Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Uğur CANBOLAT

Sözü Kalbine Kondur Ey Can!

01 Eylül 2012 Cumartesi

Sözü kalbine kondur!

Söze yâr ol… Hakikat barındıran söze râm ol ey can!

Sözün muhabbetle kaynadığı mekanlar ilk tercihin olsun… Muhabbet kazanına yakın dur. Ehl-i hal ara ve bul…

Sözü onun pak lisanından al… Gönlünden ve nazarından hatta…

Kitapçı dükkanlarındaki muhabbetlere doyum olmaz… Sahaflarda söz kıymetlidir kitap gibi… Ben bazı kütüphanelerde de bu muhabbetlere tanık oldum. Esnaf muhabbetleri de çok dikkat çekicidir. Samimidir. Bu sohbetlerde zaman zaman aşk taşar. Bu sebeple oldum olası severim… Bu muhabbetlerde bambaşka lezzetler bulurum.

Köy odası sohbetlerini çocukluk yaşlarımda tattım. O lezzeti nerede görsem hemen tanırım. Birden sessizleşir, bir kenara çöküveririm.

Bir avcı gibi hissederim kendimi. Söz avlamak için pusuya yatarım. Nasibim bol olsun isterim.

Bu sözleri gönlüme bir tohum gibi serperim… Gün olur o sözler yüreğimde yeşerir, filiz verir. Zamanla bakılmaya doyulmaz bir gül gibi açar. Serpilir.

Hiç kurutmak istemem o söz gülünü... Hep koklamak isterim. O nedenle canlı kalmasına gayret ederim.

Evet değerli dostlar.

Sohbet kaynıyorsa dinlemek düşer! O sözü gönül kapanına düşürmek gerek… O sözü harlamak, aşkla pişirmek gerek!..

Söze yâr olmayı demek gerek!.. Hakikati başka türlü nasıl duyabiliriz ki…

Sözün en kıymetlisini, söz sultanından dinlediği halde bir harfine bile âşina olamadan bu dünyadan göçüp gidenler ne kadar çoktur!

Yıllarca bir eşikte beklediği halde söze yâr olamamak acıların en katmerlisi…

Ve telafisi asla mümkün olmaz…

Zamanında gönül kapanıyla yakalanıp, ona yâr olamadığınız zaman onun vakti geçmiştir.

Yeni zamanlarda yeni sözler söylenir. Onlarla demlenmek gerekir. Eskiyi yadetmek yeterli olmaz.

Ne çare ki, ilk zamanı ıskalayanlar kervanın ardına düşeceğinden yeni nefesleri hissedemez, yeni sözleri duyamaz.

Duysa da idraki o noktada olmadığından kavrayamaz.

Söze yâr olan kişi sabırla dinleyebilirse, gönlüne aldığı o söz tomurcuğu orada yeşerir, gelişir. Eski tabirle neşvü nema bulur. İşte o zaman yürek kazanında aşkla kaynayan o söz taşma emareleri de gösterir.

Muhabbet ocağının başında aşk ve sadakatle oturanlar önce o muhabbet mayası taşıyan sözleri kendi gönüllerine taşırırlar.

Bir damla bile ziyan etmezler.

Kimi zaman bu sözler dil ile değil nazar ile de söylenir. Hakikate ârif ise kişi nazardan söze göre daha fazla duyabilir gerçeği… Nazar diliyle gelen feyzi gönle akıtabilenler ayrı bir fazda hakikat yolculuğunda mesafe alırlar.

Muhabbet ocağında söz devşiren devşir, kelimeye değil mânâya meftun olduğundan zamanla kendi gönlü de kaynar. Muhabbet ocağı onda da yanar.

Ve bir vakit gelir ki, o da taşmayı yakalar.

En lezzetli kısmı da buradadır bana göre…

Önce muhabbet ocağına birer ikişer odun atılır. Yanmaya başlar. Isınırsınız.

Arada karıştırmak da gerekir. Bu yapıldığında küçük çıtırtı sesleri duyarsınız. Ocak harlanırken sizdeki lezzette artar…

Muhabbet ocağında kullandığınız odunlar da mühimdir elbette…

Ocakta odunlar yanarken sizdeki nefse ait kalınlıklar/kütüklükler yanmaya başlar… Yontamamışsanız taşmış kaba yanlarınızı bu ateşte yakmalısınız.

Muhabbet ocağı aslında aşk ocağıdır!

Ocağın başında âşık oturur! Lezzeti oluşturur. Kıvamı sağlar.

Sohbet muhabbet tadını Efendimizden alır. O nedenle “Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl?” denmiştir.

Sohbet Ehl-i Beyt ile kıvam bulur. Sultanların sözü ve nefesleriyle canlanır.

Gönül kapanına yakalanır sözler… Yüreğe düşer harf arf… Aşk aşk…

Ruhlara nefha olur! Şifa sunar!

Söz yumağı kimi zaman bir dergahta kıvam bulur, kimi zaman bir medresede… Kimi zaman bir garibanın yıkık bir evinde… Bir çay ocağında… Bir kitapçıda, bir lokantada… Bir işyerinde, ofiste… Bilinmez…

Söz muhatap bulduğu gönle her yerde akar.

Ama esnaflarda daha başka kaynar! Pek severim esnafları bu açıdan… Bir nevi hayat okulu gibidir. Her yaştan ve her seviyeden öğrencisi vardır.

Gelen selam verir, aşinaysa söze bu yumağın bir halkası haline geliveriyor.

Esnaflar konuşurken insanın gözüne sevgiyle bakabilen insanlardır… Kaybedilen bir özellik… Henüz tam farkına varmadığımız… Umarım bütünüyle mahrum kalmayız.

Hatır sorarken gerçekten sorarlar... Sorar gibi yapmazlar… Yüzünüze bakmadan para üstü veren AVM kasiyerleri gibi değildirler..

Elinizi tuttuğunda enerjisi geçen insanlardır…

İnsanların birbirinden kaçarak sosyal ağ bağlantıları ile sanal dostluklarla hayatın yalan perdesinde gölgeden bir oyuncu olmayı tercih ederken söze ehil olmaktan uzak düşebiliyorlar.

Muhabbettin kaynadığı ocakların farkına varamayabiliyorlar.

O insana kendini kıymetli hissettiren sımsıkı sarılmasını unutmuş durumdalar.

Ama söze yâr olanlar, sözü gönül kapanında yakalayanlar hatır sormayı en sıcak ve samimi haliyle yapıyor…

Sır samimi olabilmekte… Samimi ve sade olabilmekte…

Kendimizi mülk, rütbe, kıyafet ve varlık duygusundan arındırabildiğimizde içinde hakikat barındıran o sözler inanın kendiliğinden gelip kalbimize konacaklar.

Aşk sözcüklerini söyleyecekler.

Terennümleri sevda tütecek.

Yeter ki biz kendi  ‘Fabrika ayarları’ mızı bozmayalım. Söze yâr olmayı dileyelim.

Dinlemeyi bilmeli… Sözü kalbine kondur ey can!

Dinlemeyi bilen yani sözü kalbine kondurabilenler ancak âşık olabilir… Âşıkan ile saf tutabilir. Aşk şerabından tadabilir.

Demem o ki, içindeki sesi en billur şekilde duyabilen kişidir aşka düşen kişi. Ve o sese kıymet veren, peşinden gidendir.

Galiba âşıkların bir önemli özelliği de budur.

Kendi derununda yaşamayı becerebilen kişidir âşık…

Kendi derinliklerini keşfedebilendir.

Dahası bu derinlikleri muhabbetle aydınlatmış kişidir.

Kendine olan yolculuğu bitmeyendir. Seyri sonsuz olan kişidir.

Aşk yolculuğu bitimsizdir zira… Uzun yürümeyi başarandır âşık…

Aşkı gönlünde taşır, sözü kalbine kondurur, evet… Şüphe yok bunda… Ama o yine de kendine sefer eyler…

Ve bitmez bu sefer… Zafere kadar!..

Sabırdır sığınağı sözü kalbine konduran kişinin… Uykusuz gecelerinin şevkidir vuslat!

Evet sözü esnaftan, dinlemekten, muhabbetten açmıştık…

Muhabbet mayası taşıyan sohbetleri dinlemek gerek…

Kulak vermek gerek. Yetmez, gönül vermek gerek.

Bu sohbet bir halk adamının, nişansız birinin, harabat ehlinin, âşığın gönlünden zuhura çıkıyorsa daha fazla dikkat kesilmek gerek!

Çünkü âşık kalbine konan sözü damıtır öyle söyler.

Sözünü sevgiye bulayarak söyler.

Kelimelerini aşka batırır öyle sunar.

Siz de bir kıymıkta olsa aşktan yana nasibim olsun mu diliyorsunuz?!

Âşıklara kulak verin o zaman!

Sözü kalbinize kondurun!

HABERNAME 01.09.2012 canbolatugur@gmail.com /https://twitter.com/ugurcanbolat/ https://www.facebook.com 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4202 defa okunmuştur
Teşekkür
UĞUR CANBOLAT
Değerli dostlar Gönlü pırıl pırıl iman ve aşkla ışımış dostlar Burada hiç bir iddia taşımayan gönlümüzden kopup gelen kimi zaman da dağınık duygu kelimelerinizi sizler güzel göznüllerinizde birleştirerek güzel anlamlar yüklediğiniz, destek mesajları gönderdiğiniz için asıl ben teşekkür ederim. Her defasında 'Neden yazıyorsun ki?' veya 'Yazacak neyin var ki?' sorgulamalarından geçiririm.Tereddütler yaşarım.İddialı olmaktan kaçınırım. Sözün samimi olmasına ancak o zaman kalbe dokunabileceğine inanırım. Bunu başarabiliyorsam ne mutlu. Tekrar destekleriniz için teşekkür ederim. Candan selamlar
05 Eylül 2012 Çarşamba 14:35
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Kondurmalı
Samet Sait Arslan
Merhababalr Bu yazıyı yazana, yayınlayana, okuyup yorum yazana herkese minettarım. Bu kadar sıkıntılı dönemde ve bu kadar gereksiz gündemle dünyamızı doldururken kalbimize dokunan yazılara ne kadar da ihtiyacımız var. İyi ki varsınız
05 Eylül 2012 Çarşamba 14:30
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
harika
VEYSEL IŞILDAR
son zamanlarda okuduğum iyi yazılardan birisi... insanı içene çeken ve kendisini bir çırpıda okutturan bu harika yazı için teşekkürler
03 Eylül 2012 Pazartesi 01:17
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
sözün sırrı samimiyettedir...
Asiye yaman
öze yâr olanlar, sözü gönül kapanında yakalayanlar hatır sormayı en sıcak ve samimi haliyle yapıyor… Sır samimi olabilmekte… Samimi ve sade olabilmekte…Bu yüzden Anadolu İnsanımızın sözüne , muhabbetine, diline,şivesine ayrı bir muhabbet duyarım...Mesele İnsan ne olursa olsun Samimi olabiliyorsa işin sırrına ermiş demektir...Gönül Pınarınızdan dökülenler daim olsun...Çok teşekkürler...
01 Eylül 2012 Cumartesi 18:59
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Ne güzel
Selma Serçeşme
Merhabalar efendim. Zaman zaman yazılarınızı okuyorum. Her defasında da ne güzel yaptım bu yazıyı okumakla diyorum. Kendi kendime bir ikram oluyor her yazınız. Bu yazının da sadece başlığı olsa da yeterdi ama her kelimesini tartmam gereken bir yazı olmuş.Yazılarınızda ansiklopedik ve heryerde bulabileceğimiz sıkıcı yazı tarzından daha çok önemli bir duygu yakalıyor ve sanki onu örer gibisiniz.üzerinde düşündüm sanırım beni saran yanı bu yazılarınızın. başkalarını bilemem. hep yazın
01 Eylül 2012 Cumartesi 17:14
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri