Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yusuf KAPLAN

Eşcinsellik: İnsan türüne ve fıtratına saldırı

02 Nisan 2010 Cuma

Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Kavaf'ın, sorumsuz ve duyarsız medya organları aracılığıyla (tastamam sahipsizleştirilen, her türlü yıkıcı saldırıya açık hâle gelen) topluma hızla sirayet ettiği gözlenen "eşcinsellik tehlikesi" konusunda yaptığı son derece ölçülü, masumane ama hayatî açıklaması ve uyarısı üzerine medyadaki eşcinsel magandalar tarafından tam bir linç girişimine tabi tutuluşunu ürpererek izledim.

Benim açımdan daha da ürpertici olan ise Sayın Kavaf'a sahip çıkması gereken medya kurumlarının, köşe yazarlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve kanaat önderlerinin inanılmaz sessizliği oldu.

Eşcinsellik sorunu, geçiştirilecek sıradan, vaka-i âdiyeden bir sorun değil. İnsan türünün geleceğini, varlığını, idamesini tehdit eden bir sorundur.

O yüzden insan türünün, bütün varlıkların ve kâinâtın korunması konusunda bütün diğer inanış biçimlerinden, felsefelerden ve dinlerden daha hassas olan İslâm'ın müntesiplerinin kahir ekseriyetini oluşturduğu bir toplumda, müslüman bir toplumun bütün değerler sistemini alt üst etme, hayat ve hayatiyet damarlarını kurutma, varoluş nedenini ve felsefesini yerle bir etme tehlikesi barındıran eşcinsellik gibi bir sapkınlık biçimi konusunda, Müslüman bir toplumun ve önderlerinin çok daha duyarlı, çok daha bilinçli hareket etmeleri beklenir/di.

Bütün bu söylediklerimden başka inançlara, inançsızlık biçimlerine ve felsefelerine karşı tahammülsüz olduğum sonucu çıkarmaya kalkışanlar olabilir. Ama bu söylediklerimden böyle bir sonuç çıkarılamaz. Çünkü ben bir Müslüman olarak herkesin inandığı, düşündüğü, hissettiği, hayal ettiği şekilde yaşamasının aslâ engellenemeyeceğini, inancından ya da inançsızlığından ötürü kesinlikle kınanamayacağını, hiçbir şekilde kovuşturulamayacağını, herhangi bir şiddete maruz kalmasına göz yumulamayacağını düşünüyorum.

Bu söylediklerim eşcinseller için de, ateistler için de, bana son derece ilkel, saçma, anlamsız gelse de, bu tür saçma şeylere, nesnelere inanan, tapan insanlar için de aynen geçerlidir.

Benim burada eşcinseller faslında dikkat çekmek istediğim nokta, insan türünün varlığını, idamesini ve geleceğini tehdit eden eşcinsellik gibi bir sapkınlık biçimi konusunda bir Bakan'ın yaptığı açıklamadan ötürü tam anlamıyla linç girişimine tâbî tutulması ve bütün bu olup bitenlerin sanki son derece normal, tabiî bir şeymiş gibi sadece seyrediliyor olmasıdır.

Eşcinsellik, tabiî bir hâl değildir. Eşcinsellik, insanın tabiatına bir saldırıdır. İnsan türünü yok edecek bir sapma hâlidir. Kişinin sadece kendi süflî, sapkın hazlarının peşinde koşturmasından, insanı insanaltı bir yaratığa dönüştürmekten, kişinin, insanın, insanlığın, varlıkların ve kâinâtın temel varoluş sorunlarını hiçe sayarak sadece kendi azgın ve sapkın dürtülerini tatmin etmekten başka bir kaygısının olmadığı bir yokoluş çukuruna yuvarlanmasıdır.

Bütün bu söylediklerime rağmen, bir insanın, tekil olarak istediği her şey olmakta ve her şeyi yapmakta sonuna kadar özgür olduğuna kesinkes inandığımı özellikle hatırlatmak isterim. Ama bu özgürlük, başka insanların ve hele de insan türünün geleceğini ilgilendirecek kadar tehlikeli boyutlar kazanmışsa, işte o zaman, özgürlük olma özelliğini yitirir, yalnızca sapkın hazlarını tatmin etmekten başka bir şey düşünmeyen bir gözü dönmüşlük, bir yozlaşma, bir çürüme, insanın ve dolayısıyla varlığın hayatını ateşe veren, geri dönüşü olmayan bir barbarlaşma sürecine dönüşür.

Grek uygarlığı gibi insanlık tarihinin en parlak uygarlık tecrübelerinden birinin en zirve noktasındayken birdenbire paldır küldür tarihten silinişinin nedenlerinin başında, çocuklarla eşcinsel ilişkiye girecek kadar sapkınlığın zirvesine ulaştığı gözlenen eşcinsellik sorunu olduğunu bütün medeniyet tarihçileri yazarlar.

Tekrar etmekte yarar var: Tekil kaldığı, kişinin kendi özel hayatı olarak kabul edildiği sürece, ne kadar sapkınca bir hâl olarak değerlendirilirse değerlendirilsin, herkes istediği şekilde yaşamakta, düşünmekte, hareket etmekte hürdür. Ama bu durum, hele de insan soyunun geleceğini tehdit eden ve Yaratıcı'nın yarattığı, kişinin, yaratılmasında kendisinin hiçbir dahli, rolü olmayan insan bedenine ve fıtratına (adeta Yaratıcı'ya kafa tutarcasına) müdahale edilmesi, bu sapkınca girişimin yaygınlaştırılması, cazip hâle getirilmesi, bu konuda medyada özendirici yayınların gırla gitmesi gibi toplumun geleceğini tehdit edecek boyutlar kazanmışsa, aslâ olumlu karşılanamaz.

Bu yazı toplam 1626 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri