Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Uğur CANBOLAT

Çeldiriciler, Durdurucular!..

12 Nisan 2012 Perşembe

Yolcuyuz…

Bu yol kimi zaman daralır, kimi zaman da ferahlar…

Bu yolculuk içinde bunaldığımız, sıkıldığımız anlar pek çoktur.

Üzerimizde bir yük var. Bunu doğru biçimde taşımamız gerekir. Emaneti teslim etmek lazım… Yara almadan teslim etmektir görevimiz üstelik.

İnsanlık bize borç yükler…

Geçmişin mirası bizedir… Geleceğin inşa sorumluluğunun bizde olduğu gibi…

İşte bu sebeple dünya hayatımızı belki de bir ‘Nöbet’ evresi gibi görebiliriz. Nöbet tutan asker bir yeri korumakla yükümlüdür. Kendisine verilen sorumluluk alanını her türlü zarardan korur.

Ancak zordur bu… Çünkü çeldiriciler vardır…

Çeldirici unsurlar kişiye göre değişir… Kişilik yapısına göre pozisyon alırlar. Görüntü değiştirirler. Çok iyi kamufle olurlar.

Nabza göre değişen bir şerbettir çeldiriciler… Her damağa göre lezzet sunarlar.

Kişinin zaaflarına ve açmazlarına göre farklılık gösterirler…

İşte bu nedenle de direnmek zordur. Her an kapılmak mümkündür! Nöbette uyuyakalabilirsiniz size verilen bir renkli şekere kanarsanız.

Tam da bu nokta da kendimizi iyi tanımamızın doğru tahlil edebilme imkânı bakımından vazgeçilmez olduğunu kabul etmeliyiz.

İçimize yönelik olmalı tecessüslerimiz. Kendi kusurlarımıza dönük olmalıyız. Başkalarına değil!

Karanlık noktalarımız neler acaba?

Hangi hususlar biçim için patikadır? Hangi durumlar bizim için kaybediştir başlangıcıdır?

Ne yaptığımızda çamura batarız? Bizi balçığa hangi yanlışlarımız çeker?

Kısacası zayıf yanlarımız hangileridir? Bu sorulara akademik bir konuya çalışır gibi ciddi eğilmeliyiz.

Duygularımızı tanımalıyız1

Düşüncelerimizi irdeleyebilmeliyiz. Davranışlarımızın bu iki istasyondan geçerek meydana geldiğini görmeliyiz artık.

Yine aynı hassasiyetle ve kuyumcu titizliğinde ele almamız gereken husus güçlü yönlerimizi tespit etmemizdir.

Güçlü yönlerimizi de objektif bir tasnife tâbi tutmalıyız.

İlk bakışta güçlü yönlerimizi olumlu yanıyla görebiliriz. Elhak öyledir de…

Ancak orada da vartalar vardır. Çeldiricilere dikkat edilmediğinde bu vartalara, tuzaklara düşmek hiç zor değildir.

Düşünelim örneğin. Bir insan çok yetenekli… Zehir gibi ince bir zekası var… Öngörüleri kuvvetli, tercihleri sağlam… Amaca yönelik obsesyonları sezgisel gücüyle birleştiğinde kritik noktaları yakalayabiliyor. Algıda seçici… Çalışkan… Bu nedenle de hangi konuya el atsa iyi sonuçlar alıyor.

Ne kadar güzel değil mi? Dıştan bakıldığında her şey mükemmel. Muhteşem…

Devam edelim düşünmeye… Bu kişinin kişilik yapısında eğer narsistik yatkınlık varsa, sürekli övgü ve takdirle besleniyorsa… Başarılarına abartılı anlamlar yüklüyor ve bunu herkesten bekliyorsa ne olacak?

İşte size bir çeldirici…

Bu başarılı işverenin etrafında bu zaaftan beslenenler varsa… Beklenen onayı ve abartılı alkışlamayı gönüllü olarak yapıyorlarsa üstelik… Çeldiriciler biraz daha göz kamaştırıcı hâle gelmiş olmaz mı?

Kimine övülmek çeldirici iken, kimine övmek, abartılı tavırlar üretmek çeldiricidir...

Kazananı yoktur yani… Kelepçi her iki tarafında koluna aynı anda takılmış gibidir.

Örnekleri uzatmak mümkün ama sadece başarı ve özseverliğin bir araya geldiği tablo bile yeterince sarsıcı…

Bu tabloya ilk baktığımızda o kişiye ait olan güçlü yanlar sadece çeldirici bir kişilik özelliğinin eklenmesiyle bile ne kadar farklı bir hale gelebiliyor değil mi?.

Olumsuz özellikler yani zayıf yanlarımız üzerinden de düşünün… Az da olsa zihnimizden geçirelim. Bakalım tahammül edebilecek miyiz?

İlim bir çeldirici…Bilgiye güvenmek, hazmetmeden ona yaslanmak ve bir itibar vesilesi olarak kullanmak ne kötü bir çeldiricidir… ‘Ben bilirim ben’ nidaları atmak, her tavır ve hareketinde bu imada bulunmak ne kadar iticidir… Halbuki bilgi aydınlatır. Ama egoya yaslandığında itici oluyor.

Televizyon çeldiricidir…Hayatı çalar.

Kararsızlık çeldiricidir… Hep kervanın gerisine düşürtür kişiyi… Akranlar önde gider siz nal toplarsınız.

İnternet çeldiricidir…Hayatı eşten, dosttan ve arkadaşlardan uzaklaştırır.

Tembellik çeldiricidir. Konfor çeldiricidir.

Güzellik, ilgi görme isteği çeldiricidir.

Geyik muhabbetleri, gündemsizlik çeldiricidir.

Gurur çeldiricidir… Kibir küçültür insanı. Un ufak eder.

Makam, mevki, kazanma hırsı çeldiricidir. Şöhret de öyle…

Lezzete düşkünlük çeldiricidir. Kısacası dürtülerimiz ayartıcıdır, yani çeldiricilerdir…

İlgi duyduğumuz, haz aldığımız hususlar çeldiricidir.

Kısa yoldan zengin olma isteği çeldiricidir.

Sorumluluğunu aldıklarıyla değil de başkalarıyla mutlu olabileceğini düşünmek çeldiricidir.

Kısacası çeldiriciler çoktur. Başkasına çeldirici olmayan bizim için en cerbezeli çeldirici olabilir.

Önleyiciler nelerdir peki?

Güçlü ve zayıf yanlarımızı bilmek önleyicilerdendir.

Geniş düşünmeye çalışmak önleyicidir.

Başkasıyla empati yapabilmek aynı şekilde… Vicdanlı olmak, başkasının acısına ağlayabilmek, gözyaşı silebilmek önleyicidir.

Sınırlarına, haklarına sadık kalmak, haddi aşmamak önleyicidir.

Hesap verme duygusu önleyicidir.

Utanma duygusu önleyicidir.

Yapılan yanlışlıktan pişmanlık duymak, özür dileme ihtiyacı hissetmek önleyicidir… Yeni hatalara düşmeye mani olur.

Çeldiricilerimizi ve önleyicilerimizi tespit etmeliyiz.

Bu öncelikle kendimizi tanımamızı sağlar… Bu konularda düşünme fırsatı verir bize…  Güçlü ve zayıf yönlerimizi tanımamıza neden olur.

Sözü şöyle bağlayalım: Çeldiricilerimiz var. Önleyicilerimizde…

Zihnimizi uyanık tutalım. Nöbet yerimizi terk etmeyelim.

Çeldiricilerimize yenik düşmeyelim.

Önleyicilerimizi önce fark edip tanıyalım. Sonra da yürürlüğe sokalım.

Çeldiricilerimize karşı her an önleyicilerimizi hazır tutalım.

HABER NAME/ 12.04.2012 canbolatugur@gmail.com/ https://twitter.com/ugurcanbolathttps://www.facebook.com/iyibakkendine 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4936 defa okunmuştur
Kendimizi Görebilmek Nasıl Olur?
Işık
Yükümüz ağır, vazife kutsal ve nöbetteysek yapılacak yegane şey; "ruh insanı" olabilmektir. Sırtımızdaki küfede taşıdığımız yumurtaları kırmadan varacağı yere götürmek buna bağlıdır. Neden mi? Çünkü ruh, bedene tabi değildir ve şöyle bir yükselip kendini kuşbakışı görüp değerlendirecek kabiliyettedir sanırım. Kendimizi, Hakk'ın belirlediği kıstaslar dahilinde değerlendirmek lazım ki şeytanın içimize üflediği, zayıf taraflarımız üzerinden uyguladığı ümitsizlik çukuru ya da güçlü yönlerimiz üzerinden pompaladığı enaniyet (benlik) damarı üzerinden kibre düşmemek için. Bir de, Peygamber Efendimizi, bir insan her an hayalinde bulundurabilse aslında sorunlar çözülecek de biz tam yapamıyoruz bunu herhalde. O yüzden de sürçmelerimiz oluyor. Sürçmelerden dolayı Rabb'imiz bizi affetsin, Efendimiz'e sadık bir" bende" etsin diyelim. Bu güzel, düşündürücü yazı için de teşekkür etmek lazım.Gönlünüze sağlık, slmlr...
13 Nisan 2012 Cuma 02:37
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
önemli
Hayatı Kadıoğlu
merhaba uğur bey... her yazınız önemli... dikkatle okuyorum. dayanamayıp bazande yorum yazıyorum. bu yazınız beni çok etkiledi... sanki rahmeni ve şeytani duyguların tarifi gibi... kaleminize kuvvet... lütfen daha sık yazın
12 Nisan 2012 Perşembe 23:23
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
ah çeldiriciler
HAMDİ GÜNGÖR
ah o çeldiriciler... çok teşekkürler... zihinmizi açtı
12 Nisan 2012 Perşembe 17:27
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Düşündürücü
Sevilay Bardan
İlk kez okudum... Düşündürücü... Teşekkürler
12 Nisan 2012 Perşembe 17:09
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri