Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yusuf KAPLAN

Kara sayfa beyaz sayfa

12 Temmuz 2010 Pazartesi

TRT'nin, bir ara NTV'nin ve TVNet'in naklen yayınladığı Srebrenitsa soykırımı'nın 15. yıldönümü dolayısıyla düzenlenen "tören"lerde Başbakan Erdoğan'ın yaptığı konuşma, harikulâdeydi gerçekten: Hem ruh vardı, hem de ufuk Başbakan'ın konuşmasında.

"İstanbul'un Saraybosna'nın kardeşi, Ankara'nın Belgrad'ın dostu ve İzmir'in Zagreb'in akrabası" olduğunu söyledi ve Kızılırmak'tan Tuna'ya, Sakarya'dan Drina'ya bir medeniyet ufku, ruhu ve dinamizmi köprüsü döşedi Başbakan. Öte yandan, Srebrenitsa soykırımı'nın "Balkan tarihi için, Avrupa tarihi için kara bir leke" olduğunu, altını çize çize vurguladı Erdoğan.

Bu tür önemli olaylar sırasında gerçekten gözdolduran yayınlar yapan, gözüğümüz, kulağımız ve yüreğimiz olduğunu ispatlayan TVNet, tıpkı Gazze'nin bombalanması sırasında olduğu gibi, tıpkı Mavi Marmara hâdisesinde olduğu gibi bu kez de Srebrenitsa soykırımı'yla ilgili törenleri canlı yayınlamakla kalmadı; Srebrenitsa soykırımı'nın ne anlam ifade ettiğini, nasıl gerçekleştiğini, Avrupalıların bu katliamı neden ve nasıl seyrettiklerini, hatta teşvik ettiklerini yetkin uzmanlarla çarpıcı bir şekilde yorumladı.

Mehmet Koçak, Srebrenitsa soykırımı'na giden süreci, Bosna'daki vahşetin yaşanmasında kilit rol oynayan Avrupalı, Bosnalı, Amerikalı yetkililerle bizzat yaptığı görüşmelerle kayda geçirdiği henüz yayımlanan kitabına da göndermelerde bulunarak Avrupa'nın ortasında Avrupalıların bütün dünyanın gözü önünde böylesine barbarca bir katliama nasıl ve hangi sâiklerle göz yumduklarını enfes bir şekilde anlattı TVNet izleyicilerine.

Srebrenitsa soykırımı sırasında BM'ye bağlı Hollandalı barış gücü askerlerinin katliamın gerçekleştirilmesine müsait zemini nasıl hazırladıklarını; İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın göbeğinde yaşanan bu soykırımı AB'nin hâlâ soykırım olarak tanımadığını hatırlatarak Bosna'nın durumunun hiç de iyi olmadığına dikkat çekti.

Aslında sadece bir ateşkes anlaşması olan Dayton Anlaşması'ndan sonra "durdurulan" Bosna sorunu, geçtiğimiz aylarda bizzat Türkiye'nin araya girmesiyle yeniden hortlatılmaktan kurtarıldı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun, bizzat öğrencisi olan Sırbistan devlet başkanı ve diğer ülkelerin devlet başkanlarıyla gerçekleştirdiği enfes mekik diplomasisiyle Bosna, yeni bir kaosun eşiğine sürüklenmekten -şimdilik- kurtulmuş oldu.

Hem sözkonusu kaosun Türkiye'nin girişimleriyle önlenmesi, hem de ilk defa başbakanlık düzeyinde katıldığımız -nihayet yani!- törenlerde Başbakan Erdoğan'ın yaptığı ve bütün bölge ülkelerinin yöneticilerinin dikkatle dinledikleri ufuk açıcı konuşması, özelde Bosna'daki, genelde ise Balkanlardaki barış ve güvenlik ortamının yegâne garantörünün Türkiye olduğunu gerek Balkan ülkelerine, gerekse AB ülkelerine gösteren önemli gelişmeler.

Ama Avrupa'nın bizim Ortadoğu'da, Kafkaslarda ve Balkanlarda düzen ve oyun-kurucu bir aktör olarak rol almamızdan fena hâlde rahatsız olduğunu söylemek bile gerekmiyor.

Avrupa, bizim bu Osmanlı coğrafyasında ve hinterlandında yeniden söz sahibi olmamızı istemiyor. Barışın, istikrarın, güvenin, dayanışmanın ve huzur ikliminin inşa edilmesinin tek yolunun bu olduğu bütün taraflarca bilinmesine rağmen.

Ve aslına bakılırsa salt bu nedenden ötürü, Avrupa da, ABD'de de bizim Osmanlı coğrafyasında yeniden barışı, adaleti, huzuru, kardeşliği, hakkaniyeti ve bölgesel düzeni sağlayabilecek tek aktör olmamız nedeniyle Türkiye'den fena hâlde ürküyor.

Çünkü Batılıların yazdıkları tarih sadece kan, işgal, soykırımdan ibaret. Kara bir leke'den. Bizim yazdığımız tarih ise adalet, sulh, sükûn ve huzur tohumları eken sayha sayha köksalan beyaz bir tarih. Ve bu tohumların meyveye durmaktan başka kaderi olamayacağını Batılılar bizden de iyi biliyorlar.

Eğer Türkiye, içerdeki vesayet ve zorbalık düzenini tarihe gömmeyi başarırsa, yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda uzun vadede küresel barışın, adaletin, sulhün ve güvenin de adresi olacak yeniden

Bu yazı toplam 2052 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri