Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yusuf KAPLAN

Bir duyarlığı yeşertmek mi istiyor/sun/uz? “Dünyabizim”; öyleyse…

02 Kasım 2009 Pazartesi
Teknolojinin hayatımızı çepeçevre kuşattığı ve çoraklaştırdığı bir tekno-paganizm çağında yaşıyoruz. "Teknoloji tanrısı" hükmediyor hayatımıza… Cep telefonlarından, i-pod'lara, i-phone'lara, facebook'lardan twitter'lara teknoloji, hayatımızı çalıyor ve teslim alıyor bizi ve her şeyimizi.

"Teknoloji tanrısı"nı nasıl dize getirebiliriz? Elbette ki, yine teknoloji vasıtasıyla… Teknolojiye teslim olmak yerine, teknolojiyi teslim alarak…

İyi de, nasıl? Teknolojiye esaslı bir ruh üfleyerek meselâ… Kendi gökkubbemizi, kendi tekevvün mekânlarımızı ve imkânlarımızı inşa etme çabasına soyunarak teknolojiyi dönüştürerek… Kendi normlarımız, aslî dinamiklerimiz doğrultusunda teknolojinin türlü formlarını yeniden-formatlayarak… Ama önce mevcut kodları kırmak ya da dönüştürmek şartıyla… Sonra da kendi normlarımız doğrultusunda teknolojinin türlü formlarına hayatımızda ancak hak ettiği yeri vererek ve ihtiyaç duyduğu ruhu üfleyerek…

Bunun örnekleri var mı peki? Az da olsa var… Yaklaşık 7-8 aydır yayın yapan http://www.dünyabizim.com sitesi, bu az ama öz güzel örneklerden biri. Dünyabizim sitesi, bir duyarlığın canlı tutulmasına, hatta bir adım daha ötesine giderek yeşertilmesine kapı aralıyor.

Burada "canlı tutma" ve "yeşertme" fiillerini edilgen kullandığıma özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Bir duyarlığı canlı tutuyor, yeşertiyor demedim; bir duyarlığın canlı tutulmasına, yeşertilmesine kapı aralıyor, dedim.

"Ne var bunda?" demeyin. Bütün hikâye burada gizli çünkü…

Şöyle ki…

Tekno-paganizm, münhasıran, "araçsal aklı"n hükümferma olduğu bir aralık. Araçların, dolayısıyla niceliğin amaç / nitelik katına yükseltildiği, süblime edildiği, hayatımızın bu teknolojik araçlar etrafında ve çerçevesinde döndüğü, döndürüldüğü bir aralık tekno-paganizm çağı.

Aralık diyorum; çünkü insan yok artık; cyborg dediğimiz yarı-makine, yarı-insan türü bir varlık, teknoloji tanrısının ayartılarıyla, estetize edilmiş ışıltılarıyla, göz kamaştırıcı türlü tuhaf gösterileriyle varlığını sürdürebiliyor yalnızca. Teknoloji, hayatımızın her alanını işgal etmiş durumda; iç dünyamıza bile çeki düzen verecek kadar nüfûz etmiş ve bizi teslim almış durumda.

İşte burada sinemanın, televizyonların bizimle kurduğu ilişki, bizi nesneleştiren bir ilişki. Aynı şey internet ortamı için de geçerli; ama kısmen. İnternet ortamına biz, dolaylı özne olarak da olsa müdahale edebiliyoruz; ama bu kez, internetin sanal âleminde kaybolma, orada içeriden teslim alınma tehlikesi beliriveriyor…

Dünyabizim sitesi, insanı devre dışı bırakan sanal âlemde teknolojinin ayartıcı dünyasının içinde teslim alan ontolojik saldırısına önce epistemolojik, sonra da ontolojik bir ruh üfleyerek varlığın ve hakîkatin eşyayı teslim almasına karşı nasıl direnç ve varoluş biçimleri geliştirebileceğimizi gösteriyor bize: Elbette ki, teknolojiye değil, hakîkate teslim olarak. Hakîkate teslim olduğunuz ölçüde teknolojiyi teslim alabilmeniz, hakîkatin hayata ve her şeye ruh üfleyen gökkubbesinin yapıtaşlarını tıpkı bir ipek böceğinin kozasını örüşü gibi, sabırla, adım adım her dâim enginlere dalarak, enginlerden zengin ve taptaze ruh devşirerek örebilmeniz imkân dâhiline girebiliyor…

Asım Gültekin'in samîmî ve sabırlı gayretleriyle örülmesine tavassut ettiği bu "hakîkat sarayının bahçesi"ne siz de doğrudan girerek bir gül dikebiliyorsunuz çünkü. Doğrudan iştirak ediyorsunuz hakîkat bahçesindeki "büyük sohbet"e… Sohbet samimileştikçe, derinleştikçe, sohbetle ve sohbeti yeşerten herkesle ashab / dost oluyor, bütün içtenliğinizle musahabe'yi / konuşma'yı ve muhasebe'yi / halleşme'yi büyütüyorsunuz sürgit …

Asım Gültekin, kanımca yaptığı ve yapacağı en iyi işi yapıyor… Dünyabizim'e mâlî destek veren Erhan Erken de yine öyle… İkisini de yürekten kutluyorum…

Birkaç önerim var ikisine de: Teknolojinin insanı ve hakîkati teslim almasına yol açacak bütün yolları tıkamaya devam etmeleri… Ve siteye gereksiz yere yığınla metni yığmaya kalkışmamaları…

İkincisi, dünyaya daha fazla açılabilmeleri… Burada üflenen ruhun, geliştirilen sohbetin halkasını genişletmeleri, dünyanın dört bir tarafından bize sürgit taze ve güzel haberler iletmeleri; dünyanın diğer köşelerindeki sohbetlere de iştirak edebilmemize imkân tanıyabilmeleri…

Üçüncüsü, bazı meselelerin üzerine dalga oluşturacak yoğunlukta gidebilmeleri…

Dördüncüsü, buradaki sohbete iştirak eden herkesin şahsiyetini ve asaletini "gösterebilmeleri"ne daha fazla imkân verebilmeleri…
Bu yazı toplam 3386 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri