Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Uğur CANBOLAT

GEÇİNME AHLAKI NEREDEN BAŞLAMALI DERSİNİZ?

25.09.2017 12:06

BEN İYİ YAŞAYIŞA DAİR KENDİME SORDUĞUM SORULARIN MAKUL CEVAPLARINI BULMA PEŞİNE DÜŞMÜŞTÜM.

Şöyle düşünüyorum. Sorular hakikiyse cevapları da hakikatli olmalı.

İyi sorular sormalıyız. Güçlü olmalı. Sarsıcı olmalı.

Kişiyi yerinden kaldırmalı, huzursuz etmeli.

Uykular kaçırmalı sorduğun soru. Eğer öyle değilse soru; soru değildir. Soru kılığına girmiş, gerçek soruların önlenmesi için rol çalmayı amaçlayan bir beyin oyunudur.

Bu oyunu bozmalı, gerçek soruların peçesini aralamalı.

İyi sorular peşine düşülmeyi hak ederler. Kanaatim bu.

Sizi bilmem ama ben böyle düşünürüm.

Soruların ardı sıra seğirtip ikna edici cevapları kovalarken zihnimde ustamın sesi duyuldu. Usta İyi yaşamayı bulmak için geçinme ahlakına sahip olman gerek” diyor.

Benim aklım şu soru meselesine takılı kaldığı için önce şu soruların cevaplarını bulsaydım diyecek oldum ama iyi geçinmek adına bir şey söylemedim, sustum.

Güzel şeyler duymak da, hayatımızı derinden etkileyecek formüller işitmek de bir rızık değil mi? Evet öyle.

“Geçinme ahlakı” gibi ilk kez duyduğum bir kavram henüz baş kulağımdan iç kulağıma yani mânâ kulağıma doğru yol almaya başlamışken buna muhalif bir davranış göstermem beklenmemeli benden.

Yapamam, yapmam.

Bu iyi yaşayış ilkesine de ters olurdu.

“Geçinme ahlakı” ilginç geldi bana doğrusu. Ustamın hangi sözü ilgi çekici değil ki zaten. O kaç imbikte süzdükten sonra söyler sözünü.

Duymak için, kulak gerek. Sorulara mâlik olmak gerek. O soruları zihninde canlı şekilde tutmak gerek.

Dikkatini sürekli ayakta tutabilirsen duyarsın.

İlgin varsa dikkatine sunarlar ustalar.

Sözünü heba edenlerden değildir onlar. Sözlerine değer biçerler... Cümleleri gönüllerinden akar zira.

Sözüne değer vermeyen sana değer vermiş olur mu ki hem.

Sözünü daha ilk elden yere düşüren seni de bir gün yere çalmak için hamle etmez mi?

Söz som altındır.

İşlemek ise kâmilin işidir.

Kâmil sözü irfan çekici ile işler de işler, döver de döver. Forma sokar. Kıvama getirir. Duyanın yüreğinde titreşimler meydana getirecek frekansa sabitler.

Sonra tâlibine sunar.

Ustam da öyle…

Sözünü ehline götürür, sunar.

Madem terazisi bu kadar hassas o vakit benim de öyle olmam gerekir.

Geçinme ahlakı!

Önce kendinle geçinmelisin. Sen sana çekilmez gelirsen kim yüklenir yükünü?

Kim omuz verir?

Önce kendimizi tanımalı ve kendimizle geçinmenin bir yolunu bulmalıyız.

Sonra mı?

Sonrasını sonra konuşsak nasıl olur.

Kendisiyle geçinenin dünyasında başkası diye bir kavram kalmaz belki de... Kim bilir?

Kendi vücut ülkesinde barışı tesis edenin kiminle kavgası kalır?

Tüm kavgalar kendimizle kavgalı olduğumuzdan çıkmıyor mu?

Öfkelerimizin boğum boğum olması bundan değil mi?

Başkalarına kızışlarımız aynı özelliklerin fazlasıyla biz de olmasından kaynaklanmıyor mu?

Geçinme ahlakında harekât planımız dışarıdan içeriye mi olmalı, içeriden dışarıya mı?

Anlama egzersizleri yapıyorum sorularımla. Size de öneririm.

Öyle kolay olmuyor çünkü her cümlenin hazmı... Bu da onlardan...

Geçinme ahlakına sahip olmak için iç homurtularımızı susturmamız gerekiyor. Bu ise strateji gerektiriyor.

Kendimizi inşa etme çaba ve çalışmalarımız nereden başlayacak?

Dışarıdan içeriye doğru bir yolculuğa mı çıkmalıyız yoksa içeriden dışarıya mı?

Dışarıda dolaşanların içeriye zaman ayırmaya genellikle ecelleri yetmiyor.

Üzgünüm ama durum bu. Çünkü çoğu zaman emellerin ömrü ecellerimizden uzun oluyor.

Oluşlar da, yıkılışlar da insanın içerisinde başlar, içerisinde son bulur.

Tüm hercümerçler burada cereyan eder.

Tüm coşkun coşkuların fitili içeriden ateşlenir.

İç dünyamızı sarmayan hangi mutluluk gerçek mutluluktur?

Ruhumuz gülmezse eğer yüzümüzün gülmesi mümkün mü? Buna gülmek mi denir?

"Bu gülmeler gülmek değil" diyen neden demiş acaba?

Sevgilerin bize yetmemesi, mutluluktan uçuramaması biraz da bu yüzden olmasın a dostlar!

Dışında sevgili arayan ne zaman vuslat edebilmiş ki!

İçinde, kendi ruh iklimlerinde baharı yaşayamayanlar başkalarına nasıl papatyalar sunabilir ki?

İçi gülmeyenin yüzü güler mi?

İçi titremeyenin aşka kanat açması mümkün mü?

İçini imar etmeyen başkasının binasına nasıl tuğla koysun?

Demem o ki; iyi yaşayış ve geçim ahlakı için içeriden işe başlamalıyız.

Kendi ruh dünyamızı aydınlatmakla, gönlümüze merhamet çiçekleri sunmakla başlamalıyız.

Aşk ateşini önce içimizde yakalım.

Bu ise geçinme ahlakını gerçekleştirebilmemize bağlı.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1270 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri