Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yusuf KAPLAN

Medeniyetler ve ne, nasıl, ve niçin soruları

12 Eylül 2008 Cuma

İnsanın varlığını anlamlı kılabileceği, varlığına anlam katabileceği üç temel soru vardır: Ne, nasıl ve niçin soruları.

Ne sorusu vücuda, mevcuda ve mevcûdiyete, yani varlığa, varlığın kaynağı olan hakîkate, hakîkatin kaynağı olan “asıl”a, aslî dinamiklere, Frenkçesiyle norm'a ilişkin bir sorudur. Ne sorusu, varlığın ve hakîkatin mâhiyetiyle, hayatıyla, hayat bulmasıyla irtibatlıdır.

Nasıl sorusu, varlığın / vücûdun varoluşuyla, varlığa gelişiyle, mevcut oluşuyla, mevcûdiyet kazanışıyla ve mevcûdiyetini sürdürüşüyle, irtibatlı bir sorudur. Nasıl sorusu, usûl'le, form'la ilgilidir, varlığın ve hakîkatin hayatiyet kazanmasının, hayat olmasının yollarını gösterir bize.

Ne sorusu, nitelikle; nasıl sorusu nicelikle ilgilidir: Ne sorusu, dil'le, etika'yla ilgilenir; nasıl sorusu ise, üst-dille, estetikayla.

Ne sorusu bize vasatı resmetmekte; nasıl sorusu ise vasıtayı keşfetmekte kılavuzluk eder. Aslolan mâhiyet'tir; ama mâhiyetin ne olduğunun, nasıl oluştuğunun, dolayısıyla hangi şartlar altında varolabildiğinin ya da yok olduğunun anlaşılabilmesi sürecinde, bir usûl sorusu olduğu için, nasıl sorusu ve usûl meselesi, asıl'ın asliyetinin ve husûsiyetlerinin vuzûha kavuşturulabilmesi çabasında asıl'ın kendisinden daha önemlidir.

Bu iki soru kipinin varlıklarını anlamlı kılan üçüncü aslî bir soru kipi daha var: Niçin sorusu. Niçin sorusu olmadan ve sorulmadan, ne ve nasıl soruları bir anlam ifade etmez ve işlevsizleşir. Ne sorusunun dil'le, nasıl sorusunun üstdil'le ilgili olduğunu söylemiştik. Niçin sorusu ise, hâl'le ilgilidir. Ne sorusu, vücûdu mevcût kılar; nasıl sorusu vicdanı tesis eder; niçin sorusu ise, vecd hâlini inşa eder. Ne sorusu, hiyerarşik açından en temel ve en esaslı sorudur.

Nasıl sorusu, temel'in temellerinin gün ışığına çıkarılması açısından ne sorusundan daha önemlidir. Nasıl sorusu olmadan ve sorulmadan, ne sorusuyla üretilen cevapların bir anlam ifade edebilmesi ve hayatiyet kazanabilmesi imkânsızdır. Niçin sorusu, ne ve nasıl sorularını aynı anda ihata ve ilzam eder. Ne sorusu, esas itibariyle bütün'le; nasıl sorusu sadece parça'yla; niçin sorusu ise hem bütün'le, hem de parça'yla ilgilidir.

Ne sorusu ontolojik olan'a ve alan'a, nasıl sorusu epistemolojik olan'a ve alan'a, niçin sorusu da fenomenolojik olan'a ve alan'a ilişkin sorulardır ve bu alanlara dâir sorular sorarlar. Özetle, ne sorusu “din”le; nasıl sorusu “medine”yle; niçin sorusu da “medeniyet”le ilgili eksen sorulardır.

Ne sorusu, kadîm medeniyet geleneklerinin (günümüzde olan Konfüçyan, Hindu, Tao, Şinto, Budist hikmet biçimlerinin) sordukları sorudur. Nasıl sorusu, pagan uygarlıkların (günümüzde neo-paganizm biçimleri kazanan seküler Batı uygarlığının) sorduğu tek esaslı sorudur. Niçin sorusu ise, vahiy medeniyetlerinin (günümüzde İslâm'ın) temel sorusudur.

Niçin ve nasıl sorularını sormayan, sadece ne sorusunu eksene alan bir medeniyet tecrübesi, statikleşmekten ve opaque'leşmekten, taşralı olmaya ve içine kapanarak yok olmaya mahkûm, sınırlı” bir “medeniyet” tecrübesi olmaktan kurtulamaz. Örneğin, kadîm medeniyet geleneklerinin, antropolojik kültürlere dönüşmesinin nedenleri burada gizlidir.

Sadece nasıl sorusuyla yetinmeye çalışan tecrübeler ise azmanlaşmaktan ve saldırganlaşmaktan başka bir şey üretemezler. Pagan uygarlık tecrübelerinin, sadece gücü, güç üreten araçları fetişleştirerek “araçsal akıl”a dayalı, azmanlaşmış bir insan tipi ve kaotik bir dünya resmi sunmasının nedenleri burada gizlidir.

Niçin sorusunu eksene alan medeniyetler ise, ne sorusunu dinamize ederler, salt nicelik sorusu olan nasıl sorusuna nitelik kazandırarak ne ve nasıl sorusunun insan, kâinât ve Tanrı açısından taşıdığı anlamları ifşa etme imkânları sunarlar. Gerçek anlamda bütün varlığı, hakîkati, Tanrı'yı, Kâinât'ı ihata edebilecek evrensel, dinamik ve hem içe, hem dışa dönük hakîkî ve tahkîkî medeniyet tecrübesini, niçin sorusunu eksene alan -vahye dayalı bir- medeniyet fikri ve tecrübesi üretebilir ancak.

Not: Bu yazı, bu ayki Kuşluk Vakti dergisinde yayımlanan “Medeniyet, Şiir ve Modern 'Türk' Şiiri” başlıklı yazımın giriş bölümüdür.

Bu yazı toplam 4150 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri