Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ulvi SEVECEN

1904 Rus-Japon Savaşı ve Osmanlı ModernleşmesineTesiri-1

15 Kasım 2011 Salı

              Japonya ve Batı’ya Açılımı

Küçük bir Uzakdoğu Asya ülkesi olan Japonya, daha 150 yıl öncesine kadar kendi içine kapanık, komşularıyla dahi münasebetlerini en asgari düzeyde yürüten bir ülke görünümündeydi. Dört elle sarıldığı kabuğuna çekilme politikaları neticesinde bu dönemde kendini dünyadan soyutlanmış ülkelerden biri haline getirdi.17.yüzyılda Batıyla da olan münasebetlerin tamamen kesilmesiyle başlayan bu süreç, münasebetlerin tekrar başladığı 1850'lere kadar devam etmiştir. Avrupalıların uzak doğuda özellikle Japonya’da Hıristiyanlığı yaymak için yaptığı propaganda çalışmaları,  inançları noktasında en az kendileri kadar fanatik ve samimi olan bu ülkede büyük tepkilerle karşılanması bunun en temel sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu dönemde Japon yönetimi tarafından 1639’da artık potansiyel bir tehdit olarak görülen Hıristiyanlığın dışında kalma arzusuyla Batıyla her alanda tüm münasebetler kesilmiş, Japon yurttaşların Avrupalılarla olan kişisel temasları da dahil, Batı düşüncesini taşıyabilecek her türlü kitabın ve sanat eserlerinin dahi ülkeye girişini yasaklanmıştı. 1720 yılına kadar bir nevi kendi içinde " inziva" ya çekilme diyebileceğimiz bir dönem Çin ve Hollanda ile kurulan seyrek münasebetler de yeterli olmamış, bilhassa Batı'nın gerçekleştirmiş olduğu ekonomik, bilimsel, teknolojik ve kültürel gelişmelerinden neredeyse uzak kalmıştı. Kendi içlerine kapanmaları diğer bir sıkıntıyı da beraberinde getirmiş; Batılı devletler, sahip oldukları bu üstünlüklerini Japon "soyutlanmasına" nüfuz etmeye yönelik donanmalarıyla Japonya açıklarına gelerek devamlı tehdit etmişlerdir. Bu durum 1850'lerde Batıyla münasebetlere yeniden başlamayı gerekli kılan en önemli zorlama noktası olmuştur. O dönemin yöneticileri, eğer kendilerini kısa sürede toparlamaz ve onların teknik seviyelerine ulaşamayacak olurlarsa, Avrupa tarafından sömürülüp ezileceklerini çok iyi idrak etmişlerdir.

1868 yılına gelindiğinde İmparator Meiji, dışa açılma politikasını hızla sürdürerek "Meiji Reformu" denilen köklü ıslahatların yaşandığı bir dönemi başlatmıştır.  Eğitim, askerlik ve idari sistem alanında çağdaşlaşmaya yönelik reformların  yanında Avrupa'ya öğrenciler gönderilip oralardan da öğretmen ve teknisyenler getirilmiştir.

Meiji dönemi istilahatlarıyla  zamanla gelişen ve güçlenen Japonya'nın 1894'ten itibaren bir genişleme ve yayılma siyaseti takip etmeye başlaması, batı emperyalizminin çifliği haline gelen Çin'de nüfuz kurma çabaları, Batılı devletlerin çıkarlarına ters düşmüş, bu ülkeye karşı ortak tavır almalarına sebep olmuştur. Batılı bir çok devlet adamı Japonya'daki bu gelişmeleri "Sarı Irk" tehlikesi olarak tanımlamış, bazıları ise daha da ileri götürerek "Sarı Irk-İslam" işbirliğinin doğmakta olduğu şeklinde değerlendirmeler yapmışlardır. Mançurya meselesinden dolayı başlayan Rus-Japon Savaşı'nı (1904-1905) Batılıların beklentilerinin aksine Japonların kazanması, korku ve endişeleri daha da arttırmıştır.

Rus-Japon Savaşı ve Osmanlı

Uzakdoğu'da Japonya'nın her geçen gün güç kazanması Rusya'yı son derece rahatsız ediyordu. Japonya'nın son olarak Çin' i de mağlup etmesi, bir Çin zaferi bekleyen Batılıları büyük şaşkınlığa uğrattı. Japonların savaş sonrası kazanımları itirazsız kalmadı. Bilhassa Rusya, Mançurya ve Kuzey Çin’de nüfuzunu yaymasında bir eşik olacak Liaodong Yarımadası’nın Japonya’ya bırakılmasına şiddetle karşı çıktı.  Almanya ve Fransa'nın da “üçlü müdahale” adı altında Rusya’ya destek vermeleri ve savaşta haklı olarak kazandıklarının diğer güçler tarafından onay görmemesi karşısında Japonya, diplomatik destek arayışına girdi. İngiltere ve Amerika’dan bir ses çıkmayınca Rusya tehlikesine karşı güçlü ve bağımsız bir devlet olarak ayakta kalmanın tek yolunun askeri kapasitelerini güçlendirmekten geçtiği inancı iyice güçlendi. 1898 yılı sonrası Çin pastasının dilimlenme savaşının bir parçası olan Rusya’nın, Rus-Japon çatışması ihtimalini arttıracak olan Liaodong Yarımadası’nın güney ucunu 25 yıllığına kiralaması, daha sonra da hızını alamayarak Mançurya’yı da işgal etmesi bardağı taşıran son damla oldu. Diplomatik temasların yetersiz kalması ve Rusya’nın birliklerini Mançurya’dan çekmeye yanaşmamasıyla Japonya, 6 Şubat 1904’te Rusya ile diplomatik ilişkilerini keserek Rusya’nın elinde tuttuğu topraklara saldırılar düzenledi. 10 Şubat’ta ise resmen savaş ilan edildi.

Rusya’nın savaş öncesi ve sonrası Almanya ve Fransa’nın desteğini almasına karşılık Japonya, bir yandan İngiltere ile ittifak anlaşması yaparken diğer yandan da Asya ülkeleri ile sıkı bir işbirliği kurmak istiyordu. Bu ülkelerin başında ise Osmanlı Devleti geliyordu.

Osmanlı Devleti, Rus-Japon savaşını büyük bir alaka ile takip etmiştir. Devlet, bu konuda bir askeri ateşe vazifelendirirken ayrıca basın da savaşla yoğun bir şekilde meşgul olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı Rauf Orbay’a ait olan aşağıdaki kısa hatırat  o dönemde Osmanlı devletini yöneten Sultan II.Abdülhamit Han'ın bizzat kendisinin dünyanın siyasi  ahvaliyle birlikte özellikle de Rus-Japon savaşında Japonların Mançurya’daki ilerleyişlerini yakıdan takip ettiğini bizlere en bariz şekilde göstermektedir.

“İçeriye girdiğimde Padişah, salonun ortasındaki büyük masanın başında en büyük ölçekli, Kipert Paftası denilen haritanın başındaydı. Harita üzerine Japon ve Rus bayrakları iğnelerle yerleştirilmişti. Böylece Rus-Japon savaşında kimin hangi toprakları elinde tuttuğu takip ediliyor, gelen haberlere göre bayraklar yer değiştiriyordu. Sultan bizi bu masanın sağ ve solundaki yaldızlı koltuklara oturttu ve Paşa’ya bayrakların doğru yerlere yerleştirilip yerleştirilmediğini sordu”.

Sultan II. Abdülhamit Han, izlediği “İslam Birliği" siyaseti gereğince Doğu Alemi ile sıkı münasebetler kurmak niyetindeydi. "Rusya asırlardan beri iki devletin de düşmanı olduğuna göre, Japonya ile akdedeceğimiz ittifakların temin edeceği faydaları ciddi olarak mütalaa etmek icab eder. diyerek niyetini ortaya koymuştur.

Devam edecek...

ulvi_sevecen@hotmail.com

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3598 defa okunmuştur
TÜRK JAPON MÜNASEBETLERİ
Salih Sandal
Türk Japon münasebetlerinin tarihini de anlatan bu araştırmanın yüksek tirajlı basın yayın organlarında yayınlanması gerektiği kanaatindeyim. Yazar, halihazırdaki durumumuza da projeksiyon tutan bir konuyu işliyor. Türk Japon ilişkilerini çok önemseyen bir imparatorluktan geliyoruz. Günümüzde de alaka ve münasebetlerimizi daha da geliştirmeliyiz. Yazının devamını heyecanla bekliyorum.
21 Kasım 2011 Pazartesi 10:33
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri