Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yusuf KAPLAN

Toprağa düşürülen tohum: İLEM

10 Ekim 2011 Pazartesi

Ayaklarımızın altından kayıyor toprak; mütemadiyen: İşlenmediği, sulanmadığı, bakılmadığı için... Bu toprağa tohum ekilebilir mi? Verimsiz bir toprak ürün verebilir mi? Çölleşmiş toprak, tohum kabul eder mi; meyveye durabilir mi?

Toprak, suyla hayat bulur ve hayat sunar bize. Yağmur kesilmişse, topraktan da ümit kesilmiş demektir. İşlenmediği, sulanmadığı, bakımı yapılmadığı için çoraklaşan, çölleşen, ruhsuzlaşan toprak, isyan eder bize.

 

* * *

Türkiye, dış görünüşü itibariyle büyüyor gibi: Bedeni, cüssesi irileşiyor sanki. Ama bir yandan da içten içe eriyor: Çölleşiyor tıpkı toprak gibi, insanımız da: Sekülerleşerek ruhunu yitiriyor: Duyarlıklarını, direnç noktalarını, dayanaklarını ve tabiî kaynaklarını.

Sekülerleştikçe, toprakla da, insanlığımızla da bağımız kopuyor: Betonarmelere mahkûm oluyoruz: Evsizleşiyoruz: Ruhsuzlaşıyoruz. Betonarmeleri cennet sanmamız, bir cinnet hâli aslında. Hayatımızı betonarmelere mahkûm ettikçe, canımızı (toprağı) da, Cânânımızı (toprağa hayat veren, su veren, bize kol kanat geren rahmetin Rahman'ını) da yitiriyoruz: Ayağımızın altından daha fazla kayıyor toprak, her geçen gün.

 

* * *

Oysa toprak bakım ister. İnsan da. Bakımsız toprak isyan eder; bakımsız insansa nisyan. Bakımsız toprağı da, bakımsız insanı da bekleyen yegâne kader: Çölleşme: Keder.

Toprağın isyanı, insanın nisyanınadır. İnsan, nisyana / unutmaya sürüklendikçe, toprak insanın nisyanına isyan bayrağı çeker: "Unutma" der, insana: Beni unutma. Çünkü beni unutman, kendini unutman demektir. Toprağın çocuğusun sen: Benimsin. Bendensin. Benden geldin, tekrar bana döneceksin.

Toprak gibi olduğu, toprakla dost olduğu zaman, insan, insanlaşır: Ufku, zihni açılır: Toprağa yaklaştıkça kendine yaklaşır: Ve Rabbine ulaşır.

 

* * *

Rahman, toprağa yaklaşan insana rahmet kanatlarını gerer: Ve toprak analaşır: Toprağa su değer: Canlanır: Verim verir, ürün verir, meyve verir: Toprağın verimi, ürünü, meyvesi ne olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilen, hatırlayan, unutmayan insan'dır ve insana'dır gerçekte.

İnsan, topraktır: Topraklaştıkça, sulanır, canlanır: Topraklaştıkça, gürül gürül akan, bütün varlıkları sulayan bir pınara, bir ırmağa, bir ummana dönüşebilir.

İnsanın toprağa yaklaşması, toprakla dost olması, toprağa hayat sunan bir su gibi gelir. Toprağa yaklaşan insan, toprağın suyu, Rahman'ın ulu kulu olur. İnsan toprağa yaklaştıkça, Rahman, rahmet kapılarını açar toprağa da, insana da.

İşte o zaman, toprağa ayağını muhkem bir şekilde basabilir insan. İşte o zaman, toprak coşar: verime, berekete, meyveye koşar.

 

* * *

Toprak: Kaynak'tır: Toprağa kaynak yapan bir medeniyet, insana ruh üfleyebilir ancak: İnsanın ruhsuzluğunu, susuzluğunu giderebilir.

Toprak, ayna'dır. Bir medeniyetin toprakla, tabiatla ilişkisi, o medeniyetin karakterini yansıtır ve karakter armağan eder o medeniyete ve çocuklarına.

Toprak, irfanın kaynağı, marifetin ayna'sı, maarif'in de ay'ıdır: Toprak, hakikattir aslında: Toprağa yaklaştıkça hakikate yaklaşır, topraktan uzaklaştıkça hakikatten uzaklaşır insan.

Toprak, Efendimiz'in (sav) remzidir: Hakikatin meyvelerini yetiştiren, yeşerten vasat; neşreden, ileten vasıta.

 

* * *

Eğitim, çok kötü bir sözcük: Şiddet yüklü. Maarif kelimesini yitirdiğimiz andan itibaren başladı buhran bu topraklarda: Temelleri olmayan, sütunları yıkılan, gökkubbesi çöken bir eğitim sistemi hükümfermâ Türkiye'de.

Temel, kaynak'tır: Eğitim sistemimiz, kaynaksız olduğu için hakikate ayna tutamıyor. Sütun, dayanak'tır: Eğitim sistemimiz, dayanaksız olduğu için dayanıksız; o yüzden yap-boz tahtasını andırıyor. Ay, gökkubbe'dir: Eğitim sistemimiz, gökkubbesizleştiği için, karanlıkları aydınlatacak bir ay olamıyor, ışık saçamıyor çocuklarımıza.

 

* * *

İşte İLEM, derin ve münbit topraklarda köksalan bir kaynağa; geleneğin ummanlarında yol alan bir dayanağa; çıkılan medeniyet tasavvuru yolculuğunda, yolumuzu aydınlatan bir ay'a, ışığa sahip olma kaygısıyla toprağa ekilmiş bir tohum; umut ve ufuk vadeden bir irfan, marifet ve maarif yuvası: İlim, irfan ve hikmet ocağı: Geleneğin engin kanatlarıyla kuşanarak geleceğin öncü kuşağını hazırlayan bir "hakikat menbaı".

İLEM'de ilim, irfan ve hikmet yolculuğu 10. yaşına ayak basıyor 15 Ekim'de, Üsküdar'da, Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri'nin yakınlarında, mütevazi bir yerde.

Bu yazı toplam 4292 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri