Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ünal SADE

Kitap-Kültür Fuarından Japonya’da Türklerin ayak izlerine…

24 Eylül 2009 Perşembe

Kitap-Kültür Fuarından Japonya’da Türklerin ayak izlerine…

 Kitap-Kültür Fuarı izlenimleri

 Türkiye Diyanet Vakfı sessiz sedasız pek çok eğitim, kültür hizmeti gerçekleştiriyor.

İki adedi bu yazımıza konu olacak bu çalışmaları üç ana başlıkta sıralamak mümkün.

1-Yayın faaliyetleri: Vakıf bu güne kadar 419’u basılı, 37’si sesli ve 6’sı görüntülü olmak üzere toplam 462 adet kültürel yayın yapmıştır. Bu eserlerden 30 adedi Almanca, İngilizce, Fransızca, Flamence, Rusça ve/veya Arapça dillerinde de basılmıştır.

2-Kutlu Doğum Haftası: 1989 yılından bu yana Peygamberimizin doğum yıldönümleri  “Kutlu Doğum Haftası” adı altında hem Türkiye’de hem de yurt dışında binlerce etkinlikle kutlanmakta “Hz. Peygamberin getirdiği, insanların mutluluğu ve huzurunu hedefleyen evrensel mesajı” farklı yönleriyle anlatılmaktadır.

Üçüncü ve çok önemli gördüğüm bir diğeri ise 1983 yılından bu yana her yıl Ramazan ayında İstanbul’da Sultanahmet Camiinde ve Ankara’da Kocatepe Camiinde düzenlenen “Kitap ve Kültür Fuarı” dır. İlkinin açılışına 1983 yılında İstanbul’da katılma imkânı bulduğum bu fuarın 28.sine de Ankara’da katılmak kısmet oldu.

Çok iyi hatırlıyorum ilk fuarı Sultanahmet Camiinin avlusunda gezip; alış veriş ederken kalabalıktan stantlara yaklaşmakta güçlük çekiyorduk. Zamanla kitap ve kültüre ilginin azalmaya başlamasıyla farklı zamanlarda bulunma imkânı bulduğum bu ve benzeri fuarlara katılımın azalmaya başladığı üzüntüyle müşahede etmiştim. Bu yıl Ankara’da gözlemlediğim kadarıyla ilgisizlik zirve yapmış gibi gözüküyor.(İnşaallah İstanbul böyle değildir.) Kitaplar bol ve indirimli ama kitapseverler ortada yok.

Ramazan ayını “Direklerarası” mantığıyla kutlamaya başladığımızdan mıdır; yoksa oruçla birlikte “teravih” namazına da artık rağbet etmediğimizden midir koskoca Kocatepe Camiinde de kimsecikler yoktu. (Altınpark’da belediyenin düzenlediği falanca konserde ne kadar insan vardı bilmiyorum. Bu bağlamda Habername’den yazar arkadaşım Halit Taha Yaşa’nın Festival Ramazan! yazısını okumanızı tavsiye ederim.)

 

Japonya’da Türklerin ilk temasları

 

Fuarda Türkiye Diyanet Vakfı’nın standını gezerken küçük bir kitap dikkatimi çekti. İsmail Türkoğlu’nun “Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşit İbrahim” isimli kitabıydı… İki sebeple bu isme karşı ilgiliydim. Oğlum Mehmet Yusuf’un Japonya ve Japon diline ilgisi sebebiyle; Japonya’da İslam’ın yayılmasında öncü olan Abdürreşit İbrahim Efendi’den heyecanla bahsettiğini ve bu konuda yayın topladığını biliyordum ve eşimin ata yurdu olan “Kazan” la ilgisinden haberdardım.

Bu yazımın amacı aslında bu kitabı tanıtmak ya da Abdürreşit İbrahim’in bir makaleye sığmayacak hayat hikâyesini yazmak da değil. Sadece bir farkındalık ve merak uyandırmak. Gerisi siz okuyucularımıza kalsın.

Bugün sadece Ruslara esir bir coğrafya olan “Kazan” dan çıkıp önce Rus boyunduruğu altında bulunan tüm Türk halklarının bağımsızlığı için mücadele eden bu uğurda Afrika ve ABD hariç tüm dünyayı dolaşan Abdürreşit İbrahim’in Japonya’daki hizmetlerine kısaca değinmek istiyorum.

 

                   

 

Bu coğrafyalarda Japonya’nın nerede olduğu bile bilinmez iken 1902 yılında onu Japonya’da görüyoruz. O Japonya’yı Rus yayılmacılığı ve Batı’nın İslam diyarlarına zulmünü engelleyecek bir süpürgeç olarak görüyordu. Ayrıca “Ahlaken Müslüman” olan bu millette İslamiyet’in kısa zamanda parlayacağına da inanıyordu. Japonya’ya ilk seyahati 4 yıl sürmüştür. Bu seyahatinde Sultan Abdülhamit’e mektup yazarak Sultan’dan yardım istemiş ve Japonların İslamiyet’e yatkın olduklarını belirtmiştir. II.Abdülhamit bu mektuptan bahsederken şunları söylemektedir. …orada İslamiyeti yaymayı mukaddes vazife sayan Abdürreşit İbrahim isimli aslı Kazanlı olan bir Müslüman alimden mektup almış Japonya’daki İslami tamim hareketine yardımcı olmam istenmişti. İslam aleminin halifesi idim, bir tarafta daima iftihar ettiğim ve hizmetkarı olmaya çalıştığım bu âli vazife, diğer taraftan ruhumda bu mahiyette şerefli hizmete duyduğum hasretle, mümkün olan her şeyi yaptım. Fakat bu yardımım daha çok maddi sahada kaldı. Çünkü Abdürreşit İbrahim bizim din adamlarımızdan çok başka hüviyet içinde idi, Türkçe, Arapça, Farsça’dan başka Rusça ve Japonca biliyordu. Kırk yaşından sonra Fransızca ve Latinceyi öğrendiğini yazmıştı

 

Abdürreşit İbrahim farklı zamanlarda Japonya ziyaretlerine ve oradaki hizmetlerine devam etti. En önemli hizmetlerinden birisi de arsa temini çok güç olan Tokyo’da bir cami açılması konusunda gayretidir. Bu gayretler Japonya’ya son seyahati olan 1933’de hız kazanır ve 1937 de Tokyo Camii hizmete açılır. Kendisi bu camide imamlık yaparken (1938 den 1943’e kadar) İslamın Japonya’da yayılması için çalışır. Japonya’da Budizm, Şintoizm, Hristiyanlık ve Yahudilik resmen kabul edilirken İslamiyet kabul edilmiyordu. İbrahim Efendi’nin gayreti ile 1939 da Japonya’da İslam resmi din olarak tanındı ve teşkilat kurma hakkı kazandı.

Tokyo Camii 1985 yılında yıkılma tehlikesi ile kapatılmış Diyanet İşleri Başkanlığımızın gayretleri ile aşağıda resmini  gördüğünüz 1000 cemaat kapasiteli kubbeli ve minareli cami 30 Haziran 2000 tarihinde yeniden ibadete açılmıştır.

   

 

Abdürreşit İbrahim Efendi 17 Ağustos 1944 yılında Tokyo’da vefat etmiş olup, Tokyo’ya üç saatlik mesafede bulunan Müslüman mezarlığında (Tamareien) medfundur.

Abdürreşit İbrahim’i merak edenler olduysa amacım hasıl olmuştur. Ancak tam bu noktada Dışişleri Bakanlığımıza da bir sitemde bulunmak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Japonya’ya ancak 1925 yılında Büyükelçilik açarak diplomatik ilişkileri resmen başlatmıştır. T.C. Tokyo Büyükelçiliğinin resmi web sitesinde Türkiye-Japonya İlişkileri bölümünde diplomatik ilişkilerin kısa bir tarihçesi verilmiş ancak burada ne yazık ki Abdürreşit İbrahim’den hiç bahsedilmemiştir.

Gönüllü bir diplomat gibi ilk Büyükelçiliğin açılmasından çok önce oraya gitmiş hem Türkleri hem İslamı Japon haklı ile tanıştırmış bu önemli isme bu noktada bir vefasızlık yapılmış olduğunu düşünüyorum. Bu hatanın telefi edilmesini Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’ndan bekliyorum ve bunun sayın Bakana çok uygun düşeceğini de düşünüyorum.

Son sözüm de Diyanet Vakfı yetkililerine:

Önümüzdeki yıldan itibaren “Kitap ve Kültür Fuarı” nın tanıtımına lütfen daha fazla önem verelim. Fuar alanlarında önemli yazarların imza günlerini finanse etmek, tasavvuf musikisi konserleri düzenlemek, çocukları cezbedecek renkler katmak (Hacivat Karagöz v.s) , ücretsiz ikramlar yapmak ve hediyeler dağıtmak, tanıtımı gazete, tv ve radyo destekleriyle daha güçlü yapmak gibi her türlü imkânı kullanarak daha fazla ziyaretçi için ne gerekiyorsa yapalım.

unalsade@mynet.com

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 8500 defa okunmuştur
A.Münir İsker
Ünal SADE
Münir Bey'e katkısı için çok teşekkür ediyor ve parantez içerisinde yazdığı (nedenleri bizce bilinmektedir)ifadesini açmasını istirham ediyorum. Mahrem olarak görülen bir bilgi ise tarafımda kalmak üzere mail adresime de bilgiyi ulaştırabilir.Selam ve saygılarımla
28 Eylül 2009 Pazartesi 09:10
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Abdürreşit İbrahim'in Böğrüdelik ikameti
Abdürreşit Münir İsker
Abdürreşit İbrahim efendi, yani benim büyük dedem (büyük oğlu Ahmet Münir dedemdir) Böğrüdelik köyünde Atatürk'ün emriyle (nedenleri bizce bilinmektedir) zorunlu ikamete tabi tutulmuş olup, sonrasında Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışına çıkması şartıyla zorunlu ikameti sonlandırılmıştır.
28 Eylül 2009 Pazartesi 01:27
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Böğrüdelik
Ünal SADE
Ramazan bey'in sorusuna cevap: Abdürreşit İrahim efendi'nin 1925-1933 yılları arasında Konya'nın Cihanbeyli İlçesine bağlı Böğrüdelik köyüde yaşadığı doğrudur.(zaman zaman burada ikamet ederken mısır, hicaz ziyaretleri de var) Öncelikle bu köyün Kazan'dan gelen muhacirlerin Türkiye'de yerleştikleri bir kaç köyden biri olduğunu ifade edelim.Yani hazret hemşehrilerinin yanına adeta sığınmıştır. Esinlendiğimiz kitabın yazarı bunun sebebini Türk-Rus ilişkilerini bağlıyor.Yani Rusya türklerinin bağımsızlığı için çalışan birine artık sıcak bakılmamaktadır. Bu doğru bir tespit olabilir buna bir ilavede ben yapmak istiyorum. Hazret Mehmet Akif Ersoy'un yakın arkadaşıdır. Akif Mısır'a neden hicret etmişse ben ce İbrahim Efendi'de aynı sebeple Dünya'ya sığmaz iken gidip köyüne sığınmıştır. İlgi için teşekkür eder saygılarımı sunarım.
27 Eylül 2009 Pazar 11:13
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
KAYA
Erhan
Değerli Arkadaşım, Adriyatik'ten Çin seddine derdik, orayıda aşarak Japonya'ya kadar uzanmak ne güzel. Dünya'yı yaşamak ve farketmek bir mümin için önemli bir özellik olmalı. Emeklerine ve bilgilendirmelerine teşekkürler. Selamlarımla...
26 Eylül 2009 Cumartesi 13:45
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Konya
Ramazan
Bu zatın 30 lu yıllarda Konya da bir köyde 3-4 yıl yaşadığını duymuştum. Böyle aksiyoner bir adam neden bir köyde 3-4 yıl geçirdi çok merak ediyorum. Yazarımız biliyorsa ondan açıklama bekliyorum ya da bir bilgisi olan varsa paylaşırsa sevinirim.
25 Eylül 2009 Cuma 17:10
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri