Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Uğur CANBOLAT

Peygamber Şehri Medine

17 Mart 2012 Cumartesi

İnsanların şehirleri de vardır…

Gönlün varmak istedeği şehirler… Gidip gelmek istemediği şehirler… Hep kalmak, hep kalmak istediği mekanlar…

Aslında sürekli ordadır yürek!..Hep orası için çarpar…

Ve gittiğinde bütünleşir…

Artık ayrılmak giryandır ona…

Döner elbet yaşadığı yere… Naçardır. Hayatı buradadır çünkü.

Üzerinde düşündüğümüzde sanki iki şekilde dönmek mümkündür!

Biri yüreğini orada bırakarak dönersin. Diğeri ise orayı yüreğine koyarak dönmek…

20 yıldır tanıdığım değerli yazar bir dostum var… Haluk Nurbaki sofrasından birlikte feyz aldığımız değerli bir kardeşim…

İletişimimiz devam ediyor. Zaman zaman uğrar şimdi feyz aldığı ‘Gönül Cerrahı’ sultandan yansımalar sunar.

Geçenlerde Umre nasip oldu kendisine….

Dönerken bir hediye düşünmüş klasik hediyelerle beraber daha farklı ne olabilir diye…

Söze ve mânâya vurgunluğumu bildiğinden Hurma ile beraber bir yazı ile geldi ziyaretime…

Güzel bir hediye… Zarif… İnce…

Bu güzel hediyeyi bende izinle paylaşıyorum.

Aşağıdaki yazı Çocuk Hikayeleri yazarı, çeviriler yapan Ayda Çayır’a ait…

Onun gönlünden yansıyan duru kelimeler…

Bende kendisine teşekkür ederek sizinle paylaşıyorum.

….

“Uçağımız inişe geçtiğinde çöl iklimini anımsatan, bakir görüntüler hayalimdeki Medine’yi destekler nitelikteydi. Hurma ağaçlarının gölgesinde mütevazi evleri barındıran, uzaktan uzağa gülümseyen develerin seçildiği, güneşin sıcaklığını ve ışığını hiç eksiltmediği bir yerdi benim Medinem. Uçaktan indiğimde masalsı bir ülkenin sadece bugüne yansımış olan, o uzak görüntüsüyle karşılaşmıştım. Büyük büyük binalar, dev plazalar gözümü aldığında, hayalimdekinin gerçek, gördüklerimin ise masal olduğuna inanmak istemiştim.

Otele yerleştiğimizde, bir an önce Ravza’ya gitme telaşı hepimizi sarmıştı. Sokağa dökülmüş yüzlerce insanla, bizim ilk kez belki onların binlerce kez yaşadığı, ama her defasında öncesi yokmuş gibi duyumsanan bir heyecanla Ravza’nın yolunu tutmuştuk…

Tertemiz, rengarenk görünümlü insanlar dikkatimizi çekmişti. Yaşlısı, genci, çocuğu, sakatıyla, sakin, vakarlı insanların yurduydu Medine. Sıcakla soğukla, gece ve gündüzle barışıktı bu insanlar. Yüzlerinde adeta yokluğu ve sonsuzluğu selamlayan bir gülümseme gizliydi. Hayatla, ölümle, geçmiş ve gelecekle hesaplaşmışlardı belki de. Ezanın her kucak açışıyla akın akın camiye koşuyorlardı. Sadece kadınlar değil, erkekler de renklerle bezemişlerdi kendilerini. Sanki solgun çiçeklerin diriltildiği yerdi Ravza. Bir sonraki ezana kadar, tekrardan canlı parlak renklerini kuşanıyorlardı insanlar.

Bizler ashaptan değildik ama gelivermiştik işte. Medine’nin bir ana gibi hasretle bekleyen, o şefkatli kucağına düşmüştük, asırlar sonra da olsa. Sabırla beklemişti gelişimizi. Değişmişti belki. Sırlamıştı kendini ama değişmeyen şeyler de vardı… İşte onları bulmaya, onları görmeye gelmiştik…

Değişmeyen her şey bizi çekiyordu. İnsanların oturup kalkışlarına dikkat kesilir olmuştuk. Bağdaş kurup oturan, niyaza yakarışa dalan insanlar ne hoş geliyordu gözümüze. Tavırlardaki letafet yoksa o zamanlardan mı kalmaydı? Henüz tanıştığımız insanlara içtenliğimizi göstererek bir an evvel geçmek istiyorduk görünenin ötesine, perdelerin gerisine…  

Yoksa tespih tanelerinde mi gizlenmişti eski Medine...Tek tek çekiyorduk tespihleri, belki de hiç bitmeyecek bir yolculuğun ta başlarındaydık sanki. Çağıran ama,  gidilse bile varılamayan, varılsa bile kalınamayan, kalınsa bile kanılamayan bir mezil… Her seferinde yeni baştan çıkılan, her defasında başka başka yollara açılan, başka başka yollardan geçilen…

Ravza’nın bahçesi alabildiğine genişti. Her renkten, her dilden, her yaştan insan vardı burada… Karşılıklı kendi dillerimizde konuşsak da anlaşıyorduk. Bakışarak, gülüşerek insanlar birbirlerini sevebiliyordu. Efendimizin birleştiriciliğini bir kez daha hissetmiştik.

Sayılı günler geçmiş, geriye birkaç günümüz kalmıştı. Ama buradan gidilmez diye düşünüyorduk. Gidilse nereye gidilebilirdi ki? Öyleyse ancak burasıyla gidilebilirdi. Ravza’nın zamanı ve mekanı aşan, o mucizevi boyutundan cesaret alıp, biz de öyle yapmayı düşündük, vesselam.”

HABER NAME/ 17.03.2012 canbolatugur@gmail.com/ https://twitter.com/ugurcanbolat 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3880 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri