Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ufuk COŞKUN

Kürtçesiz Kürt Türkçesiz Türk’e benzer

28.09.2010 13:09

Dil ve insan hakları  ilişkisinde merkezi olgu ana dildir. Ana dil, bireyin ilk öğrendiği, ağırlıklı ve kalıcı bir şekilde hayatında kullandığı dildir. Ana dilde eğitim hakkı, her bireyin doğal insan hakkıdır. Ana dilde eğitim görme hakkı, yaşama, mülkiyet ve inanç gibi temel bir hak ve özgürlük kategorisidir. BM Genel Kurulu’nun 1993 tarihli ve 47/135 sayılı kararıyla ilan edilen Ulusal veya etnik, Dinsel veya Dilsel Azınlıklara Mensup Olan Kişilerin Haklarına dair Bildirinin 3. maddesinde;  “Devletler mümkün olduğu kadar, azınlıklara mensup kişilerin ana dillerini öğrenmelerini veya ana dillerinde eğitim almaları için yeterli imkânlara sahip olabilecekleri gerekli tedbirleri alır” denmektedir. Aynı şekilde Avrupa Konseyi’nin 1995 tarihli Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Sözleşmesi de azınlıkların eğitim hakkıyla ilgili olarak madde 12,1- Taraf devletler gerektiği takdirde kendi ülkelerindeki ulusal azınlıkların ve çoğunluğun kültürü, tarihi, dili ve dini hakkındaki bilgileri geliştirmek için eğitim ve araştırma alanlarında tedbirler alır” der. Kişilerin kendi özel eğitim ve öğretim kurumları kurma ve işletme haklarının da tanındığı bu tip maddeler göz önündeyken bizde anadil eğitimi için gerekli hukuki düzenleme daha henüz yoktur. Anadilde eğitim hakkı tanındığında bunun bölünmeye yol açacağı düşülüyor. Bireyin ana dilinde eğitim öğretim yapmasının ülkeyi nasıl böleceği doğrusu insana olan güvensizliğin ispatından başka bir şey değildir.

Eğitim alanında kimsenin tercihte bulunma hakkı yok

Türkçe yada Kürtçe eğitim veren iki okuldan birini seçme imkanına sahip olan bir Kürdün yerinde olsaydım eğer tercihimi Kürtçe eğitim veren bir okuldan yana değil de Türkçe ya da -eğer zenginsem- İngilizce eğitim veren bir özel okuldan yana kullanmak isterdim. Nitekim bir Türk olarak gönlüm çocuğumun İngilizce eğitim veren bir okulda okumasından yana. Çünkü bu çocuğumun geleceği için uygun bir tercih gibi duruyor. Ancak bugün Türkiye’de bir Kürdün böyle bir tercihte bulunma imkanı yok. Çünkü “anadilde eğitim” ülkeyi böleceği varsayılarak yasaklanıyor. Türkiye’de gelir düzeyi yüksek aileler için belki “okul çeşidi” bakımından bazı tercihler söz konusu ancak herkes için geçerli olan bir durum var ki o da Türkiye’de eğitim alanında kimse farklı eğitim modelleri, müfredatları ve anlayışları bakımından bir tercihle baş başa bırakılmıyor. Çünkü Türkiye’de hala farklı dil ve kültürleri dışlayan, yasaklayan ve yok sayan nasyonalist bir zihniyetin varlığı hâkim. Farklı dillerin dolayısıyla kültürlerin, kimliklerin, dünyaların, aşkların, sevinç ve hüzünlerin varlığından rahatsız olan bir kesimdir bu… Bugün anadilde eğitim hakkı denildiğinde “bölücülük” olarak algılayan, resmi dilin dışında hiçbir dile saygı göstermeyen, farklı kültürleri tanıma erdeminden uzak bu yüzden her gördüğü farklılığa düşman gözüyle bakan kendi kültürünü, dilini ve kimliğini tek üstün dil, kimlik ve kültür olarak gören bencil bir anlayıştır bu aynı zamanda.

Kürtçe sistematik olarak yok sayıldı;

 

Diğer taraftan Türklerin büyük bir çoğunluğunun hala Kürt diline sıcak bakmadıkları bilinen bir gerçektir. Kürtçeye karşı bir önyargının olduğu muhakkak... Çünkü yıllardır Kürtçe “bölücü bir dil olarak” lanse edildi bu ülkenin insanlarına. TV dizilerinde bile sadece teröristlere, çirkin, hain ve kirli işler içinde olan tiplere Kürtçe konuşturuldu… Kürtçe hiçbir zaman bir dil olarak görülmedi, aşağılandı, dışlandı ve kanun maddeleriyle bu insanların dillerine yasak getirildi. Ancak gelinen noktada Kürtçeye karşı oluşan bu önyargının bir şekilde kırılması gerekiyor. İnsanların anadilini dışlamak, küçük görmek hatta yasaklamak insanlık değerleri açısından bakıldığında gerçekten vahim bir tablodur. Bir halkı dilsiz ve kimliksiz bırakmak kadar korkunç bir şey olamaz. Bugüne kadar Kürt halkının sahip olduğu değerleri aşağılayan, yok sayan, inkâr eden bir anlayışın yerine bu insanların sahip oldukları tüm değerleri benimseyen, saygı duyan, yücelten ve sahiplenen bir anlayışın öncelikle biz Türklerde yer etmesi gerekmektedir.

 

Demokratik ülkeler dillere saygılı;


Bugün Türkiye’de 36 farklı dil konuşulmaktadır. İnsanlık açısından bakıldığında ne büyük bir zenginlik… Demokratik dünyada bu tarz diller devlet tarafından bizzat koruma altına alınmıştır. Örneğin bugün Kanada’da bir bankaya gittiğinizde en az on beş farklı dilde hizmet verildiğini görürsünüz. Herhangi bir devlet kurumunu aradığınızda ise -ülkede resmi dil İngilizce olmasına rağmen- karşınıza ” servisinizi Fransızca yaptırmak istiyorsanız bir tuşuna basın” diye seslenen bir operatörle karşılarsınız. Bunun yanında farklı kesimlerin kendi dillerinde eğitim-öğretim yaptıkları okulları, çıkardıkları gazeteleri ve TV’leri yasalarla güvence altına alınmıştır. Dolayısıyla uzun yıllardır tüm haklarını kullanan kesimlerin Kanada’dan ayrılmak gibi bir niyetleri yok.

 

Önce insanı tanımak gerek;

 

Bir ülkede yaşayan insanların değerlerine, giyimlerine, inançlarına, dillerine, mezheplerine, ırklarına ve düşüncelerine saygı duyulmadığı, önyargılı bakıldığı daha da vahimi yasak getirildiği sürece o ülkede barış ve huzur ortamının asla sağlanamayacağı bilinmelidir. Bu bakımdan Türkiye bölünme, parçalanma ve dağılma sendromundan kendini bir an önce kurtarması gerekmektedir. Ciddi bir birlikte yaşama iradesi ortaya konulmalıdır. Artık insanı esas alan bir medeniyet projesini hayata sokmak durumundayız. Türkün, Kürdün, Alevinin, Ermeni’nin vs. bir arada yaşabileceği evrensel insan haklarının geçerli sayıldığı ciddi bir hukuk devleti inşa edilmelidir. İnsan haklarına dayalı, özgürlükçü, çok dilli, çok kültürlü, çoğulcu yeni bir eğitim felsefesine de ihtiyaç vardır. Ailelerin önüne tercihler konulmalı. İsteyen çocuğuna uygun gördüğü okullara gönderebilmeli.

 

Türkiye’de insanın derinliğine inmeden, duygularını, inançlarını, değerini ve kutsanmışlığını takdir etmeden hiçbir meselenin çözülemeyeceği bir gerçektir. Bir bakıma sorun dil, ırk. Mezhep, inanç sorunu değildir asıl sorun insanı tanımamaktır. İnsanı ve değerlerini görmezden gelmektir. Çünkü hiçbir “insan”  bir diğer insan kardeşinin dilinin, inancının ve düşüncelerinin yasaklanmasına arzu etmez. Yasaklansa bile buna tahammül gösteremez.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2518 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri