunu bekler de; ancak 'vatan hainliği' ve 'vebal' gibi sözcükler bu denli kolay ve sıkça kullanılmalı mı? Onların söylem ve tavırlarına Ak Parti adına verilen cevapların aynı düzeyde olması mı gerekiyor?

Yanlışlara verilecek bir tepki varsa, bunu fazlasıyla yerine getirecek çok-sesli bir medya var bugün... Basın toplantısında kameralara karşı sallanan belgenin izleyiciler üzerinde yapacağı etkiden çok daha fazlasını aynı belgenin bir gazetenin manşetinden verilmesi sağlar...

Ak Parti yedi yıldır iktidarda, bir yedi yıl daha -hatta daha fazla- ülkeyi yönetme yetkisini elinde tutabilir. Ak Parti'nin ülkesel ve yerel kadrolarının bu yalın gerçeğin ışığında biraz daha hoşgörülü ve yumuşak olmasını bekliyorum belki de... 'Kodum mu oturturum' üslubu Erman Hoca'ya yakışıyor, ama milletvekilinde, bakanda, başbakanda yadırganıyor.

Hiç değilse ben yadırgıyorum.

Meslektaşımız Zafer Mutlu'nun kaybettiği kızı adına kurduğu vakfın inşa ettirip eğitim hayatımıza kazandırdığı güzelim okul yıkıldı. Belediye yanlış bir yere yapıldığı için başvurmuş bu yola. Yanlarına güvenlik güçlerini de almış belediye yetkilileri, sabahın köründe yıkım işlemini yapmış...

'Yanlışı bir başka yanlışla ortadan kaldırmak' buna denir..

Siyaset ise, böyle durumlarda 'farklı formüller' bulabilmenin adıdır. Belediye başkanı haksız işgal yüzünden yıkım işlemini yapmadan önce vakıf yöneticilerini çağırıp pazarlık yapabilirdi. "Okul yerinde kalsın, eğitime devam etsin" denilir ve eklenirdi: "Buna karşılık, vakıf, gösterilecek arsalara bir-iki okul inşa ettirip Milli Eğitim Bakanlığı'na devretsin..."

Yıkmakla bir okulu yoketmiş oldu belediye, farklı formülle eğitim ordusunun hizmetinde üç şahane okul olabilirdi bugün...

Pazar günleri TRT'de yaptığımız 'Politik Açılım' programlarından sonra, dört katılımcı olarak, her hafta bir rutinimiz vardı: İki adım ötedeki tezgâhtan balık yemek... 'Ekmek-arası-balık' tarzı, ama böylesi için dakikalarca kuyrukta beklemeye razıydı insanlar...

Geçen hafta Ankara'daydım, döndüm ki ne göreyim: Belediye, Ramazan'ın ilk günü, bizim balıkçıların tezgâhını yerle bir etmiş...

İçimdeki sıkıntının bir sebebi de bu olabilir...

Kavga etmeden, yakıp yıkmadan, fişleme yapmadan sorunlara çözüm üretmenin zamanı geldi. Terörle birlikte yoksulluğu da bitirecek bir proje tam da bu tür bir farklı yöntemle hayata geçiriliyor, ancak etrafta eski alışkanlıkların devam ettiğine dair görüntüler de eksilmiyor...

Yazmasam kalemim şişer: Ben olsam, 'pop sosyolog' diye andığım meslektaşın, tenha bir koydaki yazlığına stratejik derinlik kazandırmak ve üzerinde daha düşüncelere dalmak için yaptırdığı uyduruk tahta iskeleyi de yıkmazdım. Yanlışsa yaptığı, farklı bir formülle yanlışını telâfi ettirirdim...

Ama asla ve asla icraatımı 'intikamcı' bir davranış görüntüsüne büründürmezdim...

Bu yazı toplam 2896 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri