Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ulvi SEVECEN

BOĞAZİÇİ MEDENİYETİ " Yıdız Sarayı ve Cami, Çıragan Sarayı "

14.11.2014 11:30

YILDIZ SARAYI

Yıldız Sarayı, ilk kez Sultan III. Selim'in (1789-1807) annesi Mihrişah Sultan için yaptırılmış, özellikle Osmanlı padişahı II. Abdülhamit'in (1876-1909) padişah olduğu dönemde  Osmanlı Devleti'nin ana sarayı olarak kullanılmış olan saraydır. Beşiktaş İlçesi’nde yer alır. Dolmabahçe Sarayı gibi tek bir yapı halinde değil, Marmara denizi sahilinden başlayarak kuzeybatıya doğru yükselip sırt çizgisine kadar tüm yamacı kaplayan bir bahçe ve koruluk içine yerleşmiş saraylar, köşkler, yönetim, koruma, servis yapıları ve parklar bütünüdür.

Bu bölge Kanuni döneminden (1520-1566) başlayarak padişahlar için bir avlanma yeri olmuştur. Saray arazisi ile ne oranda örtüştüğü kesin olarak bilinmese de "Civan Kapucıbaşı Bahçesi", "Kazancıoğlu Bahçesi" adını taşıyan bahçe ve koruluklar büyük olasılıkla Yıldız Sarayı arazisini de içermekteydi. Bu bahçeler I. Ahmet döneminde (1603-1617) padişah bahçeleri arasına katıldı.

Bundan sonra bölgeye değişik zamanlarda, gereksinim oldukça birçok yapı eklenmiştir. Devrinin en özenle yapılmış yapıları arasında sayılabilecek olan bu yerler, burayı yapı bakımından bir yaşam alanı haline getirmiştir.

II. Abdülhamit'in 1876'da iki devrime sahne olan Dolmabahçe Sarayı'nı duygusal nedenlerle terk ederek daha korunaklı olan Yıldız'a çekildiği anlatılır. Bu dönemde Yıldız siyasi yönetimin ana odağı haline gelmiş, hükümet biriminin bulunduğu ve Tanzimat döneminde siyasi yaşamın asıl eksenini oluşturan Bab-ı Ali'yi gölgede bırakmıştır. 1882'de Mithat Paşa ve Mahmut Celalettin Paşa'nın idamını buyruk eden saray mahkemesi Yıldız Sarayında gerçekleşmiş ve bu nedenle Yıldız Mahkemesi adını kazanmıştır. Bu tarihten sonra Yıldız Sarayı, II. Abdülhamit'in yönetimine istinaden bir korku ve dalavere merkezi olarak ünlenmiş, ve bir dönem "yıldız" sözcüğünün Osmanlı basınında kullanımı, siyasi çağrışımları olabileceği gerekçesiyle, II. Abdülhamit'in sansür idaresi tarafından engellenmiştir. Sultan Abdülhamit'in 1909 yılında 31 Mart Vakası'ndan sonra tahttan indirilmesi üzerine saray bir halk kalabalığı tarafından yağmalanmış ve kısmen yakılmıştır. Bu yağmalama eylemi sırasında, Abdülhamit'e bildiri vermiş veya polis ajanı olarak çalışmış olan kişilerin kendilerine ait belgeleri arayarak yok etmeye çalıştıkları anlatılır.

YILDIZ CAMİİ

Yıldız Camii BeşiktaşBarbaros Bulvarı'nın kuzey kesiminde, Yıldız Sarayı yolu üzerinde yer alır. Asıl adı Hamidiye olmasına karşılık daha çok Yıldız Camii olarak bilinmektedir.

İstanbul’un Beşiktaş İlçesi’nde Yıldız Sarayı girişinde yer almaktadır. Bânîsi Sultan II. Abdülhamid’in (1876–1909) isminden dolayı Hamidiye olarak adlandırılsa da daha çok Yıldız Camii olarak tanınmaktadır.

Sultan II. Abdülhamid 1876 yılında tahta çıktığında kısa bir süre Dolmabahçe Sarayı’nda kaldıktan sonra Yıldız Sarayı’na yerleşir. Güvenlik nedeniyle (Selefi Sultan V. Murad’ın tekrar tahta geçirileceği endişesi) Sultan, saraydan uzak kalmamak için Cuma selamlığında kullanılmak üzere Yıldız Sarayı’nın “Koltuk Kapısı” olarak adlandırılan girişi önündeki yüksek set üzerine yeni bir cami inşa edilmesini ister.

1881-1885 yıları arasında inşa edilen ve bina nâzırlığını Başmâbeynci Osman Bey’in yürüttüğü yapının mimarı olarak bazı yayınlarda Sarkis Balyan ismi belirtilse de bu doğru değildir. Dolmabahçe Sarayı Arşivi Evrak No: II / 989’da yer alan belgeye göre Ebniye-i Seniyye İdaresi’nde otuz yılı aşkın bir süredir çalışmış olan Nikolaidis Jelpuylo adında bir Rum mimardır. Osmanlı kayıtlarında Nikolaki Kalfa olarak da ismi geçen Nikolaidis Jelpuylo kendisine bu görev verildiğinde kısa bir süre içinde hazırladığı plan ve resimler ile birlikte caminin maketini hazırlayarak Sultan II. Abdülhamid’in beğenisine sunar. Sultanın oluru alındıktan sonra 28 Muharrem 1299 ( 21 Aralık 1881 ) günü caminin temeli törenle atılır.

İnşaat keşif kayıtlarına göre 16890 lira harcama yapılarak inşa edilen caminin minberinin Bursa Ulu Câmii minberi tarzında olması istenir. Bu amaçla Bursa’ya bir fotoğrafçı gönderilip Ulu Câmi’deki minberin resmi çektirilir. Bursa Ulu Cami’nin minberi Türk ahşap sanatının önde gelen örneklerinden biridir. Sultan II. Abdülhamid’in ahşap işçiliğine olan ilgisi nedeni ile Yıldız Sarayı’nda inşa ettirdiği Marangozhane’de boş zamanlarında çalıştığı ve çeşitli eşyalar ürettiği bilinmektedir. Yıldız Câmii’nin hünkâr mahfilinin sedir ağacından yapılmış kafesleri de II. Abdülhamid’in el işçiliğidir. Bu nedenle böyle bir tercihte Sultan II. Abdülhamid’in etkisi olduğu açıktır. Ancak bu istek bilinmeyen bir nedenle yerine getirilememiş, ahşap olması istenen minber mermer olarak yapılmıştır.

Selatin camilerinin genelinde görülen çift minare uygulaması Yıldız Camii’nde teke inmiştir. Caminin batı kanadı içinden yükselen zarif ince yivli minare mukarnas dolgu ile geçilen tek şerefeye sahiptir.

Kubbenin ortasında altın yaldızla ve Kufi hatla Neml Suresi’nin ilk ayetleri Hattat Abdulfettah Efendi tarafından yazılmıştır. Câminin kubbe göbeğinde ise Besmele ile Necm Sûresi’nin ilk üç âyeti ve kuşakta da Mülk Sûresi yer alır. Yapma kûfi tarzında işlenmiş olan bu yazılar da gazeteci Ebuzziya Tevfik’e yazdırılmıştır.

21 Aralık 1881’de inşasına başlanan cami, 1885 yılı Eylül ayı sonunda hizmete girer. Sultan II. Abdülhamid’in saltanatının sonuna kadar da çok gösterişli Cuma selamlıklarına sahne olur. Ermeni komitacıların 21 Temmuz 1905’de yapılan Cuma selamlığında Sultan II. Abdülhamid’e karşı düzenlediği bombalı suikast Yıldız Camii tarihinde ayrı bir öneme sahiptir. Patlamada tören alanında bulunan yirmi altı kişi hayatını kaybederken elli sekiz kişi de yaralanır. Cami çıkışında Şeyhülislam Cemalettin Efendi ile ayaküstü bir süre konuşması Sultan II. Abdülhamid’in saatli bombadan kurtulmasına sebep olur.

YILDIZ SARAYI SAAT KULESİ

Yıldız Camii avlusunun kuzeybatı köşesinde 1889- 1890 yılları arasında inşa edilen saat kulesi saray ile bir bütünlük içerisindedir. Yıldız Camii gibi oryantalist ve neogotik üslubun karması olan kule üç katlı olarak inşa edilmiştir. Köşeleri kırık kare bir plana sahip olan kulenin katları mukarnaslı kornişlerle birbirinden ayrılmıştır. Kule sivri dilimli bir kubbe ile örtülüdür. Kubbede dört yönde dilimli kemerli pencereler kullanılmıştır. Zemin katın her cephesinde üzerlerinde kitabe şeritlerinin yer aldığı sivri kemerli birer sağır pencere nişi kullanılmıştır.

İkinci katın cephelerinde yer alan üç dilimli kemerlere sahip pencerelerin altına daire şeklinde gül pencereler yerleştirilmiştir. Gül pencereler üçüncü katta kaş kemerli pencereler üzerine alınmış ve bunlardan saraya dönük olan kuzey cephedeki pencereye saat konmuştur. (http://www.istanbul.net.tr/istanbul-Rehberi/dini-mekanlar/yildiz-camii/38/5)

ÇIRAĞAN SARAYI

Beşiktaş’ta  Çırağan Caddesi üzerinde bulunan tarihi saray.

Çırağan'ın bugün Beşiktaş ve Ortaköy arasında bulunan yeri 17. yüzyılda "Kazancıoğlu Bahçeleri" diye bilinirdi. 18. yüzyılda Beşiktaş kıyılarını süsleyen denize nazır saraylar ve bahçeler Lale Devri diye bilinen dönemin en önemli simgelerinden sayılmıştır.

Bu dönem, bir eğlence olduğu kadar bir kültür parlaklığı devriydi. Dönemin hükümdarı olan III. Ahmet buradaki mülkünü gözde Vezir-i Azâm'ı İbrahim Paşa'ya hediye etmiş ve ilk yalı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından eşi Fatma Sultan (III. Ahmet'in kızı) için inşa ettirilmiştir. Kendisi burada Çırağan Şenlikleri denilen meş'ale şenliklerini düzenletmiştir. İşte bu olaylar dolayısıyla bu alan Farsça'da ışık anlamına gelen 'Çırağan' ismiyle anılmaya başlanmıştır.

Sultan II. Mahmut 1834'te bu alanı yeniden yapılandırma kararı alır. Önce mevcut olan yalıyı yıktırır. Yapının etrafında bulunan okul ve cami ortadan kaldırılır ve mevlevihane yakında bulunan bir yalıya nakledilir. Yeni saray için büyük ölçüde ahşap kullanılır gibi görünmesine rağmen esas bölümün temelinin yapımında tamamen taş kullanılmıştır. 40 adet sütun dikilerek klasik bir görünüm verilmiştir.

Sultan Abdülmecid Han, 1857'de Sultan II. Mahmut'un yaptırdığı ilk sarayı yıktırmış, batı mimarisi tarzında bir saray yaptırmayı planlamış ancak 1863'te vefat ettiğinden ve parasal sıkıntılar yüzünden sarayın yapımı yarım kalmıştır.

Abdülaziz, yeni sarayın inşaatını 1871'de tamamlatmış ancak stil olarak batı değil, doğu mimarisi seçilmiş ve Kuzey Afrika İslam Mimarisi uygulanmıştır. Sarayın müteahhitliğini  Sarkis Balyan ve ortağı Kirkor Narsisyan yapmıştır. Eski Çırağan Sarayı'nın tahta binası yıkılarak yerine yenisinin taştan temelleri konmuştur. Sarayın paha biçilmez işlemeli kapılarından bin altın değerinde olan biri Vortik Kemhacıyan'ın elinden çıkmış. Sultan II. Abdülhamid bu kapılardan bir tanesini, onları çok beğenen dostu Almanya İmparatoru Kayzer II. Wilhelm'e armağan etmiştir. Dünyanın her yanından nadide mermer, porfir, sedef gibi maddeler getirtilerek sarayın yapımı için kullanılmıştır. Yalnız sahil inşasında 400.000 Osmanlı lirası harcanmıştır. Yapımına 1863'te başlanan Çırağan Sarayı 1871'de bitirilirken 2,5 milyon altın harcanmıştır.

Son kez 1876 yılının Mart ayında buraya gelerek bir süre dinlenen Sultan Abdülaziz, halk arasında Beşiktaş Mevlevîhânesi'nin yıktırılarak saray arsasına katılmasının uğursuzluk getireceği gibi söylentiler çıkması üzerine Çırağan Sarayı'nı terk ederek Dolmabahçe Sarayı’nayerleşmiştir.crg.jpg

Sultan Abdülaziz'in yeğeni olan V. Murad 30 Mayıs 1876'da padişah olmuş, 31 Ağustos 1876'da tahttan akli dengesini yitirdiği için indirilmiş ve bugün Beşiktaş Anadolu Lisesi olarak kullanılan Harem binasına nakledilmiştir. 29 Ağustos 1904 tarihinde de bu ikametgahında vefat etmiştir.

14 Kasım 1909'da Çırağan Sarayı Meclis-i Mebusan Binası olarak kullanılmaya başlanmıştır. 20 Ocak 1910 yılında Meclis-i Mebusan Salonu'nun üst bölümünde ve çatı katındaki kalorifer bacasından çıkan bir yangınla saray 5 saat içerinde yanmıştır. Çok değerli antikalar, II. Abdülhamid'in özel koleksiyonu ve V. Murad'ın kütüphanesi de yanarak kül olmuştur.

I. Dünya Savaşı sonunda İstanbul'un işgal altında bulunduğu dönem içerisinde Çırağan Sarayı harabeleri 'Bizo Kışlası' ismiyle bir Fransız istihkam kıtası tarafından kullanılmıştır.

1930'da Saray'ın bahçesi, Beşiktaş Futbol Kulübü tarafından ulu ağaçlar kesilerek Şeref Stadyumu adıyla bir futbol sahası haline getirilmişti.

Daha sonradan da Prof. Bonatz ve ünlü Türk mimarı Prof. Sedat Hakkı Eldem tarafından, buraya turistik bir otel yapılmak üzere tetkiklerde bulunulmuştur. 1946 yılında Saray'ın bodrum katında bulunan Mevlevi dervişlerine ait mezarlar, bir istihkam yüzbaşısının altın aramak için yaptığı kazılarda tahrip edilmiş aynı yıl içerisinde Saray çıkarılan bir kanunla İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bırakılmıştır.

1987 yılında otel olarak kullanılmak amacıyla Japon Kumagai Gumi ve Türk Yüksek İnşaat tarafından restorasyonuna başlanmış 1990 yılında otel 1992 yılında ise Saray hizmete açılmıştır. Uzun süren tasarım ve inşaat çalışmaları sonrasında "Çırağan Sarayı Oteli" 1990 yılında açıldı. Tarihi Saray ise kapılarını 1992 yılında açtı.

Saray'da bundan sonra yapılan renovasyon (tarihi eser niteliği taşımayan yapıların tadilat, tamirat v.s işleri) ise 20 Nisan 2006'da bitirildi ve Saray süitleri tamamen yenilendi.

devam edecek...

ulvi_sevecen@hotmail.com

 

 

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5382 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri