Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ufuk DEMİRAY

BEN ''BİZ'' DİYORUM !!!!

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Bugün unutulmuşluklar arasında en ağır harflerle adını yazdırmış olan ‘’ BİZ’’  kavramını yazmak istiyorum.

Mübarek ramazan ayının sonlarına yaklaşırken özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar olarak, şehirlerin üzerimize usul usul ve fark ettirmeden bir ceket gibi giydirip unutturduğu bu kavramı hatırlayıp bunun üzerine sizlerle bir şeyler paylaşayım diyorum.

En çokta bu aylarla paylaşmayı ve benlik duygularımızdan soyutlanıp daha çok alan elden öte veren el olmanın güzelliğini fark ediyoruz.

Hepimiz bir yarış atı edasında koşuyoruz hep bir yerlere yetişme telaşı hep bir şeylere sahip olma savaşı hep daha fazlası hep daha çoğu istiyoruz, bıkmıyoruz usanmıyoruz hep istiyoruz.

Daha çok alışveriş yapıp daha çok teknoloji ürünleri ile evlerimizi doldurup daha çok yalnızlaşıyoruz ve daha çok BİZLİKTEN kaçıp BEN olma yolunda ilerliyoruz.

Evlerimiz daha küçük artık, tıka basa doldurmaya doyamadığımız odalarımız dolup taşıyor, bir yarış ki sormayın gitsin. Daha iyi ev, daha iyi araba, daha lüks bir tatil, daha iyi hayat standardı ama daha yalnızlaşan bir kalabalık insan grubu olduk çıktık.

Her şeyimiz arttıkça biz daha mutsuzlaşmaya daha yalnızlaşmaya başlıyoruz, daha çok biz olmaktan uzaklaşıp daha çok benleşiyoruz.

Farkındamısınız !

Korkar olmuş insanlar, güvenebilirlik seviyelerimiz diplere inmiş vaziyette, insanlara çıkıp en güvendiğin seni hiç hayal kırıklığına uğratmayacak birkaç insan söyle dediğinizde insanlar karşınızda uzun süre sessiz kalıyorsa şaşırmamak gerek.

Birbirimize lafta güvenerek yaşıyoruz, güvenmeyi unutmuşuz güveniyor gibi yapıyoruz sadece değil mi ?

Ne kadar acı !!

Kendimize bile itiraf edemediğimiz tonlarca şey içimizde biriktiriyoruz! Kimin içini açsak tonlarca cildi toz tutmuş kitap misali hayatlar saklı.

Sadece yaşıyoruz ama duygudan hissiyattan uzağız, kalabalıklar içerisinde az mı yalnızlık çekiyoruz söylesenize?

Duygularımız mı alındı acaba? Yoksa hissiyatlarımız mı zayıfladı bilemiyorum, ancak büyük bir gerçek var ki içimizde bir BEN hastalığı oluşmuş, ve buda bizi mutsuz ediyor. Birbirimizle iç içe yaşarken birbirimizde o kadar uzağız ki bunu ancak yalnız kaldığımızda fark ediyoruz. Hepimiz yüreğinde kocaman yalnızlıklarla dolu , bedenlerimiz birbiriyle selamlaşırken ruhumuz hep arkada hep arka planda fark edilmeden tanınmadan kendi başına bir hayat sürüyor. Tamponlarımız pürüzsüz cilalı ancak içeride taşıdıklarımızı birbirimize göstermede ustaca bir gizlilik içerisindeyiz, kapalı kara kutulara dönüşmüşüz.

Peki paylaşmak !

Hangimiz söylesenize seve seve aldığımız bir şeyi en garibanla paylaşacak kadar yürekliyiz ki ?

Kendi nefsinin esiri olup ta rızkı ben veririm diyeni bildikçe sen ver sen verdikçe azalmayacak demesine rağmen biz verirken bile korkuyoruz.

Biz kendisine bir şeyi isterken karşısındakine de aynı aşkla aynı hevesle istemenin emredildiği bir dinin mensubuyuz. Bunları biliyoruz farkındayız ve ne yazık ki yeterince uygulamıyoruz, sadece kelimelerde takılı bırakıyoruz yaşamanın gerekliliklerini.

Oysa emreden de veririm diyende azalmayacak diyende O.

Çünkü aslında içimizdeki BEN ham kalmış bir BİZ olduğundan bu olgunluğa erişirken zorlanıyoruz.

Böldüğümüz bir parça ekmeğin ya da bir elma varsa hep büyüğünü karşındakine sunabilmek ve bunu sunarken mutlu olabilmenin erdemiyle tanışmakta hep zorlanıyoruz.

Düşünsenize bir insan azını seçerek nasıl mutlu olmayı başarabilir günümüzde?

Maddi değerler peşine koşarken asıl var olan değerlerimizden uzaklaşıp hep kendini düşünen kendi için yaşayan insan modelleri ile doluştuk, özellikle büyük şehirlerde bu daha yüksek seviyelere çıkmış bir halde.

Farklı yerlerde yaşamış birisi olarak bu ben diye yaşayan ve kendisinden başkasını düşünmeden hep kendisini düşünerek yaşayan ve bunu da gereklilik ve doğruluk olarak gören insanların düşüncelerinin değişmesi için bir şeyler yapmak gerektiğini düşünüyorum.

Ben arkadaşım diyebileceğim dostum diyebileceğim ve denklem kurmadan beraber yaşayabilecek insanlara hep ihtiyaç duyuyorum.

Diyorum ki; hep beraber el ele versek yıkılan duvarlarımızı beraber yapsak, birbirimize güvenmeyi, inanmayı ve adam gibi sevmeyi öğrensek, belki de birileri kalkıp bunları öğrenilecek şeyler mi diye bana kızabilir, inanın o kadar öğrenmeye muhtaç durumdayız ki şu an.

Hemde her şeyi !

Giydiğimiz elbisenin arkasından önüne çıksak diyorum sığınmasak elbiselere.Kendimizi tanımlarken kabuklarımızdan soyutlanarak insanlığımızla, parlayan gözlerimizle, bir elimizi uzatsak diyorum.

Sevsek diyorum çıkarsız birbirimizi! Ve hesap yapmayı unutsak.

Birileri sanıyor ki BEN  diyip kendini düşünerek yaşayan birilerinin kalbini kırıp birilerini kazıklayarak iyi olunuyor ve bir yerlere geliniyor!

Kimse unutmasın maç 90 dakika. Maçın 60.dakikalarında hile yaparak ya da farklı uyanıklıklarla maçı önde götüreni izleyip ‘’Hayat bu oldu’’ diyenler unutmasın ki maç 90 dakika.

Ömür bittiğinde asıl kazanan ve kaybeden ortaya çıkacak. Biz kaybeden tarafta olmayalım.

Birbirimizi yaratandan ötürü seven, bencilleşmeden BEN demeden paylaşarak, yenilsekte zaman zaman küllerimizden doğarak inanan bir insan topluluğu ile geleceği güven ve inanç dolu bir gelecek yapabiliriz.

Ne varsa yıkık dökük bir kalpte yokmu? Nerde bir hazine nerde bir gerçek bir sanatkar varsa emin olunki kalbinde büyük yıkıntılar vardır.

İnanıyorum hayat merdivenlerinde bizi değerli kılacak olan benlik zannından uzaklaşmak hiçlik duygusu ile dolmak olacaktır.

Sözlerime son verirken Hz.Mevlana’dan bıkmadan usanmadan okumaktan keyif aldığım bu güzel sözleri sizlerle paylaşmayı kendime bir borç biliyorum.

Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir... (Hz. Mevlana)

Hiçlik yolunda BİZ olarak örselensek te canımız acısa da doğrudan vazgeçmeyen bir gelecek yolunda sizlerle olmak dileğiyle…

UFUK DEMİRAY

24  Agustos 2011 Saat:19:27 / İstanbul

Sözlerim bitti…

Gayri sana geliyorum…

Bulut bulut sevda sağanağı halimle.

Gayri sana geliyorum..

Duasını unutmuş cocuğun ıslak dudağı mahcubiyetimle..

Sana geliyorum…

İster tek kurşunla vur sinemi…

İster tek bir kelimende sustur beni..

 

Cümlelerim bitti…..

Gayri susmak vakti devrik cümlelerde..

Söylenebilecek her şeyi söyledim

Artık tüm gurbet kuşları özgür…

Sana kavuşmuşken her gece beni " sende " öldür….

Ve gece sabaha kavuşmadan

Beni yeniden sana doğur…

…………..

Sana geliyorum..

Öznesi senin olduğu bu hayatı,

Devrik fiillerle kurduğum cümlelerimle

Yaşama geliyorum…

 

Bir,

İki…Üç..

Tıp…

Sustum…

En " vav " halimle " sana / sevdana " sustum…

 

Çünkü sen;

" Umut " oldun " vav " hali yalnızlığıma…

" Can " oldun " canı " sende saklı yarınlarıma…

" Gül " oldun dalında " Cennet " yazılı kavuşmalarıma..

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 8562 defa okunmuştur
doğru
Nokta
Maç 90 dakika... 90 dakika içerisinde yaptığın herşey kayıt altına alınıyor. kiramen katibin melekleri tutuyor kaydı. uzatmalar yok, penaltılar yok, ertelemek yok... ecel geldiğinde 91. dakikada hesap ve ceza gününü beklemek için mezar denilen bekleme salonuna alınacaksın ve vakit geldiğinde yaptıklarından ve yapmadıklarından hesaba çekileceksin.
25 Ağustos 2011 Perşembe 13:47
Beğendim (7)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri