Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Tahsin AKPINAR

Şeyh Edebalı’nın İktidar ve Cemaate Nasihati..!

11 Aralık 2013 Çarşamba

Ey Oğul!

“Beysin!

Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana..

Suçlamak bize; katlanmak sana... Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana..

Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana..

Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana..

Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..”

...diyerekbaşlayan ve muazzam bir manfesto ortaya koyan Şeyh Edebalı hazretlerinin, Kayı Boyu’nun beyliğine geçen ve henüz kuvveden fiile geçmemiş olan bir mefkureyi deli bağrında itinayla taşıyan Kayı Beyi Kara Osman’ın kulağına küpe ettiği altın değerindeki eşsiz manzume...

İşin biz; mefkuresiz, şuursuz ve aklı kıt nev-zuhur Türk nesline tuhaf gelen tarafı, böyle evrensel bir manifestonun, Bilecik yaylalarında yaşayan, konar-göçer bir boyun beyliğine geçen, karayağız bir deli oğlana hitaben derc edilmiş olmasıdır..

Demek ki, kaynak nere aktığını, hedef neden ve nereden beslendiğini gayet iyi biliyormuş...

Onların sırrı, çağları aşan bilgeliklerinin ve Mohaç’tan, Haçova’dan, Viyana’dan taşan yiğitliklerinin akış istikameti, karşılaştığı meyil yönünde kaymak değil kendi öz meyli yönünde asırlara yön vermek, onları kendi medeniyet havzasına akıtmayı başarmış olmaktır.

Bunu gerçekleştirmek için hedefe yürüdüklerinde “Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.” Olduğunun ziyadesiyle farkındaydılar.

Onun için aynı manzumede ilmiye sınıfıyla devlet ricalinin işlerini birbirinden şu sözlerle ayırmayı ihmal etmemiştir büyük Edebalı:

“Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız... Tıkanıklığı temizlemeliyiz.”

Bize bir şeyler çağrıştırıyor sanki bu kısım. Cuk diye gündeme kasket oldu. Hemde sekiz köşe..! üzerinde uzun uzun düşünmekte sonsuz faydalar vardır.

Devlet gücünün, Beyi yanlışa sürüklememesi için esaslı bir ihtar çekilir beye:

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir.

Bir bey, sabretmesini bilmelidir.”

“Öfkede bir hitabet tarzıdır” diyen devlet adamlarımıza özellikle hatırlatılmasında derin faydalar mülahaza edilmiştir. Evet. Belki öfke bir tarzdır ancak öfke mi bizim atımıza biniyor yoksa biz mi öfkemizin atına? Nitekim öfkenin atına binenlerin sultan olarak girdiği Ankara Ovası’ndan, köle/esir olarak çıktığı vakidir.

Öfkeniz size binsin ki sizi kamçılasın ve siz başarıya giden yolları araştırabilesiniz bıkıp usanmadan. Atınız öfkenizse vay sizin halinize! Biz bunun böyle olduğunu da atamız Yıldırım Beyazıt Han’ın hüzünlü son sayfasından biliriz. Hemde iyi biliriz biz, bu Ankara savaşlarının ne demek olduğunu.

Zira Ankara’da savaşı kaybedenlerin dünyaya nizam saldığıda ayniyle vakidir!

“Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır...” sayın başbakan... Onun için, “Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.”

Pardon... Başbakan mı dedim..!?

Hayır.

Yanlış anlaşılma olur o zaman. Fethullah Hoca efendi içinde bu ikazlar fazlasıyla geçerlidir bence. Çünkü devlet adamının üstünde sırıttığından daha çok sırıtır din adamının üzerindeki her hangi bir hata.

“Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.”  Ve diyorlarda zaten. İşte burda; “En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir.”

Elbette, “Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir.” manzumesi doğrudur. Ancak, “Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli.”

Hele şu kısıma ne demeli?

İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez.Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..”

Özellikle bu bölüm bize günümüz ve gündemimizle alakalı bazı şeyleri hatırlatıyor her nedense? Ahmet Taşgetiren gibi bir gönül erine “pirinç pilavındaki beyaz taş” tabirinin kullanılabildiği, gâvura müşfik olanların müslümana şedit olduğu tuhaf günlerdeyiz.

Allahım sen ne büyüksün. Ben, kısmetime içinden taş çıkmayan tek bir pilav bile yediğimi hatırlamıyorum. Koskoca sofrada, kısmetine pilavından dokuz taş çıkmış birisi olarak nihayet bu şaşkınlığım giderildi. Demek ki bunun sırrıda buymuş. Pilavın içerisiden taş çıkabileceğini veya pilavın içindeki taş muamelesine maruz kalmaktan kurtulamayacağımızı ihtar ediyormuş yıllardır kader bize.

Biz derken, bundan kasıt sadece şahsımız olmasa gerektir!..

Şeyh Edebalı’nın gür sesi çağlar ötesinden bizlere, idarecilerimize ve bizim gönül önderlerimize seslenerek yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Şöyle diyor Ulu Çınar Osmalı’nın tohumunu, toprağa gömen ulu çınar: “Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir... Bey, memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..”

Bu sözlerin kıl çadırlardan kurulu bir obanın beyine söylenmiş olduğuna inanmak gerçekten zor... Ama söylenmiş. Ama o, sadece karşısındaki beye mi, yoksa onun torunlarıyla birlikte, “yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadına da beraber mi” söylenmiş olduğunu iyi kestirmek lazım.

Zira ne diyordu Ulu Çınar Edebalı?

“Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman!

Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın”

Yazının taslağına bakan arkadaşım ‘Bu yazı hükümete karşı mı?’ diye sordu.

Hayır.

Bu yazı, bütün hükümet sahiplerine ‘dostça bir ikaz olsun diye’ yazılmıştır. Adı konulmamış hükümetlerede..!

E Mail : akpinartahsin@hotmail.com

Twitter: @akpinartahsin 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3546 defa okunmuştur
Dağlar inlesin hasan dağlar inlesin
Ha Sanma Dayı
önceki yazılarına bakılınca anlaşılır bu bence. Ayrıca bir olayda hep haklı hep suçlu modeli olabilir mi?
12 Aralık 2013 Perşembe 18:51
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
ANLAMADIM
Hasan DAYI
SAYIN YAZAR, Siz şimdi hükümete mi ikaz YAPIYORSUNUZ yoksa malum cemaate mi? hangisi HAKLI SIZCE? ben YAZINIZDAN birşey ANLAMADIM? selamlar
11 Aralık 2013 Çarşamba 19:04
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri