Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Turan UÇAR

Barut kokan dağlarımız çobanların kaval sesini özledi

10 Şubat 2013 Pazar

Çocukları, kardeşleri, sevdikleri askerde olan tüm aileler gibi çocukları dağlarda olan ailelerde silahların bırakılacağı günleri iple çekiyordur sanırım.

Barışın rüzgârı artık çok şiddetli esiyor. Arada birileri kesintiye uğratmak istese de sanırım halkta ve devletin nerdeyse tüm kurumlarında oluşan barış iradesi bu engelleri aşacak.

Zaman içerisinde barışa her yaklaşıldığında faili meçhul profesyonel eller bir şekilde süreci sekteye uğratmayı başardı. Başarı sadece sekteye uğratmakla elde edilmedi, toplum da çok başarılı bir şekilde manipüle edilerek barışa giden yolda aşılmaz bariyerler oluşturuldu.

Gelinen noktada Türkiye toplumunun kahir ekseriyeti artık bu savaş ortamının sona erdirilmesini ister hale geldi ve geçmişte kırmızıçizgiler diye topluma yutturulan birçok olgunun aslında çok şey ifade etmediği de anlaşıldı.

Süreç doğal seyrinde işlemeye devam ederse, toplumun kodlarıyla oynanarak oluşturulan korkuların ne kadar yersiz olduğu da anlaşılacak.

Ötekileştirilenlerin aslında hiçte “öteki” olmadığı, farklılıkların birer zenginlik olduğu ve bizi bir arada tutan asıl öğelerin, tarihten süzülüp günlük yaşantımız içerisinde doğu batı demeden yaşamımızı şekillendiren kültürel kodlarımızın olduğunu hepimiz yeniden anlayacağız.

Ulus devlet yapısının değişmez bir kural olduğu yalanı ile toplumu şekillendirmeye çalışanların ve bundan nemalananların bize unutturduğu çok kültürü yaşamı özümseyerek çokluk içinde birliği yeniden öğreneceğiz.

Vatanseverliği kan milliyetçiliğine indirgeyen ideolojilerin dünyayı kasıp kavurduğu ve insanlığın yerlerde süründüğü 19. yüzyıl zihniyetinin tarihe ve insanlığın kültürel birikimlerine aykırı olduğunu yeni yeni anlıyoruz.

Öylesine bir ideoloji ki; eğitim sistemi, yasalar ve ulus devlet yalanı ile bireylerin insanlığa sunacağı barış ve hoşgörü duygularını körelterek “varlığını” sadece “etnik kimliğine” “armağan” edecek şekilde kodlayabiliyor. Bununla da yetinmiyor “damarlarındaki asil kanı” kutsayarak zihinlerde sürekli bir düşman üretiyor. Ne de olsa bu sanal gerçeklik sadece yakın düşman ile var olabilir. Düşman yoksa üretilir, nitekim yakın tarih sürekli üretilen yakın düşmanların üzerine kurulu nerdeyse.

Yaratanın, insanın seçme iradesine dahi bırakmadığı etnik farklılıkların yapay ideolojilerle değiştirilemeyeceği, her şeyin gün gelip aslına rücu edeceğini bir kez daha öğreneceğiz.

Gönüllü birliktelik olmadıktan sonra millet olunamayacağını, milleti “millet” yapanın ancak halkların hür iradesi olduğunu da yeniden keşfedeceğiz.

Dile kolay on binlerce can, hesabı bile yapılamayacak büyüklükte maddi kayıplar ve boşa harcanan yıllar. Elbet kolay olmayacak; ama tarih nasıl bu dönemi lanetle yazacaksa, barışı ve kardeşliği tesis eden herkesi de minnet ve şükranla yazacaktır.

Kan ve barut kokan dağlarımız yeniden yeşerecek. Bin bir çeşit nebatatın yetiştiği dağlarımızda çobanların kaval sesleri kuzuların melemesine karışacak.

Köyünden sürülen, gelir kaynakları kurutulan ve fukaralıktan gurbeti acı vatan yapanlar yeniden dönecek güzelim topraklarına.

Gözü yaşlı anneler bir daha fidanlarının toprağa düşüşüne ağlamayacak.

Doğusuyla batısıyla yeniden inşa edilecek gelecek. Sevdalar daha bir başka yaşanacak, toprak ile yeniden bütünleşecek insanlar, barut kokularının yerini yağmur suları ile beslenen cana can veren toprak kokusu ve bin bir çiçeğin rayihası kaplayacak her yeri.

Çok mu iyimser olduk?

Varsın olsun, hayali bile güzel…

Mail: trntoprak@hotmail.com

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4792 defa okunmuştur
barisin gelmesi icin
ahmet durmus
Rap, rap, rap Kıta dur, Sağa dön Selaaam dur Bana bir madalya. Anneme cansız bedenim Karıma ise hiç. Cocuklarım… kim ki onlar? Yaşasın tüm kutsallar. Fırat'mış, kıp kırmızı kan akıyormus, Analar oğullarını kurtarmaya calışıyorlarmıs, Duymustum anamın sessizce babama rüyasını deyişini Oysa o zaman güneş inadına parlaktı Ama nedense evren dar geliyordu yüreğime. Henüz anlamamıştım, toprak ile anne arasındaki farkın ne olduğunu Sahi kekikler ölü kokuyordu artık Oysa babam öyle söylememişti bana dağları anlatırken Belkide O'da bilmiyordu ondört yaşında ölen çocuğun annesininde göz yaşlarının olabileceğini Kutsaldı herşey bu dağlara gelirken, Kurşun bile namustu benim icin Hiç aklıma gelmemişti bir kurşunluk nefesim kalana kadar Sahi neydi son halifenin günahı? Kac kuruşu vardı verirken son nefesini? Kurşun O'un icin namus değilmiydi? Gece olmazdı gündüzün ayı görmekle, ama birşeyler olmuştu güneşe Kanım ondörtlük eşkiyanın kanına karışırken Fırat artık kıpkırmı
11 Şubat 2013 Pazartesi 18:17
Beğendim (2)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
o dağlar bizim dağlar!!!!
Mahur
sayın yazarım ; yazınızın başlığı dağlardaki savaşın,silahın.terörün kötü yüzü ile barışın yani kekik kokan,kuzuların koyunların melediği,çobanların anadolunun binbir ezgilerini çaldığı kavalının sesinin güzelliğini o kadar güzel özetlemiş ki......özlemlerimiz gerçek olacak bir anne olarak yazıyorum kınalı kuzumu sevinçle askere göndereceğim...kaleminize sağlık
11 Şubat 2013 Pazartesi 12:11
Beğendim (2)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri