Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yusuf KAPLAN

İngiliz ethos'u ile Yahudi pathos'u çarpışıyor

12 Ocak 2009 Pazartesi

İsrail'in Filistin'de gerçekleştirdiği katliamla, Türkiye'deki Ergenekon operasyonu arasında bir ilişki var mı acaba?

Bu soru, ilk bakışta çok saçma bir soru gibi geliyor. Ama alakasız gibi görünen bu iki fenomen arasında “derin” ve yakıcı bir ilişki var. Nasıl mı? O hâlde buyurun yazıya…

* * *

Schumpeter, Marx ve Adorno'nun modernliğe ilişkin yaptıkları, “yaratıcı tahripkârlık” (creative destruction) tanımı, çağımıza rengini ve şeklini veren hâlet-i rûhiyeyi, bunun dayandığı ethos'u (=”dayanak / kalkış noktası”nı) ve bu ethos'un doğurduğu pathos'u (=trajediyi, acıyı, ıstırabı) çok iyi resmediyor.

Etik, estetik ve adalet duygusundan yoksun bir ethos ve pathos hâlinin hükümfermâ olduğu bir dünyada, darwinci orman kanunlarının hâkim olması kaçınılmazlaşır.

İşte orada görünenlerle gerçekler birbirine karışır: Bu ethos, güç devşirme, gücünü gösterme ve tahkim etme vahşîliği ile harekete geçilmesini icbar ettiği için, ortaya pathos hâlleri çıkar. Çıkar, güç ve çatışma ethos'unun oluşturduğu pathos hâlinin hükümfermâ olduğu durumlar, kriz durumlarına gebedir ve kriz durumları üreterek varlığını ve hâkimiyetini sürdürebilir ancak.

Görünüşe bakılırsa, Filistin'de İsrail ile Hamas çarpışıyor. Acaba gerçekte olan bu mu? Yine görünüşe bakılırsa, Türkiye'de Ergenekon operasyonu, Türkiye'de demokrasi yanlısı güçlerle demokrasiyi çökertmeye çalışan güçler arasında yaşanan bir hesaplaşmanın ürünüdür. Acaba olup bitenler gerçekte bundan mı ibarettir?

Bu soruların cevabını verebilmemiz için çağdaş dünyayı kuran ruhu ve hâkimiyet savaşı veren aktörleri çok iyi görebilmemiz gerekiyor.

Çağdaş dünyayı kuran ethos, pagan Roma'dan tevarüs edilen ve Braudel'in “askerî zorbalık düzeni” diye tarif ettiği ve İngilizlerin ürettiği güç, çıkar ve çatışma ethos'u ile, bu ethos'u daima bir karakter ve mizaç dekadansına dönüştüren Yahudi ruhu veya pathos'udur.

Bugün biz, dünya sisteminin aktörünün ABD olduğunu zannediyoruz. Görünüşe bakılırsa öyle. Ama gerçekte, ABD diye yaratıcı ruhu ve kurucu iradesi olan hakîkî bir aktör yoktur. ABD, icat edilmiş bir aktördür; sanaldır ve sahtedir. ABD, diye hakîkî bir aktörün varolabilmesi mümkün değildir; çünkü böyle bir şeyi mümkün kılabilecek bir kolektif şuura, şuuraltına, hafızaya ve tarihî derinliğe sahip değildir ABD.

Yani? Yanisi şu: ABD, İngilizlerin eseridir: Çıkar, güç ve çatışma'ya dayanan İngiliz ethos'unun üründür. Dünya sisteminin merkezinde, geride, en derindeki güçlerden biri İngilizler, diğeri ise Yahudilerdir.

ABD'yi kuranlar İngilizlerle Yahudilerdir. ABD diye bir millet yoktur. Kültürü, dili, dini, felsefesi, tarihi, hafızası olmayan bir millet, millet olabilir mi?

ABD'yi ABD yapanlar ve kendileriyle aynı ruha sahip olan Yahudilerin önünü açanlar İngilizlerdir. Ama bu, İngilizlerle Yahudilerin birbirlerini çok sevdikleri anlamına gelmiyor. Tam tersine, İngilizlerle Yahudilerin, birbirlerinin karakterlerini, mizaçlarını, ruhlarını çok iyi tanıdıkları ve dünya üzerinde ancak güç ve iş birliği yaptıkları takdirde dünya sistemine çeki düzen verebileceklerini çok iyi anladıkları anlamına geliyor.

Yahudi şebekeleri kışkırtarak, kullanarak Osmanlı'yı çökertenler, Yahudi soykırımının şartlarını oluşturanlar ve Filistin'de İsrail devletini kurduranlar kimlerdi? Elbette ki, İngilizlerdi. Ayrıca ABD'yi Avrupa'ya yerleştirenler, Irak, Afganistan işgaline kışkırtanlar kimlerdi? Yine İngilizlerdi/r.

Şu ân dünya sistemi bir kriz yaşıyor ve bu krizin aşılmasında İngiliz ethos'u ile Yahudi pathos'u birbirleriyle savaşıyor: Aynı çıkar, güç ve çatışma ethos'una dayanan Yahudi ruhu, benmerkezi, kendine tapan bir ruh olduğu için özellikle ABD üzerinden devşirdiği küresel güçle, tam bir güç sarhoşu olmuş durumda.

İşte İngilizler, bunun ne denli büyük bir zaaf ve imkân olduğunu çok iyi biliyorlar o ürpertici serinkanlılıklarıyla ve Yahudileri, inanılmaz bir şekilde kışkırtıyorlar: Yahudilerin buna tav olmamaları, kendilerini inkâr etmeleri anlamına gelir elbette ki. Ama bu, Yahudilerin intiharıyla, yani Yahudilerin ABD üzerinde temerküz ettikleri siyasî, ekonomik, kültürel sermayenin ( “gücün”) bitirilmesiyle sonuçlanacak bir şeydir.

Peki, Ergenekon'da görünmeyen resim ne? Şu: Şimdiye kadar görünüşte Amerikalıların güdümünde olan Yahudiler, Türkiye'deki laikçi şebekeyi kontrol ediyordu. Şimdi laikçi şebeke, Fehmi Koru'nun çok iyi gördüğü gibi, Başbakan Erdoğan'a rağmen tasfiye ediliyor. Kimler tarafından? İngilizler tarafından. Kraliçe, âhir ömründe boşuna gelmedi Türkiye'ye. Peki, neden tasfiye ediliyor laikçi şebeke? Başlarına belâ almak istemedikleri için.

Nasıl yani? Artık yerim kalmadı. Bu sorunun cevabını Gerçek Hayat dergisinin bu hafta yayınlanacak sayısındaki yazımdan okuyabilirsiniz.

Bu yazı toplam 4088 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri