Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ünal SADE

Van’dan Edirne’ye Kaçsak Depremden Kurtulabilir miyiz?

13 Kasım 2011 Pazar

Van’dan Edirne’ye Kaçsak Depremden Kurtulabilir miyiz?

 

Van depreminin ardından yine şeyleri konuşuyoruz. 

Bir taraftan depremden etkilenenler Van’dan kaçmaya çalışırken diğer taraftan deprem ihtimali yükselen yerlerden  bahsediyoruz. Nerelerden mi: İznik, Çankırı, Amasya, Çorum, Tokat, Erzincan, Adıyaman, Hatay, İzmir, Manisa...diye uzayıp gidiyor liste.

Tehlike listesi neredeyse tüm Türkiye’yi kapsıyor.

Van’dan kaçmaya çalışanlar arasına kamu görevlileri de girince Sayın Başbakan “Buralardaki Üniversite öğretim üyeleri, devlet dairelerindeki memurları, kimse bizden Van’ı terk etme gibi bir şey istemesin” sözleriyle Van’dan ayrılmak isteyenlere haklı bir rest çekiyor.

 

İstanbul’da depremden ölen 5000 insan...(Küçük Kıyamet)

 

Zihnim beni bu atmosferde 600 yıl öncesine götürdü:

915 Rebiulahırın 25 inci Salı günü gecesi (1409 Ağustos) Memalik-i Rum denilen Amasya, Tokad, Sivas, Çorum ve havalesinde başlayıp kırk beş gün şiddetle devam eden depremde halk iki ay çadır ve örtü altında kaldı.

Aynı şiddetle bu deprem İstanbul ve Edirne’de de oldu.

Küçük Kıyamet denilen İstanbul depreminde yüz dokuz mescid, bin yetmiş ev harap olduktan başka halktan beş bin kişi telef oldu. Eğrikapı’dan Yedikule’ye kadar olan üç kat İstanbul suru yıkıldığı gibi Yedikule’den de başlayıp deniz kenarında İshakpaşa semti kapısına kadar harap oldu. Bunlardan başka Fatih camiinin kubbesi ve direklerinin başları çatladığı gibi imaret, hastane ve sahn medreselerinden bazılarının ve diğer bazı medreselerin dekubbeleri yıkıldı. Fatih tarafından Karaman mahallesi baştan başa harap oldu. Sultan Bayezid camii’nin kubbesi dağıldı ve Hadım Ali Paşa camii’nin (Divanyolundaki Atik Ali Paşa camii) kubbes, düştüğü gibi Atmeydanı’ndaki sütunlardan altı tanesi devrildi. Yeni Sarayın (Topkapı) deniz tarafı yer yer harap oldu.

Bugün Van’da yaşayan depremzedelerin Van’dan ayrılma telaşı İstanbul’da oluşmuştu. Padişah Sultan Bayezid’de bunların arasındaydı. Gelin tekrar tarihe kulak verelim:

 

Padişah’ların kaçamadığı depremlerden kaçmaya çalışmak...

 

Sultan Bayezid bu zelzele münasebetiyle Edirne’ye gittiyse de aynı sene Recebin dokuzunda yani İstanbul zelzelesinden on beş gün sonra da İstanbul’dakinin aynı şiddetle orada da bir deprem oldu.

Mimar Hayrettin, on beş günde padişah için Edirne’de bir çatma ahşap ev yaptı ve Beyazid orada oturdu, aynı sene Şabanın üçünde Edirne’de yine aynı şiddetle deprem oldu ve Tunca taşarak üç gün geçit vermedi ve pek çok nüfus telef oldu.

Evet aradan geçen 600 yıla rağmen Anadolu coğrafyasında değişen bir şey yok. Her yer deprem riski altında. Değişen şeyler de maalesef iyi yönde değil. Onca teknik gelişmeye rağmen belgesiz/bilgisiz ve açgözlü müteahhitlerin yaptıkları yüksek katlı ama gecekondu mantığını aşamayan devasa binalar. Depremde hiç bir direnç göstermeden yığılıp kalan, içindeki her canlıya mezar olan ucubeler...

Sultan’ın İstanbul’dan Edirne’ye kaçarak kurtulamadığı deprem gerçeğinden biz de Van’dan kaçarak kurtulamayız. Deprem bölgelerinden kaçış sadece psikolojik bir tatmin sağlayacaktır. Oysa kaçılan her yer de deprem bölgesi ve depreme aday.

Çareye yoğunlaşmak için kaçacak yer de boşa geçirilecek zaman da yok. Hükümetin bu konuyu iyi algıladığına dair gördüğümüz  kararlılığın aynen devam etmesini ve deprem konusunda bir ulusal seferberlik ilan edilmesini bekliyoruz. Çürük binaların hemen yıkılması, güçlendirme çalışmalarına hız verilmesi ve yeni yapılacak binaların daha sağlam yapılması ve güçlü bir denetime tabi tutulmasından başka bir yolumuz yok. Yoksa her depremden sonra aynı acıları yaşamaya, çadır-konteynır kavgası izlemeye devam ederiz. Bu konularda da ne kadar organize olduğumuz konusu ayrı bir tartışma konusu...

 

Depremin İzlerini 65 günde silmek...

 

Yukarıda okuduğunuz tarihi metinler Ord.Prof. İ. Hakkı Uzunçarşılı’nın “Büyük Osmanlı Tarihi”nin 2. Cildinin 233. Sahifesinden aynen alınmıştır.

Yazının sonunu yine aynı eserden noktalamak ve Osmanlı’nın deprem sonrasında nasıl bir organizasyon yaptığını ve İstanbul’da depremin yıktıklarının 65 günde nasıl telafi edildiğini okuyalım.

“İstanbul’daki yıkılan yerleri yaptırmak için yirmi evden bir kişi ve ev başına yirmişer akçe takdiriyle cerahor, yani ücretli amele tedarik edildi; bu suretle Anadolu’dan otuz yedi bin ve Rumeli’den yirmi dokuz bin cerahor çıkarılıp üç bin kadar mimar ve dülger getirildi. Bunlardan başka yaya’lardan sekiz bin ve müsellem tayfasından üç bin kişiye de kireç yaktırıldı. Bu suretle devlete ait olan İstanbul ve Galata taraflarındaki yerler için 915 Zilhiccesinin on sekizinde başlayan inşaat altmış beş günde sona erdi.”

65 gün sonra ne sona erer ya da neyi konuşuyor oluruz dersiniz?

unalsade@mynet.com

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 16534 defa okunmuştur
suni depremler HAARP
Hasan Erden
www.gunisigigazetesi.net/y-4713-b-Apokalipsin-Atlilari-ve-Turkiyede-.html www.yenidenergenekon.com/217-kolelestirmenin-silahi-haarp-teknolojisi/ http://en.wikipedia.org/wiki/HAARP DVD; Tidal Wave: No Escape 1997 Corbin Bernsen
30 Aralık 2012 Pazar 04:05
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Teslimiyet
tuna
Mana aleminde; bu deprem penceresine bakmak ,elbette hayır ve şerrin ALLAH C.C. dan geldiğine inanmanın bir gereğidir.Gaflet penceresi ve madde alemi biz günümüz insanını maalesef endişe ve vesveseye sürüklüyor.Şu da denilebilir tabi Vanda siz olsaydınız nasıl düşünür nasıl bakardınız diye?Lakin her insanın başına gelebilecek musibet ve sıkıntılar Rabbimin nazarında yer ve mekan gözetilmeden gerçekleştiği için, açıkcası deprem veya bir afet bizi nerde bulursa bulsun imanın gereği olarak teslimiyeti dilde ikrar etmekten öte bunu kabullenerek o acıyı yaşatan Rahmana olan yakınlığımızı ortaya koymak için belkide bir fırsattır.Acı ve sıkıntı zordur, yaşamayan bilemez ama dünyada bulunma amacımızda sefahat değil kulluk etmektir..Bu vesile ile Rabbim tüm İslam aleminin dünya ve ahiret sıkıntısını gidersin İNŞAALLAH ,Ey Rabbim : Senden gelen Lütufta hoş - Kahırda .çünki; sen herşeyi bizlerden çok daha iyi bilirsin.Amin.
13 Kasım 2011 Pazar 20:56
Beğendim (3)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri