Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Turan UÇAR

Fransa’yı Milliyetçi Sloganlarla mı Mahkûm Edeceğiz?

27 Ocak 2012 Cuma

Bir ideoloji olarak milliyetçilik bu toprakların dışında var olmuş, varoluş sürecinde de insanlığa büyük bedeller ödetmiştir.

İttihat Terakki’nin ve cumhuriyetin kurucu kadrolarının da sıkı sıkıya sarıldığı ve ulus devlet yapılanması ile bu topraklarda vücut bulan milliyetçilik; neredeyse dini ve her türlü insani değeri sosyal hayattan soyutlayıp tüm bunları içine alarak deformasyona uğrattı.

Oysaki yeni bir Türkiye inşa eden kadroların bu toprakların en önemli değeri olan “hikmet”i bir kenara bırakıp milliyetçilik ideolojisine sarılmaları beraberinde kan ve gözyaşından başka bir şey getirmedi.

Yazılan resmi yakın tarih anlayışı, Balkan komitacılarının ve Arapların milliyetçi yaklaşımları ile Osmanlıyı çökerttiği ve bu sebeple de yeni Türkiye’nin de ancak milliyetçi argümanlarla oluşabileceği yönünde. Fakat yakın tarih uzmanları bilir ki İttihatçı kadroların sıkı sıkıya sarıldığı milliyetçilik bir imparatorluğun sonunu getiren en önemli etkenlerden birisidir.

Fransa’da “soykırımı inkâr yasası” gündeme gelince de toplumsal bir refleks olarak milliyetçi söylemlere sarıldık ve içeriksiz resmi tarih tezleri ile savunmaya geçtik. Daha beş on yıl öncesine kadar 1915 Ermeni olayları hakkında en ufak bir bilgiye sahip olmayanlar veya resmi tarihin sloganik meşrulaştırma söylemlerinden başka bir şey bilmeyenler milliyetçi reflekslerle Fransa’yı mahkûm etmek istiyorlar.

Üzerinden bir asır geçmesine rağmen 1915 Ermeni olaylarını daha kendi halkına anlatmayan, bunun yerine damarlarındaki asil kanı bir ibadet ayini gibi neredeyse her gün genç beyinlere aşılayan ideolojik devlet yapısının; özellikle kıta Avrupa’sında kendisine ciddi bir destek bulan Ermeni diasporası karşısında bocaladığını üzülerek görüyoruz.

Düşünce açıklamaya karşı getirilen “soykırımı inkâr yasası” zaten başlı başına bir facia. Uluslar arası hukuk 1915 yılında yaşananları zaten “soykırım” olarak kabul edemez. Tüm bu normlar doğru değerlendirilebilse konu uluslar arası arenada zor da olsa çözüme kavuşturulabilirdi.

Fransa’ya yanlışlığını anlatmaya çalışırken, hangi entelektüel birikimlerimizle tavır oluşturacağımızı bile saptayamadık. Maalesef yine Fransa’nın bize ithal ettiği milliyetçilik reflekslerimiz galip geliyor ve inandırıcılığımızı da hepten yitiriyor. Sosyal medyada ve küçükte olsa Fransa ve Türkiye’deki nümayişlerde atılan sloganlara bakınca fark edeceğiniz ilk şeyin bu olacağını göreceksiniz.

Entelektüel birikimlerimizi feda ettiğimiz milliyetçi söylemler ancak iç toplumsal düzeyde taraftar bulabilir. Yeni dünya ya karşı elinizdeki veriler daha bilimsel, daha stratejik olmak zorunda. Yakın tarihin üzerindeki perde aralanmadan da daha birçok meselede bocalayacağımız kesin görünüyor.

Yalın ve gerçekçi bir dille anlatılan bir tarihimiz olsa; ülke insanı 19. ve 20. yüzyılda yaşanan tarihi olayları daha doğru değerlendirecek, devletin eli de daha güçlü olacaktı. Fakat korunan değerlere bakınca yıkımın ve acının adresi olan milliyetçilik ideolojisi özgüvenin ve gerçeklerin önüne geçiyor.

Fransa’nın “soykırımı inkâr yasası” ve süreci devam eden Hırant Dink cinayeti önümüze tarihi bir fırsat sunuyor. Sağlıklı, vizyoner stratejilerin gelişmesi ancak özgüvenimizin yeniden kazanılması ile mümkün olabilir. Bunun yolu da İttihatçı kadroların insanımıza acı ve nefret aşılayan yanlış uygulamalarını kabullenmek değil; tarihsel dinamiklerimize, doğru ve gerçekçi perspektifler sunmaktan geçiyor.

Üç kıtaya yayılmış ve çekildiğinde kültürü, dini, etnik kimliği ile onlarca halkı tüm değerleriyle koruyabilmiş bir medeniyetin mirasçılarına yakışan korkmadan, ürkmeden tarihi ile yüzleşmek olmalıdır. Doğrusu ile yanlışı ile bu tarih bize aittir ve Türkiye toplumu buna hazırdır.

Tarihleri katliam ve soykırımlarla dolu Fransa ve Avrupalıya verilecek en güzel cevap insanlığa çok kültürlü yaşamı öğreten; üzerinde bulunduğumuz coğrafyanın yitirmek üzere olduğu kültürel değerleridir.  19. Yüzyıl başlarına kadar doğu halklarında etnik kimliklere karşı bir soykırıma veya katliama rastlayamazsınız. Sonrasını ise yakın tarih bize anlatıyor zaten.

Fransa'yı boykot etmek isteyenler, Fransa'nın bize ithal ettiği ve bir imparatorluğu bitirdiği gibi milyonların hayatına kasteden "Milliyetçilik İdeolojisini" boykotla başlayabilir...

Çokta hayırlı olur...

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5210 defa okunmuştur
""Kendi bahçesinde dal olamayan, Girmiş bahçeme ağaçlık taslıy
ALİ ŞEN
Çünkü, Adnan Menderes Hükûmeti, Fransa’nın Cezayir’de yürüttüğü ve yüzbinlerce-milyonlarca müslümanın hayatına mal olan kanlı imha savaşları konusunda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan her oylamada Fransa’nın yanında yer aldı.. Daha da ilginç olan ise, 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi sonrasında, ihtilalin lideri General Cemal Gürsel, halkın duygularını okşamak için, Menderes Hükûmeti’nin Cezayirli kardeşlerimizin yanında değil, Fransa’nın yanında yer aldığını eleştirmesi ve amma, aradan iki ay geçtikten sonra BM. Genel Kurulu’nda yapılan yeni bir Cezayir oylamasında, Türkiye’nin yine Fransa’nın yanında yer alması gibi daha bir çok neden var fransızlar adanada ne kadar müslümanı katletti onun hesabını sormaya çalışsın önce türkiye
27 Ocak 2012 Cuma 22:22
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri