Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yusuf KAPLAN

“Tekerlekli sandalye” metaforu olarak Türkiye

30 Mayıs 2008 Cuma

Kültürel ve sosyal göstergebilim / semiyoloji, aslında, hangi olaya veya olguya, hangi duruma veya “resm”e bakarsak bakalım, yaşadıklarımızın ne anlam ifade ettiğini çok iyi ifşa eder bize. Sözgelişi, Erbakan'ın tekerlekli sandalye'de ev hapsine kapatılması, 21. yüzyılın başındaki seküler Türkiye'nin ürpertici bir metaforudur.

Göstergebilim, temelde gösteren ve gösterilen'den oluşan iki kavram düzleminde işler. Gösteren, bir olaya ve olguya, bir duruma ve resme işaret eder. Gösterilen ise, olayın ve olgunun, durumun ve resmin anlamına, ne anlam ifade ettiğine.

Göstergebilim, yeterince karmaşık bir bilim dalıdır; ama Türkiye'de karşılığı olup olmadığına, işleyip işlemediğine bakılmaksızın en fazla sözcük uydurulan ve o yüzden de hiç anlaşılamayan, iyice karmaşıklaştırılan bir bilim dalına dönüştürülmüş ve bu nedenle de, göstergebilim üzerinden Türkiye'de neredeyse hemen hemen işe yarar hiçbir bir çalışma yapılamamıştır maalesef…

Göstergebilim, olayları ve olguları, durumları ve resimleri anlamlandırma veya okuma bilimidir. Göstergebilimde anlam, iki düzlemde ortaya çıkar. Birinci düzlem, düz anlam düzeyidir; ikinci düzlem ise “yan anlam” düzeyidir. Düz anlam düzeyi, sadece görünen anlamdır. Türkçeye son derece yanlış bir şekilde “yan anlam düzeyi” diye çevrilen ikinci anlam düzeyi ise, bir olgunun ve olayın, bir durumun veya resmin ilk bakışta görünmeyen ama gerçek anlam düzeyini oluşturur. Özetle, birinci anlam düzeyinde sadece düz ve görünen anlama ulaşırız. Ama gerçek anlama ise, görünmeyen ve temel / asıl anlam düzeyi diyebileceğimiz ikinci düzlemde ulaşırız.

Örneğimizde, düz anlam düzeyinde, üretilen anlam, “tekerlekli sandalyede ev hapsine kapatılan yaşlı bir kişi”dir. Düz anlam düzeyi, bize “yaşlı, üstelik de başbakanlık yapmış bir lidere bu yapılmaz” dedirtir sadece.

Ama görünmeyen / gerçek / asıl anlam düzeyinde karşımıza çıkan anlamlar gerçekten ürperticidir. Özelde, “tekerlekli sandalyede ev hapsine kapatılmak” metaforu, İslâmcı bir partinin liderinin, şu ya da bu gerekçelerle mahkûm edildiğini ifade eder. Genelde ise, , birinci olarak, İslâm'ın bu ülkede mahkûm edildiği, kovuşturulduğu, itilip kakıldığı, kötürümleştirildiği, şeytanlaştırıldığı anlamına gelir. İkinci olarak ise, bu metafor, Türkiye ile dünya, Türkiye ile Batı dünyası arasındaki ilişkiler bağlamında okunduğunda, artık Türkiye'nin bir resmi olur. “Tekerlekli sandalyede ev hapsine mahkûm edilen” şey, içinde yaşadığımız dünyada, Türkiye'nin iddialarını yitirdiğini, kendi iddialarını adeta tekerlekli sandalyeye yerleştirerek mahkûm ettiğini gösterir.

Peki, Türkiye'yi, tekerlekli sandalyede ev hapsine mahkûm eden şey nedir? Burada özne, seküler Türkiye'dir: Laik ikonoloji, laik ikonografi veya laik / Kemalist ideolojidir. Yani “tekerlekli sandalye” ve “ev hapsine kapatılmak” metaforları, bu bağlamda, adam gibi yürüyen, yani tarih yapan, dünyaya esaslı şeyler söyleyen, kendine özgü iddiaları olan bir Türkiye'nin olmadığının bir göstergesidir.

İşte tam bu noktada, Şerif Mardin'in “Kemalizm'in iyi, güzel ve doğru fikrinin olmadığı, olsa bile sığ olduğu” tespitine geliyoruz. Birincisi, Şerif Mardin, bu tespitini yeni yapmıyor; ikincisi de, Şerif Mardin'den önce, bu tespit zaten yapılmıştı. O yüzden, insanın “günaydın” diyesi geliyor.

Ama Türkiye'deki bazı seküler çevreler, “Kemalizm'in iyi, doğru, güzel fikrinin olmadığı” gözlemi karşısında fena hâlde şoka girmiş durumdalar. O yüzden de, meseleyi, imam-öğretmen zıtlığı üzerinden algılayacak kadar sığlaşarak, aslında nasıl bir “tekerlekli sandalye”yi andırdıklarını, yani yukarı doğru tırmanmalarının imkânsız olduğunu, aşağı doğru hızlanmalarının ise tam bir felâketle sonuçlanacağını farkettikleri için ilkel paranoyalar ve korku psikolojileri üretmekten kendilerini alıkoyamıyorlar.

“Tekerlekli sandalye olarak seküler Türkiye” metaforunu, Kemalist projeyle birlikte sekülerleşerek, aslî ethos'unu ve telos'unu (iyi, güzel, doğru iddialarını veya paradigmalarını) yitiren ve kendi kendini sömürgeleştirme aymazlığına soyunan Türkiye'nin nasıl kaçınılmaz olarak pathos hâlleri yaşamaya mahkûm olduğu meselesi üzerinden irdelemeye Cuma günkü yazıda da devam edeceğiz.

Bu yazı toplam 3778 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri