Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ulvi SEVECEN

AFRİKA'DA BİR "KÜÇÜK ANADOLU" TUNUS-2

28 Ocak 2011 Cuma

Yaşadığı dönemde meydana gelen her sosyal hadisede önemli fikirler ortaya koyması  yönüyle Tarih Felsefesi ve İktisat Bilimi’nin kurucu olarak kabul edilen, ünlü İslam düşünürü  İbn-i Haldun, Tunus doğumludur.

Hayatı incelendiğinde,  geçmişte bir çok devlet ve bilim adamı yetişirmiş bir aileye mensup olduğu görülür.  Hukuk, matematik, edebiyat, mantık, tefsir   dallarında  kendini çok iyi  yetiştiren İbn-i Haldun,  henüz 20 yaşındayken Tunus'ta devlet idaresinde vazifelerde bulunur. Yaşanan siyasi kargaşalardan dolayı önce Fas'a daha sonra Mısır'a gitmeye karar verir. Mısır'da kaldığı süre içerisinde ünlü eseri "Mukaddime" yi kaleme alır. O güne kadar edindiği fikri, siyasi ve ilmi tecrübeleriyle adeta muhteşem denilecek bir eser ortaya koyar.

Eserinde daima tarafsız ve realist hareket tarzını benimser. Önce tarihi olayları yani geçmişi gözler önüne serer, sosyal olayların tahlilini yapar, özellikle İslam toplumunun güncel problemlerini ortaya koyar ve alternatif çözümler getirir.

İnsanlık tarihinin ilk toplum bilimcisi ve sosyoloğu olarak kabul edilen düşünürün  hayatı boyunca tek gayesi, İslam Medeniyeti'nin tarihi ve sosyolojik problemlerine ışık tutmak, İslam Kültürüne canlılık kazandırmak olmuştur.

İbn-i Haldun, bu yönüyle özelde Tunus halkının genelde İslam Dünyası’nın  yeni bir geleceğe yürüdüğü şu  dönemde  bir çok problemlerin çözümü ve medeni bir devlet olma çabalarında rehber kabul edilecek isimlerden biridir.

Hayatının son dönemlerini    Mısır'da geçiren düşünür, orada vefat eder. Fakat  kabri bilinmemekte. Doğduğu ev ise Tunus'ta insanlar tarafından bilinmektedir. Şehrin merkezinde Habip Burgiba Bulvarı’na çıkan bir sokağa onun adı verilmiş. 

Tunus halkı bölgesindeki ülkelerle   karşılaştırıldığında yüzü Avrupa’ya dönük ve pek çok aydın, entelektüele sahip bir ülke görünümde.  Fakat,  aydınların çoğu ülkedeki baskıcı, dikta rejiminin uygulamaları nedeniyle ülke dışında yaşıyorlar. Yaşanılan yeni süreçte  ülkelerine dönmeleri   ihtimal dahilinde olabilir. Zaman içinde bunu görebiliriz.

Ülke dışında yaşayanlar sadece aydın kesim değil. Yaklaşık yarım asırdır iktidar olan statükocu, dikta bir rejimin hak ve özgürlükler adına bir takım reformlara yanaşmaması toplumun özgüven ve teşebbüs ruhundan uzak  bir hayat yaşamasına neden olmuştur. İdari mekanizmada çokca görülen bürokratik engellemeler ve yolsuzlukların  yatırımları engelleyerek istihdamı daraltmasıyla çoğu genç olan insanlar yurt dışına göç etmişlerdir. Devrik lider Zeynelabidin b. Ali yönetiminin  bu konularda isteksiz veya başarısız olması bu sorunun tek kaynağı olarak görülmektedir.

Bu tabloyu sekiz yıl önce yaşadığımız bir anekdotla daha net ortaya koymak istiyorum.

2003 yılının sıcak bir ağustos ayında “Afrika bir gün mutlaka yeşerecek” istek ve motivasyonuyla yeni bir sulh adacıklarından birini açmak niyetiyle Moritanya’ya giderken iki gün Tunus’ta bulunmuştuk. İki günlük izlenimlerimiz yarım asırlık bir rejimin ortaya çıkardığı toplumun iskeletini anlamamız için yeterli olmuştu.

Habip Burgiba Bulvarı’nda vize işlerini takip için gittiğimiz Moritanya konsolosluğu dönüşü biraz dinlenmek ve açlığımızı yatıştırmak için bir banka oturduk. Bir yandan elimizde Ülker Biskrem ve meyve suyu ile açlığımızı giderirken diğer yandan da etrafı dikkatlice gözlemliyorduk.

Kısa aralıklarla görev başındaki polislerin çokluğu, adeta Avrupai bir şehir görünümlü caddeler ve binalar, halkın özellikle bayanların kendi kimliklerini sergileyecek görünümden uzak olmaları – başörtüsü yasağını en sıkı uygulayan hatta o özgürlüğü ortadan kaldırmış ülke olarak biliyorduk- dikkatimizi çekmişti. Bir kaç kişi de olsa görebiliriz herhalde diye beklentimiz de yok değildi. Bir ara birkaç kişilik küçük bir grup halinde caddede yürüyen bayan gördüğümüzde bunların yabancı öğrenciler olabileceğini düşündük. Daha sonra tevafuk bir kitapçıda karşılaştığımızda konuşmalarından Türkiye’den gelmiş öğrenciler olduğunu anladık. Tam bir tesettür halindeydiler. Daha sonraları öğrendik ki; kırk yaşın üstü bayanlara yapılan uzun araştırmalardan sonra eğer bir dini  veya muhalif bir kuruma üyeliği yoksa izin veriliyormuş.

Bankta oturup etrafı gözlemlerken bizi selamlayarak yanımıza bir genç oturdu. Bir kaç dakika süren suskunluğun ardından dayanamayıp biz de selam verdik ve tanıştık. Tanışmak yeterli olmamıştı bizim için tabiî ki. Üzerindeki ürkekliğe rağmen sıcak bir sohbete tutuştuk. Üniversiteyi bitirmiş mühendis bir gençti. Aylardır iş bulamamış, ama Kanada’ya gitmek için çabaladığını söyledi. Ülkedeki ekonmik durumu sorunca; gerekli yatırımların yapılmadığını işsizliğin her geçen gün arttığını, devlet dairelerinin verdiği ortalama maaşın 150 dolar civarında olduğunu, bunun sonucunda özellikle üniversite mezunlarının yurtdışına gitmek için uğraştıklarını söyledi.

Bu anekdot bizlere yakın zamanda ülkede yaşananların, uzun yıllar tedbir alınmadığı için biriken problemlerin çözümü noktasında halkın isyanı olduğu gerçeğini anlatmaktadır. Tunus halkı,  hak ve özgürlüklerin arttırılması isteğiyle yönetime dokunmuş, eskilerin silinip bir kenara atılacağı demokratik bir idare özlemini dile getirmiştir.

Tunus’ta yaşananlar psikolojik başkaldırı kültürünün oluşmasını sağladı. Kendi bölgesinde ve Arap coğrafyasında aynı pozisyonda olan ülkelerde mutlaka bir domino etkisi yapacaktır. Bunun bazı ülkelerde kısa sürede kendini göstereceği sinyalleri almaktayız. Fakat genel anlamda uzun bir süreç olabileceği kanısı hakim.

Tunus halkı geçmişte benzeri olaylara bakıldığında kansız bir devrim ortaya koydu denilebilir. Bir Irak gibi değil. Bu ise bizlere bu başkaldırının dış güçlerin etkisinden uzak, kendi iç dinamikleriyle gerçekleştiğini göstermektedir. Güvenlik güçleri (ordu ve polis) halkla uzlaştı neticede kansız bir tablo ortaya çıktı. Diğer ülkelerde de bu şekilde olması en büyük temennimiz.

Dünya değişiyor. Dikta rejimlerin yoğun olduğu Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında yaşayan halklar hak ve özgürlüklerin arttırılmasının gelecek adına müreffeh bir toplumun habercisi olduğunun bilincinde artık.

Hak ve özgürlüklerin tek adresi demokrasi treni Tunus’tan kalkmış durumda. Demokrasi görünümlü bu açılım eğer bu topraklarda başarılı olursa, iyi bir örnek olacaktır. Başarılı olunması için en kısa zamanda bu açılımın alınan siyasi kararlarla korunması ve ciddi oluşumların veya reformların uygulamaya konması gerekmektedir.

Halk eskileri silip atma kararlığında…

Tunus halkı,  diktatöründen kurtuldu ama diktatörlükten henüz değil…

Demokrasi ise sadece sandığa gitme değil, bir kültürdür. Süreç ister…

 

Ulvi_sevecen@hotmail.com

 


 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2874 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri