Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ulvi SEVECEN

BOĞAZİÇİ MEDENİYETİ " Yahya Efendi Hazretleri ve Tekkesi"

05.12.2014 22:23

YAHYA EFENDİ HAZRETLERİ

Saltanatta gaflet olmaz. Unutma seni ahirette tacın ve tahtın değil ancak ve ancak adaletin kurtarır.”                                                           

Kanuni Sultan Süleyman’a…

İstanbul halkı, Boğaz’ın dört manevi bekçisi olduğuna inanır.

Üsküdar’da Aziz Mahmut Hüdai, Beşiktaş’ta Yahya Efendi, Beykoz’da Yuşa Hazretleri ve Sarıyer’de Telli Baba…

Yahya Efendi, Osmanlı âlim ve evliyasındandır… Asıl ismi Yahyâ, nisbeti Beşiktaşî olup, Şamlı Ömer Efendi’nin oğludur. Aslen Amasyalıdır.

Beşiktâşî müderris Yahyâ Efendi; İbn-i Ömer el-Arabî, Yahyâ bin Ömer Beşiktâşî ve Molla Şeyhzâde gibi isimlerle tanınıp meşhur olmuştur.

1494 (H. 900) senesinde Trabzon’da doğdu.

Babası Şamlı Ömer Efendi, uzun müddet Trabzon’da kadılık yapmıştır.

 Kânûnî Sultan Süleymân da, Trabzon’da aynı sene aynı haftada doğmuştur.

Şehzade Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan’ın sütü az olduğundan, Kadı Ömer Efendi’nin refikaları ve Yahya Efendi’nin validesi olan Trabzonlu Afife Hatun küçük şehzade Süleyman’a süt vermiş ve onun sütannesi olmuştur. Böylece Yahya Efendi de meşhur Kanuni Sultan Süleyman’ın sütkardeşi olmuştur.

Kânûnî, Yahyâ Efendi’ye her zaman ‘Ağabey’ derdi.

Okul çağı gelen Yahya Efendi ilk derslerini babası Ömer Efendi’den aldıktan sonra, Trabzon’da bulunan meşhur âlimlerden ve zamanın velilerinden kabul edilen Müftü Ali Çelebi’nin rahle-i tedrisinde bulunarak maddi ve manevi sahada bir hayli mesafe kat etmiş,’mülazemet’(Osmanlı devletinde, Sahnı seman veya Sahnı Süleymaniye medreselerinden birinde yüksek  öğrenim görerek icazet aldıktan sonra bir müderrisliğe tayin için sıra bekleyen danişmentlere- müderris asistanı- verilen ad) payesini almıştır.

Trabzon’da riyâzât ve mücahedat ile zahir ve batın ilimlerini tahsil ettikten sonra artık Trabzon’da öğrenebileceği bir şey kalmadığını gören Yahya Efendi ilmini ikmal etmek için İstanbul’a gelmiştir.

İstanbul’da ilk önce Anadolukavağı’nda ‘Haydarpaşa Çiftliği’ denilen mevkide bir çilehane yaptırmış ve orada çilesini ikmal ederken komşularının iz’acından kurtulmak için kendisinden sonra ‘Yuşa Tepesi’ adını alan ve bugün de aynı isimle anılan Sütlüce üzerinde ve Beykoz ile Anadolu kavağı arasındaki mevkiye yerleşmiştir.

İstanbul’da ilmi kemalatını çoğaltmak ve ikmal etmek için zamanın müderrislerinin derslerine devam etmiş ve nihayet Yavuz ve Kanuni devirlerinin büyük ve meşhur âlimi olan Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi’yle sohbetlerde bulunmuştur. Bu sohbetler Yahya Efendi’nin her bakımdan olgunlaşıp yüksek mertebelere ulaşmasında vesile olmuştur.

Yahya Efendi, Zenbilli Ali Efendi’den iki yıl feyz aldıktan sonra Zenbilli Ali Efendi’nin vefatı üzerine 1526 yılında hocasının yerine Canbaziyye Medresesine müderris tayin olmuştur.

 Bu tayinle birlikte Yahya Efendi ‘Müderris’ mahlasıyla anılmaya başlamış halk arasında da ‘Molla Şeyhzade’ denilmekle şöhret bulmuş ve ebediyetine kadar da böyle anılmıştır.

Canbaziyye Medresesi’nde iki yıl görev yaptıktan sonra terfi ederek günlük Hacı Hasanzade Medresesi müderrisliğine, daha sonra da Efdaliyye Medresesi müderrisliğine tayin edilmiştir.

H. 952/1545 tarihinde Emir Hasan Çelebi’nin yerine Mustafa Paşa Medresesi’ne h. 958/1551 tarihinde Garik Arabzade yerine Üsküdar’da Mihr-i Mah Sultan payesine yükselmiş, h.960/1553 tarihinde de Kadızade Efendi’nin yerine Fatih Camii’ndeki ‘Medaris-i Semaniye’den birinin müderrisliğine tayin olmuştur.

ŞEHZADE MUSTAFA’NIN AZLİNE TEPKİSİ

Bu görevini başarılı bir şekilde yürütmekte iken meydana gelen bir olay Yahya Efendi’nin hayatındaki dönüm noktalarından biri olmuştur.

Devrin hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman eşi Hürrem Sultan ile Sadrazam ve aynı zamanda damadı olan Rüstem Paşa’nın telkin ve teşvikleri sonucu kendisine isyan ederek taht mücadelesine girecek iddasıyla 960/1553 yılında büyük oğlu olan Şehzade Mustafa’yı Konya Ereğlisi civarındaki ordugâhta boğdurtmuştur.

Mustafa’nın annesi olan Mahidevran Hatun’u da saraydan çıkartmıştır.

Şehzade Mustafa’nın boğdurulması olayı bütün ülkede umumi bir tesir uyandırmıştı. Adeta milli bir matem halini alan bu teessüre Yahya Efendi kayıtsız kalmamıştır, nitekim içinde bulunduğu bu teessür sonucu Yahya Efendi padişaha olan yakınlığına da güvenerek ‘’yaptığı hareketin yanlış olduğunu bildirerek, Gülbahar Hatun’u tekrar saraya alması’’ için padişaha şefkat ve merhamet isteğinde bulunan bir mektup yazmıştı.

 Bu hareketi Kanuni tarafından cüret ve saygısızlık telakki edilen Yahya Efendi 962/1554–55 yılında evvela müderrislikten azledilmiş sonra da günlük 50 akçe ücret ile emekli edilmiştir.

İşte bu olay küçüklüğünden beri riyazet ve tefekkürü çok seven Şeyh Efendi emekli olunca Beşiktaş’taki evi ve mescidinde inzivaya çekilmiş ve böylece bütün ömrünü bu dergâhta ilim öğretmeye, tefekkür ve zikirle geçirmeye başlamıştır.

Önce azl, sonra da zoraki emekli edilmesi karşısında üzülen Yahya Efendi duygularını’’Yevmi elli akçe ekmek alırdım, ekmeğimizi kestiler, nihayet birkaç gün çorbamızı ekmeksiz içelim’’ diyerek yakınlarına ifade etmiştir.

II. Selim’in de Yahya Efendi’ ye büyük bir hürmet ve rabıtası vardı.
Sultan II. Selim 974/1566 yılında tahta çıktığında kendisine büyük saygı duyduğu Yahya Efendi’nin emekli maaşını günlük 50 akçeden 100 akçeye yükseltmiştir.

Yahya Efendi ömrünün sonuna kadar mücahede ve ibadetle vakit geçirmiş, 978/1570 senesi Zilhiccesinde Kurban Bayramı gecesinde 78 yaşında iken Beşiktaş’ daki dergâhında ebedi âleme göçmüştür.Cenaze namazını, bayram namazını müteakib Süleymaniye Camii’nde devrin Şeyhülislamı olan Ebussuud Efendi kıldırmıştır.

Üveys bin Amir bin Malik el-Karani’ye nisbet edilen ‘’Üveysi Tarikatı’’nın devrindeki piri olan Yahya Efendi gördüğü bir rüyanın neticesinde dergâhın bulunduğu bugünkü mahalli kendi parası ile satın alarak burada mescit, medrese, hamam, aşevi ve misafirlerin istirahat edebilecekleri yerler yaptırarak’’Hızırlık’’ adını verdiği tam bir külliye meydana getirmiştir…

Yahya Efendi, dini ilimlerde olduğu gibi Astronomi, Hendese/mühendislik ve Riyaziye-matematik te çok ileri derecede bilgi sahibi idi.

Evliya Çelebi ‘’ Yahya Efendi’nin her Cuma gecesi Hızır (a.s) ile buluştuğu ve ondan ilm-i ledünnü öğrendikleri ‘’ bildirilmektedir. (http://www.yahyaefendi.com/default.aspx?durum=incele&id=653

HAKİKAT İ ANLATMAKTAN ÇEKİNMEZDİ

Yahya Efendi,  kendi konumundaki benzerleri gibi dünyaya ve dünyalığa kulak asmayan bir serdengeçti idi. O kadar ki bir fakir ve ilim adamı olan bu dürüst ve cesur adam, yaşadığı       Ortaköy tepesinde lüzum gördükçe başını kitaplardan kaldırarak padişaha yaklaşır, hoşuna gitmeyen bir hal karşısında ihtarlı ve sert bir sesle, bu ‘’devletlü süt kardeş’’ e çıkışır sözünü geçiremeyecek olursa da gönül koyarak aylarca belki de yıllarca sarayın eşiğinden adım atmazdı.

Kanuni Sultan Süleyman'ın süt kardeşi Yahya Efendi bir gün atının üstünde giderken ağlamakta olan bir papaz ile karşılaşır.

Papaz hemen durdurur Yahya Efendi’yi ve “Bu da adalet mi?” diye bas bas bağırır.

Yahya Efendi sorar olan biteni.

Papaz: “O karındaşım dediğin kişi bizi soyuyor, doğru düzgün defter bile tutamıyor. Ölülerimiz için bile vergi kesiyor ne biçim iştir bu?”

Yahya Efendi tabi ki üzülür büzülür, papaza

“Hele gel gidelim padişaha” der ve giderler.

Yahya Efendi sözünü esirgemeyen bir hoca efendiydi.

Padişahın huzuruna çıkar ve hesap sorar.

Papazın dediklerini anlatır. Tabi Kanuni’nin hiçbir şeyden haberi yok.

Padişah:

“Bu işleri alt kadrolar hallediyor, benim haberim yok.”

Yahya Efendi:

“Onlardan kim mesuldür?”

Padişah:

“Amirleri”

Yahya Efendi:

“Amirlerden kim mesuldür?”

Padişah:

“Onların da yüksek amirleri var.”

Yahya Efendi:

“Bu nereye kadar gidiyor?”

Padişah: “Elbette ki bana kadar.”

Yahya Efendi:

“Benim demem de o memurları sıkmazsan sana bir suru sorumluluk yüklerler. Cennet yüzü göremezsin. Bu büyük bir gaflettir. Saltanatta gaflet olmaz. Unutma seni ahirette tacın ve tahtın değil ancak ve ancak adaletin kurtarır.”

ulvi_sevecen@hotmail.com

 

 

 



 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 6876 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri