Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ufuk DEMİRAY

KIRDIM KABUKLARIMI GELDİM SANA..

03 Ekim 2011 Pazartesi

Dedim ki bugün kendime;

 

Olmayan eksik olan bir şeyler var hayatımızda!

 

Rengini, kokusunu bilmediğimiz bir şeyler!  Bedenimizin nefesimiz kadar arzu ettiği bir şeyler var eksik olan!

 

Kiminle konuşsam kiminle sohbet etsem herkes hayata dair büyük beklentiler içerisinde. Ancak beklentiler üzerine kurulan hayatta  (bugün, şu yaşanılan şu an) bu beklentiler arasında çok uzak yerde görünüyor. Hep vadeleşmiş hayallerle dolu kalpler.

 

Büyük şehirlerin insana vermiş olduğu bir yarış var ki sormayın gitsin. Bir dalgınlık bir ruhsuzluk hali, yarı uykudaymışız gibi ama uykusuz.

 

Ben mi çok değişik bakıyorum bilmiyorum. Ancak bildiğim bir şey var ki fark etmeden yabancılaşıyoruz. En yakınımızda olanlar bile gün geçtikçe en uzağımızda olmaya başlıyorlar. Sadece üzerimizde değişen elbiselerimizin farkındayız. Kimse karşısındakinin iç dünyası ile ruhu ve ruhunda yaşattığı kocaman dünya ile ilgilenmiyor. Materyalist enstrümanlar manevi değerleri sollamak üzere sinyalini yakmış ilerliyor.

 

Genci, yaşlısı her kesim de, bir alma hevesi başladı sormayın gitsin. Alayım daha çok alayım daha çok benim olsun daha iyisi benim olsun hevesi içimize doldukça ruhumuzun asıl isteklerinin önüne nefsimizin istekleri girmeye başladı.

 

Nefisle yüreklerimiz arasında kıyasıya bir savaş hali başladı! Aldıkça alıyoruz ancak yine bir şeyler eksik hayatımızda.

 

Çayımıza attığımız şeker renkli kutulara girince bizde dayanamadık bari şekerler güzel kutulara girdi, bari bizde şekil şemail değiştirip bir şeyler olalım dedik.

 

Olduk!

 

Şeker pancarı olmadan renkli kutulara girme heveslisi olan bizler doğamızdan biraz fazla uzaklaşıyoruz farkında olmadan.

 

İnsan kendisine uzak yaşar mı, yaşamaya başladık. Ne araştırıyoruz ne soruşturuyoruz ne adam akıllı okuyoruz, ama alim de biz kamilde biz arifte biz. Üç tane İngilizce terim öğrenen iki kursa giden bir üniversite bitiren bizler kibirden taviz vermiyoruz.

 

Ezan okunuyor o mübarek ses o mübarek ritim. Çoğumuz farkında değiliz okunan ezanın, kulağımızın dibinde birbirimize bağırarak yaşıyoruz ama birbirimizi duymuyoruz. Gördüğümüz sadece üzerimize giydiğimiz elbiseler, altımızdaki arabalar ve etiketlerimiz. Oysa en yakınımızdaki insanlara bile bağırıyoruz beni duy diye, beni anla, beni farket diye.

 

Kim farkında ?

 

Hayatın gerçeğimi bu oldu yoksa gerçek hayattan mı biz uzaklaştık bir sorgulamak lazım!

 

Eksik olan şey kabuklarımızdan çok, yaşarken hissettiğimiz duygularımızın karşımızdaki insanlar tarafından anlaşılması.Ne kadar kabuğumuzun duruşu ve şekli ile ilgilensek te aslında bizi mutlu eden değerlerimiz çok farklı.

 

Birbirimizin gözlerindeki derinliği ruhundaki inceliği ve taşıdığımız anlamları keşfederek birbirimize dönmüş iki ayna misali yaşayarak ancak mutlu olabiliriz.

 

Derdimize, sevincimize gerçekten ortak olan insanlarla yaşayıp, öylesine merhabalar öylesine nasılsınlar dışında kalpten, az ama öz yaşayarak ancak eksik olan duygularımızı tamamlayabiliriz.

 

Herkes anlayabildiği kadar yaşar, ve anlayamadığı şeyleri umursamadan anlamadan ölüp gider...

Önceliklerimizi sıraya koyarken sırayı tekrar gözden geçirmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

 

Yaşarken cevizi kabuktan ibaret sanıp yaşayanlardan olmamayı temenni ediyorum, birbirimizin kabuklarını geçip özüne inerek, özünde sakladığı asıl cevheri tanıma yolunda anlama yolunda daha hassas ruhlar barındırmak gerektiğini düşünüyorum. Bununda ancak farkederek anlayarak ve kendini bu yolda bilinçli bir yolcu olarak tanımlayarak mümkün.

 

Hepimiz önemliyiz! Çünkü yaratılmışız.

 

Yaratılanı anlamak nasıl kalp işi ise nasıl ki bu yolda insanın klavuzu kalbi olmalı ise, hayatı yaşarken de kendimize sunarken ve yaşarken de önceliğimiz özünde bir şeyleri ruhen aramakla mümkün olacaktır.

 

İnsan şu gerçeği öğrenmeli ki; Şu koca dünya tamamen bizimde olsa bu nefis yine fazlası peşinde koşacaktır. O zaman doymayacak bir canavarın hevesleri peşinde koşup hayatı da bu yolda şekillendirmenin hiçbir anlamı olmayacaktır.

 

 

Mevlana ne güzel diyor: Neyi arıyorsan Sen o'sun. Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık...

 

Aradıklarımız değişirse bulduklarımızda değişecektir.

 

U.Şafak Demir 03 Ekim 2011 / Pazartesi – İSTANBUL

 

 

Bu ülkeye çok büyük hizmetler etmiş , yazdığı kitaplar ve bitmek bilmeyen heyecanı ve bedeninden önce giden kocaman yüreği ile bizlere hep bir şeyler katan Sayın, Emine Şenlikoğlu’na verdiği destek için sonsuz teşekkür ediyorum. Kendisine geçmiş olsun dileklerimi canı gönülden diliyorum. İnşallah çok yakın sürede yine aramızda olacak kendisi. Belçika’ya sonsuz sevgilerimle.

 

 

Şemsi Tebrizi’den ; Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur!

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5720 defa okunmuştur
başlık
Halenur
Yazının sadece başlığını bir an düşündüm. Ne güzel bir başlık sayın yazar.kabuklarımızı keşke kırsak bizde
07 Ekim 2011 Cuma 17:09
Beğendim (8)Beğenmedim (2)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri