Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yusuf KAPLAN

Çete tasfiye edilemezse Türkiye tasfiye edilecek

04 Temmuz 2008 Cuma

Türkiye'de sistem çökmüştür: Türkiye'deki sistem güdümlü, ithal bir sistemdi. Türk toplumunu zamanla bütünüyle tarihten uzaklaştıracak bir sistemdi.

Türkiye'yi modernleştirmek, sekülerleştirmek, çağdaşlaştırmak gibi sloganlarla uygulanan sistem, Türkiye'yi tarihten uzaklaştırmakla sonuçlanmıştır.

Bugün geldiğimiz noktada, bütün iddialarını yitirmiş, büyük dünya devletlerinin bizi görünce yüzümüze, arkamızı dönünce hâlimize güldüklerini, kahkahalar, şampanyalar patlattıklarını artık daha iyi görmeye başladık.

AB projesi, Türkiye'yi demokratikleştirme projesiydi: Nitekim AB üyeliğine giden sürece girdiğimizden bu yana bu konuda şu ya da bu şekilde de olsa bir mesafe kat edildiğini söyleyebiliriz.

Durum ne olursa olsun, şunu göremiyoruz bile: AB, Türkiye'nin tam olarak demokratikleşmesini istemez. Çünkü Türkiye'nin tam demokratikleşmesi demek, orta ve uzun vadede Türkiye'de halkın kendi iradesinin siyasete, kültüre, düşünceye, sanata ve sosyal hayata yansıtması demek. Türkiye'nin geleceğini halkın belirlemesi demek.

Ancak Batılıların (hem AB ülkelerinin, hem de ABD ülkelerinin) Türkiye'ye biçtikleri demokrasi anlayışı bu değil. Onlar, demokrasiyi, tıpkı laiklik gibi yeni-sömürgeciliğin keşif kolu olarak algılıyor ve uyguluyorlar bütün dünyada.

Şunu demek istiyorum: Batı'da demokrasi, halkın iradesinin her alana yansıması anlamına geliyor. Ama Batılıların Batı dışına ihraç ettikleri demokrasi, aynı anlama gelmiyor ve aynı işlevi görmüyor: Tam aksine, halkın iradesinin bitirilmesi anlamına geliyor. Bu birkaç düzlemde işliyor:

Birincisi, demokrasi ihraç edilecek toplumların, varoluş iradeleri yok ediliyor önce. Ülkeler, karıştırılıyor. Renkli devrimler kışkırtılıyor. Burada demokrasi sadece yeni oyunun adı. Ortada görünüşte demokrasi var; ama gerçekte, ülkeler parçalanıyor. Makro düzlemde bir ülke teslim alınmış oluyor.

İkincisi, demokrasi ihraç edilen toplumların siyasî-coğrafî yapıları, yeniden şekillendiriliyor. Bu kez mikro düzlemde bir toplumun varoluş iradesi yok edilmeye çalışılıyor: Ülke içindeki etnik kimlikler kışkırtılıyor.

Üçüncü yöntem, hem birincisine, hem de duruma göre ikincisine zemin hazırlayan bir yöntem: Bu -kez demokrasi ihraç edilen toplumların kültürel, zihnî ve gündelik hayat tarzları, yani varlık nedeni topyekûn yasal düzenlemelerle Avrupa'ya sözümona uyumlu hâle getiriliyor. Toplum tepeden tırnağa sekülerleştiriliyor: Tüketim toplumu hâline getiriliyor: Popüler kültürün en pespaye ürünleri kitleleri hayattan kaçırıyor; siyasî-ekonomik olarak sıkıntı yaşayan toplumların beline asıl vurucu darbe bundan sonra vurulabiliyor.

AB dönem başkanlığının Fransa'ya geçmesinden sonra Kouschner tarafından yapılan açıklama, şimdiye kadar bize ezberletilen bütün AB ilkelerinin, normlarının, değerlerinin mesele AB dışı ülkelere gelince bütünüyle masal olduğunu kanıtlayacak kadar ürpertici ama zihin açıcı: Söylenen şey aynen şöyle: “Türkiye'de demokrasinin gelişmesinde ordu belirleyici rol oynamıştır.”

İnanılır gibi değil. Neymiş: Türkiye'de ordu, demokrasinin gelişmesinde belirleyici ve önemli roller oynamış. Bunları niçin söylüyor Frenk cambazı? Elbette ki, AKP'nin kapatılmasının demokrasiye aykırı olamayacağını ifade etmek için ve bunun için de açık açık “bunun Türkiye'nin bir iç meselesi olduğunu” telaffuz edebiliyor!

Bütün bunlar, bizi kaçınılmaz olarak şu noktaya getirmeli: Türkiye'de nasyonal sosyalist, şirret, ilkel, vicdansız, inanılmayacak kadar küçük bir azınlık Türkiye'nin kaderine şimdiye kadar hükmetti. Tam da Batılıların yapmak isteyip de kendilerinin yapamayacakları cinayetleri işledi: İslâm şeytanlaştırıldı; Siyasî, kültürel, entelektüel ve sosyal hayattan uzaklaştırıldı; bireysel alana hapsedildi.

Artı, bunun kaçınılmaz sonucu olarak, medeniyet iddialarını yitirmiş, azınlık otokraksisi, Türkiye'nin burnundan getirmeye başladı: Omurgasını çökertti. Ekonomiyi, medyayı, siyaseti, bürokrasiyi, bütün bunların en tepe noktasını gayr-ı Türk ve gayr-müslimlerin eline teslim etti.

Bu azınlık, Türkiye'ye kan kusturdu. Türkiye'nin önünü tıkadı. Seçimle işbaşına gelen iktidarları alaşağı etti veya ettirdi. Türkiye'nin dünyaya Batılıların kapıkulu olmaktan başka bir şey söylemeyeceğini söyledi. Laikçilik diye bir şey icat etti ve bunun dünyanın en büyük siyaset, toplum, sanat, düşünce ve hayat felsefesi olduğunu zannetti. Ve bu saçma sapan şeye “aydınlanma devrimi” diye inandı üstelik de.

İnanılır gibi değil. Türkiye, eğer Türkiye'nin omurgasını çökerten, elini kolunu bağlayan, tarihî yürüyüşünü sona erdiren ve sadece laik küresel sistemin çıkarlarını korumaktan başka hiçbir iş yapmayan bu hastalıklı, marazî, şirret, ilkel çetelenme yapılanmasını çökertemezse, tasfiye edemezse, Türkiye tasfiye edilmiş olacak. Leş kargaları kapıda bekliyor bunun için

Bu yazı toplam 2796 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri