Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yusuf KAPLAN

Hedef, ABD değil, polis, dolayısıyla Türkiye'dir

11 Temmuz 2008 Cuma

Her şeyden önce, ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu'na yapılan menfur saldırıyı şiddetle kınamak gerekiyor. Bu saldırı neden yapıldı, neden şimdi yapıldı ve saldırının arkasında kimler var? Bu sorulara verilen cevaplar, ne yazık ki, her zaman olduğu gibi açıkça hedef saptıran cevaplar.

Bu saldırının zamanlaması, planlaması ve hedefi, oldukça ilginç.

Ergenekon soruşturmasının sonuçlanmak üzere olduğu bir sırada bu saldırının yapılması, özellikle önem arzediyor. Saldırının gerçekleştiriliş biçimi de oldukça düşündürücü ve sinsice. Saldırının hedefiyle ilgili yapılan açıklamalar da tam anlamıyla hedef saptırıcı.

Saldırıyla ilgili yapılan ilk açıklamalardan biri, ABD Büyükelçisi Ross Wilson'ın açıklamasıydı. Büyükelçi, saldırının "ABD'yi hedef aldığını" ve "El-Kaide tarafından gerçekleştirildiğini" hemencecik ilan ediverdi. Bütün dünya medyası, bu açıklamayı eksene alarak duyurdu İstanbul'daki saldırıyı izleyicilerine / okuyucularına.

Laikçi Türk medyası da hedefin Amerika olduğunu ve saldırının El-Kaide veya başka bir İslâmcı örgüt tarafından gerçekleştirildiğini, sorgusuz sualsiz aktarmakta bir sakınca bile görmedi.

Saldırının ABD Konsolosluğu'nun önünde yapılmış, olması, saldırının hedefinin ABD olduğu izlenimini verdirtiyor. Ama saldırının asıl hedefi, ABD değildi bana göre. Saldırının asıl hedefi, Türk polisi, yani Türk emniyeti, dolayısıyla AKP'nin yönettiği Türkiye'ydi. ABD konsolosluğunun seçilmesi, hedef saptırmaya dönük/tü.

Türkiye'yi yaklaşık yarım asırdır ABD'ye NATO üzerinden göbekten bağımlı hale getiren laikçi çete veya derin devlet yapılanmasının uzantılarından biri, belki de omurgası olan Ergenekon operasyonunun ciddi boyutlar kazandığı, neredeyse sonuçlanmak üzere olduğu bir sırada bu saldırının gerçekleştirilmiş olması kesinlikle tesadüfi değil. Saldırıyla, spesifik olarak, Ergenekon soruşturmasını başarıyla gerçekleştiren, çete örgütlenmesini çökertmeye ramak kalan Türk polisi, Türk emniyeti vurulmak istenmiştir. Ama bu saldırıyla, genel olarak, Türkiye'nin belini büken, yüzlerce, hatta binlerce faili meçhul cinayeti gerçekleştiren derin çete yapılanmasının Türkiye'yi tam bir kaos ve istikrarsızlık ortamına sürüklemesi arzu edilmiştir.

Gerek ABD'lilerin, gerekse laikçi, derin devletçi, çeteci, baroncu, biraderci sözümona Türk medyasının saldırının ABD'yi hedef aldığı ve El-Kaide veya başka bir İslâmcı örgüt tarafından gerçekleştirildiği haberleri, sadece hedef saptırmaya dönük haberlerdir.

Türkiye'de ülkenin belini büken, Türkiye'yi tam bir sosyolojik ve ideolojik bölünmenin eşiğine getiren laikçi, nasyonal sosyalist (yani faşist) şebeke çökertilmeye çalışılırken böyle bir saldırının olması oldukça düşündürücüdür. Ayrıca bu saldırı, öyle anlaşılıyor ki, son saldırı da olmayacaktır. Türkiye, ne kadar nasyonal sosyalist, ulusalcı, dolayısıyla faşist ve Amerika'nın çıkarlarına hizmet eden şirret şebekeden yakasını kurtarmaya çalışırsa, bu tür saldırılar ve karışıklıklar olacaktır.

Türkiye'deki nasyonal sosyalist, laikçi ulusalcı-faşistler, bu laikçi ve İslâm düşmanı ideolojileriyle, sadece Amerika'nın çıkarlarına hizmet ediyorlar. Türkiye'deki laikçi şebeke, nasyonal sol / sosyalist çete, ne kadar güçlenirse, Türkiye o kadar zayıflar, İslâmî iddialarını o kadar yitirir ve ABD'nin güdümüne de o kadar fazla girer.

Bu tür saldırılar, Türkiye'de laikçi şebekeyi güçlendirmeyi ve Türkiye'yi kaosun ve İslâm düşmanlığının eşiğine ve İslâm düşmanlarının ellerine teslim etmeyi; dolayısıyla Türkiye'nin İslâmî iddialara sahip, yeniden tarih yapacak tarihî yürüyüşlere soyunmasını önlemeyi hedefliyor. Amerika'nın hedef gösterildiği iddiası, sadece hedef saptırmaya dönük tam bir psikolojik ve medyatik savaştan ibarettir.

Bu yazı toplam 3204 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri