Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ulvi SEVECEN

İRAN’ NIN BU TAVRI LEHİNE OLMAYACAKTIR

15 Eylül 2012 Cumartesi

Mayıs 2010, Türkiye ve İran ilişkilerinde yeni bir sayfanın açıldığı en yakın tarihtir. İran üzerinde nükleer programından dolayı baskının arttığı bir dönemde Ankara sürpriz bir çıkış yaparak arabulucu olabileceğini açıklamıştı. Benzer bir açıklama Brezilya'dan da gelmişti.

İran,16 Mayıs 2010'da iki ülkenin Dışişleri Bakanlarını Tahran'a davet etmiş ve yaklaşık 16 saat süren görüşme trafiğinin ardından üç ülke arasında Tahran Deklarasyonu imzalanmıştı. Anlaşma Batı tarafından önemsenmese de bu iki komşu ülke, anlaşmanın ardından ikili ilişkilerin sadece nükleer sorun çerçevesinde değil, ekonomik ve sosyal alanlarda da artırılacağı sözü vermişlerdi.

Aradan henüz iki yıl geçti. İkili ilişkilerde gelinen son nokta hiç de iç açıcı görünmüyor. Niçin işler bu noktaya geldi? İran’ın uluslararası veya bölgesel bir takım sorunlarda karşı karşıya kaldığı durumlarda her zaman arabulucuk sıfatıyla yanında olduğu Türkiye ile yaşanan sorunun ne olduğu noktasında  hem Türkiye kamuoyu hem de tüm İslam dünyası tatmin edici cevap arayışında.

İran, yetmişli yılların sonunda gerçekleştirdiği devrim sonrası  sürekli  İsrail ve A.B.D  destekli  batı ittifakı tarafından hedef haline gelen bir ülke olmuştur.  Bu eksen, uzun yıllar menfaatlerinin korunması noktasında  Ortadoğu’da  özellikle İsrail’in güvenliği için “Nuclear Free Zone” yani nükleerden arındırılmış güvenli bir bölge oluşturmak  çabasındalar. Bu güvenlik şeridinin son halkalarından biri de İran’dır.  Günümüze kadar ki süreçte Afganistan, Irak ve Libya’nın düşmesinin arkasından gözler hep bu ülkenin üzerinde oldu. İran ise haklı olarak kendisine uygulanan ve bölgede etkisinin azaltılması ve zayıf düşürülmesi politikalar karşısında bir müdafa ve  reaksiyonel  strateji  ve  politikalar izledi.

İran’ın bu ittifaka karşı kendini güçlendiren stratejileri ; bu eksenin hep karşısında yer alan Çin önderliğinde Rusya ile birlikte 2001 yılında kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü’nde gözlemci ülke olması, çok önemli caydırıcı neticeler veren yerli savunma programları ve bu programların en önemli kaynağı petrol - dünyanın 3. büyük rezervine sahip -  bulunduğu coğrafi yapının zorluğu, toplumsal yapı üzerinde görülmüştür. Bu özelliklere sahip konumu,  İsrail ve ABD’ nin İran’a karşı açık bir savaşa girişmelerine engel olmuştur.

Şanghay İşbirliği Örgütü, İran için bir güvenlik şemsiyesidir.

İran bir yandan böyle bir kıskacın içerisinde olmakla beraber diğer taraftan da bir yıl önce Suriye ile başlayan Ortadoğu’daki değişim rüzgarlarının da nabzını tutmak durumunda olmuştur. Arap uyanışının devamı olan bu süreç,  işlerini daha da güçleştirmiş, ayrıca bu yeni hava, İran’da “özgürlük pandemisi” * şeklinde etkisini gösterebileceği endişelerini de beraberinde getirmiştir.

Bütün bunlardan daha önemlisi İran, Suriye’nin de düşmesi durumunda bu günlerde konuşulan “Şii Hilali” kavramının tanımladığı Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden İsrail sınırına kadar uzanan Şii bağını ve İsrail’in sırtında bir korku kamburu olan Hizbullah gücünü de kaybedecektir. Hizbullah’ la bağlantısının kopması İran’ın İsrail’e karşı stratejik anlamda büyük bir kayba uğramasını anlamına gelmektedir.

İran’ı endişelendiren diğer bir nokta ise Türkiye olmuştur.

 Başta İsrail ve ABD olmak üzere Batı ya meydan okuyan bir ülke olması Şiilik dezavantajına rağmen Arap dünyasında sempati toplayan bir konumu vardı. Şimdi ise İsrail’e kafa tutan ve sınırları aşan ve diplomasi birikimiyle bir güç olarak kabul gören bir Türkiye var. Türkiye’nin bölgede nüfuzunun artmasıyla oluşmakta olan yeni Ortadoğu, Şii İran yerine Sünni Türkiye’ye daha yakınlık ve sempati duymaya başladı.

Değişen bu resim,  bölgede İran dış politikasının en önemli başlıklarından biri olan Şii yayılmacılığını zedeleyecek bir neticeye doğru gidişi gösterince İran, Türkiye’nin bölgesel etkinliğini azaltacak veya yavaşlatacak kartları ortaya çıkarmıştır. Bu kartlardan biri, İsrail’ in de destek verdiği, Türkiye’nin uzun süredir mücadele içinde olduğu terör örgütü PKK’ya her türlü desteği sağlamasıdır. Ayrıca uzun yıllar kendisi için en büyük düşman olarak tanımladığı bir ülkeyle terör örgütüne verdiği desteği bilmesine rağmen yan yana duran İran, Türkiye’den Çin’e, Körfezden Fas’a tüm İslam Dünyası’nda hayal kırıklığı yaratmıştır.

Son şekliyle devam eden dışa dönük politik kararlar ve bu kararların uygulanması İran’ın dış politikadaki yapılanmasının sırf kendi menfaatlerini öne çıkardığının bir göstergesi olmuştur. İran’ın ortaya koyduğu siyasi – politik davranışlarda “İslami perspektif “  söz konusu değildir. Geçmişte de hiç olmamıştır. Bunun en önemli şahitleri aslında bizleriz. Siyasi tarihimize baktığımızda bu ülke ile sürekli ciddi sorunların yaşandığını görebilmekteyiz.

Türk dış politikasının bir parçasını oluşturan İran dosyası, bundan sonraki süreçte daha çok önemsenen, üzerinde yoğun bir şekilde durulan bir dosya olacaktır, olması da gereklidir.

Netice itibariyle; Suriye’de hiç gözünü kırpmadan kendi insanını hunharca kanını döken zalim Esed rejimini desteklemesi, geçmişte yaşanan ciddi sorunlara rağmen, asırlarca kendi sınırları ötesinde en güvenilir bir komşu statüsünü korumuş ve bir çok ortak değerleri olan Türkiye’ye karşı sırf etkin olma hırsıyla hatalı politikalar izlemesi hiçbir zaman İran’ın lehine olmayacaktır.

Ayrıca İran’ı bekleyen bir diğer sorun ise, iç politik dengelerin ülkede zaman içinde çatışmaya dönüşme riskidir. Siyasetin ve toplumun yeniden yapılanmasının kaçınılmazlığı karşısında yöneticilerin en kısa zamanda Suriye ve Irak’ta yaşananları ders alarak bölgede sürekli genişleme imkanı bulan “Özgürlük Pandemisi” nin kendi ülkelerine de sirayet ettiğinin farkına varmaları gerekmektedir.

Açılım veya reform paketleri hazırlama ve halkının özgürlük taleplerini en üst seviyede karşılamak onlar için bir zorunluluk ...

* Bir şeyin - bu bir fikir veya yaşam tarzı da olabilir- dünya yüzeyi gibi geniş bir alanda yayılması ve etkisini göstermesi manasınadır.

ulvi_sevecen@hotmail.com

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3254 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri