Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Turan UÇAR

“Çanakkale Ruhu” Neyi İfade Ediyor?

17 Mart 2013 Pazar

Çanakkale zaferinin yıldönümünde aziz şehitlerimizi yâd etmek, hatıralarını yaşatmak ve asıl önemlisi “Çanakkale ruhu” dediğimiz o duyguyu bugüne taşımak hepimizin öncelikleri arasında olmalıdır. Çanakkale zaferinin unutulması en azından aziz şehitlerimize yapılabilecek büyük bir vefasızlık olurdu.

Nitekim uzun yılardan beri bu bir gelenek olarak resmi düzeyde çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Resmi kutlamaların dönemsel ideolojik yaklaşımların etkisinde kaldığı gerçeği de hepimizin malumudur.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Çanakkale zaferinin fazla önemsenmediği, resmi düzeyde pek kabul görmediğini çeşitli kaynaklardan öğreniyoruz. Bunun en bariz örneğini de 60’lı yıllara kadar doğru dürüst bir Çanakkale anıtının dahi yapılamamış olduğudur. Gerçi çeşitli kampanyalarla bir kısmı halktan toplanarak yapılan mevcut Çanakkale anıtının anlamsızlığı, duygusuzluğu o yıllarda bu zafere verilen önemi çok güzel bir şekilde ifade ediyor zaten.

Çanakkale zaferinin ulus devlet yapılanmasına dair bir dayanak olarak sunulması ve bu söylemin muhafazakâr çevrelerce de bilerek veya bilmeyerek desteklenmesi bu zaferin kahramanlarına olduğu kadar bütün İslam âlemine de yapılabilecek en büyük kötülük olur. Gözünü bile kırpmadan şahadete koşan o kahramanlar kuru bir “Türklük” davası için kanlarını akıtmadı. Şüphesiz daha büyük daha evrensel bir dava vardı ortada ve Çanakkale sözün tam anlamıyla ümmetin birlikte kazandığı son zaferdi.

Çünkü Çanakkale zaferi sadece Osmanlı değil bütün İslam âleminin var olma mücadelesiydi. Bütün İslam coğrafyasının sömürgeleştirildiği yıllardı ve yeryüzünde bağımsız kalan İslam’ın son kalesiydi İstanbul. Hilafetin merkezi olan İstanbul’un düşmesi bütün İslam âleminin yok olması demekti.

Merhum Mehmet Akif; “Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!”, “Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi” ve “Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,” derken bu gerçeği ifade ediyordu. Hilal ve Ehl-i Salib (Haçlılar) mücadelesi olarak algılanan bu zaferin “Bedrin aslanları”na atıf yapılarak bu şiirde ebedileştirilmesini başka şekilde açıklamak en hafifiyle bu zaferi gölgelemek olur.

Çanakkale’de 13–14 yaşlarında, bugün çocuk olarak kabul ettiğimiz şehitler yatıyor. Düşünün ki bir ümmetin yükü bu çocukların küçücük omuzlarına kalmış. Siperden çıkmadan kendi cenaze namazlarını kılan bu şehitlerin o büyük davasını küçültmeye kimsenin hakkı olmasa gerektir.

Çanakkale savaşları devam ederken ümmetin bağrı yanık bir diğer şairi Muhammed İkbal, Lahor meydanında toplanan Pakistanlılara şöyle seslenmektedir “Birkaç gün önce bir rüya gördüm. Hz. Peygamberin (sav) huzurundayım, Bana ‘Dünya bahçesinden ne hediye getirdin’ diye sordu. Ben de ‘Sultanım, sultanlar gedalardan ne hediye bekler. Asırlar var ki sana verecek hediyemiz olmadı. Efendim, bir şey getirdim size, cennette bile eşi benzeri olmayan bir şişe kan. Bu senin ümmetinin namusudur, şerefidir, vicdanıdır. Bu, Trablusgarp'da, Çanakkale'de şehit olan Mehmetçiğin kanıdır.’” Bu konuşmadan sonra fakir Pakistan halkı elinde ne varsa meydana dökmüş; hatta fakir bir kadın kucağındaki bebeğini ciğerparesini satıp bedelini Çanakkale’ye göndermiştir.

Bunu şunun için anlattım ki Mehmet Akif ve Muhammed İkbal İslam’ın iki bağrı yanık şairi farklı coğrafyalarda ve Çanakkale savaşı için hissettiklerinin paralelliğini ifade edebileyim. Şüphesiz bu duygu sadece Akif ve İkbal’de yoktu. Bütün İslam coğrafyasının duygularıydı bunlar.

Çanakkale bu ruhla kazanıldı. “Çanakkale ruhu” ancak bu duygu bütünlüğü anlaşılabilirse anlam bulur. Şehitlikte yatan Arnavut, Arap, Türkmen, Kürt, Laz, Boşnak, Çerkez, Filistinli, Hintli şehitlerimizin davası, yani “Çanakkale ruhu” İslam ümmetinin kardeşliğiydi, zalime boyun eğmemesiydi ve her şeyden öte evrensel mesajlara sahipti.

Bu mesajın doğru anlaşılması doğru aktarılması gerekir. Bu gün Çanakkale şehitliğinde onlarca ülkenin evlatları yatıyor. Tüm bu ülkeler bu zaferin yıl dönümlerinde davet edilmeli, Akif’in işaret ettiği büyük bir “Hilal” anıtı etrafında bu şehitlerin ülkelerini temsil eden anıtlar dikilerek “Çanakkale ruhu” tüm canlılığıyla “ümmete” yeniden kazandırılmalıdır.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 14918 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri