Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yusuf KAPLAN

Avrupa'nın çöküşü... Türkiye'nin yükselişi...

07 Mayıs 2010 Cuma

Yunanistan çöküyor... Sırada diğerleri var...

Modern Batı uygarlığının anavatanı Avrupa'nın beşiği Yunanistan, Avrupa Birliği (AB) içindeki güç ve çıkar çatışmalarının kurbanı olmak üzere...

Yunanistan'ın çöküşün eşiğine gelmesini nasıl okumak gerekiyor? Sadece Yunanistan'ın kendi iç politikalarındaki yanlışlıklarla açıklayabilir miyiz, Yunanistan'ın karşı karşıya kaldığı felâketi?

Elbette ki, hayır.

Yunanistan'ın çöküşü, aynı zamanda, Avrupa'nın çöküşünün habercisidir. AB projesinin daha başlamadan bitişinin göstergesi...

Her şeyden önce şunu bilmek gerekiyor: Avrupa, tarihi boyunca kendi içinde bile kalıcı, barışa dayalı bir birlik gerçekleştirebilmiş değildi... Farklı kültürleri, dinleri, medeniyetleri bir arada yaşatabildiği bir tecrübesi olmadı Avrupa'nın hiçbir zaman...

Endülüs tecrübesi hariç tabiî... Endülüs medeniyeti tecrübesinin coğrafî olarak bir Avrupa tecrübesi olması dışında, Avrupa fikriyle, uygarlığıyla ilgisi yoktu elbette...

Dahası, Avrupa'nın farklı dinlere, kültürlere hayat hakkı tanımadığının, tanıyabilecek bir tarihî tecrübeye, özgüvene sahip olmadığının, olamayacağının en ürpertici örneği, modern Avrupa uygarlığının kurulmasında birinci derecede rol oynayan Endülüs İslâm medeniyetinin kökünü kazıması, tarihten silmesi yeteri kadar gösteriyor olsa gerek...

Artık şu yakıcı gerçek bütün çıplaklığıyla gün ışığına çıkmış olmalı: Avrupa, dünyanın küreselleştiği, coğrafyanın ortadan kalktığı, devletlerin ulusal sınırlarının, kültürel sınırlarının, ekonomik sınırlarının aşındığı, hatta anlamsızlaştığı, her şeyin ve herkesin karşılıklı bağımlı hâle geldiği, iç içe geçtiği bir kültürel ve entelektüel ortamda, farklı kültürlere, dinlere, medeniyetlere mensup toplumları, toplulukları, insanları barış içinde, adalet ve hakkaniyet sistemi içinde nasıl birlikte, bir arada yaşatabileceğine dair esaslı bir tarihî tecrübeye sahip değil.

Aksine, Avrupa'nın geleceğinin şekillenmesinde belirleyici roller oynayabilecek konuma gelen güçlerin, aktörlerin, kültürlerin nasıl kökünün kazınabileceği konusunda ise yeteri kadar ürpertici bir tecrübeye sahip...

Avrupa'da demokrasinin, insan haklarının, hukukun egemen olduğunu biliyoruz. Ama bu faktörlerin, farklı olan, farklı dinlere, kültürlere mensup olan insanlar, topluluklar hatta toplumlar sözkonusu olduğu zaman, bu tür farklı toplumlar Avrupa'nın geleceğinde bir şekilde söz sahibi olmaya başladıkları zaman, hiçbir işe yaramayacağını, hemen rafa kaldırılacağını bütün bir Avrupa tarihi yeteri kadar ispat ediyor: Engizisyonlardan büyük dünya savaşlarına kadar yaşanan felâketlerin hepsi de Avrupa içinde yaşanan ve dünyada benzerleri yaşanmayan rezaletler ve vahşiliklerdir...

Avrupa'da tarih boyunca aynı dine, aynı kültüre, uygarlığa mensup insanlar, topluluklar yüzyıllarca birbirleriyle kıran kırana boğuşurken; Osmanlı medeniyetinde, farklı dinlerin, kültürlerin insanları, toplulukları kendi inançlarını, hayatlarını, felsefelerini, hukuklarını, ahlak sistemlerini huzur ve barış ortamı içinde rahatlıkla yaşabiliyorlar, hayata geçirebiliyorlar ve Osmanlı medeniyetine kendi çaplarında her tür katkıyı vermekten büyük zevk ve keyif alıyorlardı...

Zannedildiği gibi medeniyetin beşiği Avrupa değildi/r... İnsanlığa yutturulan en büyük yalanlardan biri budur...

Avrupa'nın en büyük düşünürlerinden Edgar Morin, Avrupa'yı "sürekli çatışmalar coğrafyası" olarak tarif eder...

Biraz önce yaptığım karşılaştırmadan da çok net bir şekilde görülebileceği gibi, medeniyetin kaynağı biziz, bizdik; yarın da bu ruhu, dinamikleri harekete ve hayata geçirmesini bilebilirsek yine biz olabiliriz.

Son üç dört yıldır hükümetin Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'da izlediği çığır açıcı politikalar, bölge ülkeleri arasında takdirle karşılanıyor, göz dolduruyor ve Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak önünü tahmin ettiğimizden daha fazla açıyor...

Yunanistan'ın çöküşü, AB projesinin çöküşünün ayak sesleridir... ABD, tek süper güç olma özelliğini çoktan yitirdi... Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya ve Türkiye, dünyanın önümüzdeki çeyrek asırda alacağı şeklin belirleyici aktörleri, starları olma yolunda emin adımlarla ve hızla -zaman zaman ortaklaşa- yol alıyorlar...

Bu yazı toplam 2240 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri