Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Uğur CANBOLAT

Bozuk Plak Sendromu

20 Ağustos 2013 Salı

En çekilmez olduğumuz zamanlarımızdır ‘Bozuk Plak Sendromu’na yakalandığımız demler.

Bir dostumuzun bir hâline takılırız.

Durup dinlenmeden aynı düşünce etrafında dönenip dururuz.

“Neden beni görmedi?”

“Ne için selam vermedi?”

“Soruma niye uzun cevap vermedi?”

“Benimle ne alıp veremediği var?”

“Kesin bana taktı”şeklinde uzayıp giden, beynimizi kemiren sorular tekrar tekrar gelip zihnimize yapışır.

Bir sünger gibi emer huzurumuzu, dinginliğimizi bozar… Hafakanlar içine atar. Derin kuyularda buluruz ruhumuzu azap çekerken.

Ve bu durum elbette zamanımızı alır, yele verir!

‘Bozuk Plak Sendromu’na bir de kuşkuculuk eklenmişse bu tam da ‘Keten helva’nın yandığının resmidir.

Her an her dakika kendisine kimlerin neden ve nasıl zarar verecekleri üzerinde fikir üretip durur. Bunun doğru ve mümkün olmadığını kanıta dayalı biçimde ne kadar anlatırsanız anlatın değişen bir şey olmayacaktır.

Bir kere ‘Bozuk Plak Sendromu’na yakalanmıştır. Artık iş dost desteği, arkadaş katkısı ile düzeltilecek seviyeyi aşmıştır. Profesyonel tıbbi müdahale gerekir.

‘Bozuk Plak Sendromu’arkadaşlıkların katili olur. Önemli ve değerli paylaşımları giderek azaltır ve arkadaş çevresi kişinin kendisinden kaçmaya başlar. Her defasında mevzu değiştirmek zorunda kalınır o kişinin bulunduğu ortamlarda!

İş yerlerinde asla istenmeyen bir prototiptir. Siz hangi alanla ilgili yeni bir haber verirseniz verin, heyecan verici hangi farklı değerlendirmede bulunursanız bulunun onun için değişmez. Sizi yarıda keser ve binbeşyüzüncü kez aynı kelimeleri aynı heyecanla size sunar.

Dost iseniz kalmaya çalışırsınız, arkadaşsanız artık mesafeler başlar.

Toplantılarda da rastladığınız olur. Radyoculuk dönemlerimden de hatırlarım. Program konuğunuz kim, konunuz ne olursa olsun o kişiler aynı soruları yöneltmekten hiç mi hiç bıkmazlar.

Konferansların, belediyelerin kültür merkezlerinin böyle aboneleri vardır. Her seminere katılırlar ve hiç tereddüt etmeden aynı soruları bir daha sorarlar.

En çekilmezi ne biliyor musunuz?

Narsisistlerin ‘Bozuk Plak Sendromu’na yakalanmış halleri… Normaline katlanmanın zaten zor olan bu ego şişkini kişilerin bir de bu halleri ‘Azaplardan azap beğen’ durumudur.

Sürekli kendilerinden, nasıl önemli ve özel olduklarından dem vururlar. Dünya için ne kadar kıymetli olduklarını hatırlatmaktan asla bıkıp usanmazlar, özenle altını çizerler. Onlar kadar iyi eğitimli, onlar kadar yetenekli, onlar kadar başarılı insanların olması asla ve asla mümkün değildir. Onlar Tanrı’nın özel bir hediyesidir. O nedenle de kıymetleri bilinmeli, saygıda asla kusur edilmemelidir.

Buna benzer kalıplaşmış cümleleri ederler ve her zaman bir üst perdeden seslenirler. Yüksek dağların zirvelerinde dolaşırlar ve kanatlarını hep bu yüce yerlerde çırparlar.

Patronunuz, müdürünüz, şefiniz, öğretmeniniz narsisist ise üstüne üstlük bir de ‘Bozuk Plak Sendromu’na yakalanmışsa size büyük ihtimalle başka çile gerekmeyecektir. Zira bunun verdiği yük iki dünyada da azımsanacak nitelikte değildir.

Ne yapmalı peki?

En azından uyanık olmalı. Bu sendroma yakalanmamalı. Bir eğilim var veya oluşmuşsa farkındalık durakları oluşturmalı. Geri dönmenin yol ve imkânları araştırılmalı, bulunmalı!

Yakınlarınız bu hâle düşmüşlerse başlarda tespit etmeli ve yardımcı olmanın kapıları aralanmalı.

Onlara doğru aynalar tutulabilmeli.

‘Bozuk Plak Sendromu’aile hayatını da zehir eder. Huzur bırakmaz. Ağız tadı kalmaz. Ev sosyal hayatın zorluk ve tehlikelerinden sığınılan bir sükûnet limanı olmaktan çıkar. İlkin duygusal ardından fiziki kaçışlar başlar. Rahatlık başka yerlerde aranır olur. Tüm bunlar aile birliğini ciddi şekilde bozar, paylaşımları sıfırlar.

Akrabalık diyaloglarını keser. Daha evvel meydana gelen bir olaya takılır her vesileyle bunları dillendirir. İyi duyguların gelişip serpilmesine mani olur. Ortak işler yapmaktan uzaklaştırır. Akrabalar bu nedenle sadece düğüne/ bayramda ancak görüşebilir noktaya gelir. Bu kişiler yirmi- otuz sene önce yaşanan bir olumsuzluğa takılı kalır. O dala asılı kalır. Sürekli o anı yaşar durur. Hayatı kaçırır.

‘Bozuk Plak Sendromu’hayatın kalitesini bozar.

‘Bozuk Plak Sendromu’insanlar arası ilişkileri zedeler.

‘Bozuk Plak Sendromu’arkadaşlıkları ortadan kaldırır, dostlukları zora sokar.

‘Bozuk Plak Sendromu’iş verimini düşürür.

‘Bozuk Plak Sendromu’insanı kıskacına aldığında bozuk plak gibi sürekli aynı sesi vermeye başladığından o ses güzel olsa bile bir süre sonra itici, rahatsız edici, kaçırıcı ve hatta yaralayıcı olur.

Sonsöz: Ne yaralayalım ne de yaralanalım.

Bu sendromdan uzak kalmaya bakalım.

Kaçılan değil sevilen ve koşulan insan olalım. 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2934 defa okunmuştur
İLGİNÇ
Levent Çekiç
Çok ilginç bir yaklaşım. Musabeye anlayışına götürüyor
20 Ağustos 2013 Salı 16:12
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri